2020-08-05

Memleketten getiriyoruz! / ふるさとから持ってきてます!

   Geçen Zimbabve'de oturan bir arkadaşım kısa süre Japonya'ya dönmüştü. Onunla SMS üzerinde yazışırken ''Japonya'dan ne getiriyoruz'' konusunun gerçekten önemli olduğuna yeniden fark ettim.
   Nerede olursak olalım, eskisi gibi değil artık, bir şekilde asya yemek malzemeleri bulunuyor tam olmasa da. Yine de kendi ülkemizden getireyim diye düşündüğümüz şeyler çok var tabii. Japonya'dan Türkiye'ye dönerken bagaj hakkını sınıra kadar kullanıyoruz böylece.
先日、ジンバブエに住む友人が短期で日本に帰省。彼とSMSを通じてやりとりするなかで「日本から何を持ってくるか」は、本当に大切な事柄だと改めて気付きました。
 どこに住もうが、もはや昔のようではありません。完全に、とはいかなくてもアジア食材なども手に入ります。それでも、自分の国から持ってこよう、と考えるものはたくさんあるもの。だから、日本からトルコへ戻ってくるときは手荷物重量制限ギリギリまで詰め込むことになります。

   1. Streç film
   Allah allah, Türkiye'de de var neden getiriyorsunuz ki diyebilirsiniz ama... Gurbette yaşayan Japonların arasında ''Japonya'da satılan streç film''i getirmek artık gelenekselleşmiştir. Çünkü o kadar stressiz kullanabiliyoruz ki. Sadece streç film değil, onun kutusu bile çok değerli. Ben melese getirdiğim streç filmin kutusunu çöpe atmıyorum ve Türkiye'de aldığım streci içine koyup kullanıyorum. Bir kere kullanırsanız anlarsınız, Japonya'dakilerin ve onun kutusu bile ne kadar kullanışlı olduğunu.
* Türkiye'deki strecin kötü olduğunu söylemiyorum, dünya'nın nerelerinde olursa olsun, Japonlar Japonya'daki strecin ne kadar iyi olduğu konusunda hemfikir. ABD'de olsa, İnglitere'de olsa aynı. Ben çok milletçi değilim ama streç konusunda Japonya'daki en iyisi derim, kusuruma bakmayın.
1. ラップ
 え''ーーーーーーっ!! なんでよ、トルコにもあるじゃん、なんで持ってくるの? と言われるかもしれませんが。。。外国に住む日本人のあいだで「日本で売っているラップ」を持ち帰ってくることはもはや伝統です。というのも、素晴らしくストレスなく使えるから。ラップ本体だけではなく、その箱さえもものすごく貴重。わたしは、たとえば日本から持ち帰ったラップの箱を捨てず、トルコで買ったラップ本体を中に入れて使っています。一度使えばわかってもらえると思います、日本のラップが、そして箱でさえどれほど使い勝手が良いか。※トルコのラップが悪い、と言っているわけではありません。世界のどこであっても日本人のみなさんは日本のラップがいかに良いかという点について同意見。アメリカでも、イギリスでもそれは同じ。わたしは別に愛国主義者じゃないですが、ラップに関しては日本のが一番、と言います、申し訳ないけど。

   2. Seramik veya plastik dripper
   Türkiye'de dripper için kullanılan kağıt filtre her yerde satılıyor Migros olsun, -Carrefour olsun, marketlerde kolay elde edilir ama dripper yok. Tabii internetten alınabilir, büyük şehirlerde yaşıyorsanız Tchibo'da veya kahve çekirdeğini satan yerlerde bulunabilir ama en azından benim yaşadığım yerde yok. Herhalde herkes makine kullanıyor, benim gibi tek kişilik yapmıyor anlaşılan. O yüzden Japonya'dan getiriyorum.
 2. 陶器、またはプラスチックのコーヒードリッパー
 トルコではドリッパーで使えるペーパーフィルターはどこでも売っています。ミグロスでも、カルフールでも、スーパーで簡単に手に入ります。でも、ドリッパーはない。もちろんインターネットで買えるし、大都市で暮らしていればチボーや、コーヒー豆を販売しているお店なんかでもあるかもしれませんが、少なくともわたしの住んでいる場所にはない。おそらく、トルコではみんなコーヒーメーカーを使っていて、わたしのように一人分を淹れていないのでしょうね。なので、日本から持ってきています。

   3. Tuvalet klozet örtüsü
   2018'de ''Sıcak Soğuk Çelişikliği'' diye bir yazı paylaşmıştım burada. Belki biliyorsunuzdur Japonya'daki tuvaletlerin çok fonksiyonlu olduğunu. Burada da olsun demiyorum ama kışın soğuk klozete oturmak çok hoş bir şey değildir hepimiz için. O meşhur çok fonksiyonlu tuvaletlere gerekmiyor klozet örtüsü, çünkü oturağı kış mevsiminde ısıtılıyor. Ama eski tip tuvaletler de mevcut ve o zaman klozet örtüsünü kullanıyoruz. Hem bu 100 yen dükkanlarında satılıyor. 1 tanesi 100 yen, bugünkü TL - YEN kuru ile 6.65 TL. Sadece 6.65 TL ile kışın popomuz üşümüyor ise ne güzel, değil mi?
 3. トイレの便座カバー
 2018年に「あったかい、冷たいの矛盾」という文章をここで書きました。たぶんご存知でしょう、日本のトイレは多機能であることを。トルコにもあれば、とは言いませんが、冬場に冷たい便座に座るのは誰にとってもあんまり嬉しいものじゃありません。あの有名な多機能トイレに便座カバーは必要なし。だって、冬場は便座を温めているから。けれど、旧式のトイレだってあるし、その場合は便座カバーを使っています。おまけに100円ショップに売っているし。1つ100円。本日のトルコリラ=円相場で6•65リラ。わずか6.65リラで冬場おしりが冷えないなら、なんてお安いのでしょう?

   4. 100 yen dükkanından...
   Bilen bilir, Japonya'nın 100 yen dükkanı gerçekten süper bir yerdir. Mesela yeni üniversiteye giren, ilk defa tek başına oturmaya başlayan biri mutfak malzemelerinin hepsini 100 yen dükkanından tamamlayabilir.
    Ben ise ''Suşi hasırı'' ''Çubuk / Hashi'' ''Çubuk dayanağı / Hashioki'' gibi Japonya'ya has ürünler başta olmak üzere, bir sürü şeyler getirdim aslında. Bazılar valizde çok yer kapıyor ve vazgeçmek zorunda kalıyorum maalesef. Ama 100 yen dükkanı, gerçekten rüya gibi bir yerdir bizim için...
4. 100円ショップから...
 ご存知の方もいらっしゃるでしょう。日本の100円ショップは本当に素晴らしい場所です。たとえば、新たに大学に入学する、初めて一人暮らしを始める人は台所用品のすべてを100円ショップで揃えることができます。
 わたしはというと、寿司用の巻き簾、お箸、箸置きなど、日本独自のものをはじめ、いろいろなものを持ってきました。いくつかはスーツケースでとても場所を取るので残念ながら諦めざるをえないものも。それでも100円ショップは本当に夢のような場所なのです、わたしたちにとって。。。

    5. UNIQLO'dan...
    Japonya'ya gidenler, mutlaka UNIQLO'ya uğramıştır diye düşünüyorum. Hem kaliteli hem de ucuz (Japonya'ya göre). ''Airism'' ve ''Heatteck'' ürünleri her gittiğimde aldığım şeyler - yani işlevsel ürünler, yazın serin hissettiren veya kışın vücudumuzu ısıtan kumaştan yapılmış. Ve de UT denilen tişörtleri - Tişört Türkiye'den de daha ucuz alabilirim evet ama UT'in tasarımını seviyorum ben.  Hem daha Türkiye'de UNIQLO olmadığı için Japonya'da ne kadar yaygın olsa da burada pişti olmuyor he he he :D
5. ユニクロから
 日本に行った人たちは、きっとユニクロにも行かれたのではないかと思います。質がよく、値段もお手頃(日本では)。「エアリズム」と「ヒートテック」製品は日本に行くと必ず買うものですー機能性衣料:夏涼しく感じる、あるいは冬に体を温めてくれる布から作られています。それと、UTと呼ばれるTシャツ。Tシャツはトルコでもっと安く買えますが、UTのデザインが好きなのです。それにトルコにはまだユニクロがないので、日本でどれほどポピュラーであってもここで同じものを着ている人に出会うことはまずありません・笑。

    Bunların dışında tabi ki pek çok yiyecekler de getirmeye çalışıyorum. Yosun / Nori, Japon pirinci, Japon yapışkan pirinci (pirinç pastası yapmak için), Age - Tofunun kızartması. Getirip burada donduruyorum uzun süre dayansın diye. Dashi denilen balık veya yosun toz esansı: Eşim et yemediğinden dolayı bunlara çok ihtiyacım var, et suyu tableti filan yerine bunları kullanıyorum. Soya fasulyesinden yapılan ürünler (mesela Natto), çeşitli noodle (udon, soğmen, rağmen vb.), suşi şirkesi, soya sosu, çeşitli salata sosları (özellikle susam sosu), Japon çeşini / Furikake ... diye yazmaya başlarsam bitmez.
 これらのほかにも、もちろんたくさんの食材をがんばって持ってきています。海苔、日本米、日本のもち米(お餅用)、あげ(豆腐を揚げたもの。持ってきて、こちらで冷凍しています、長期保存するため)。だしと呼ばれる魚や海藻の粉ブイヨン:うちのパートナーは肉を食べないのでこれらは必携。お肉のブイヨンの代わりに使っています。大豆から作られた製品(たとえば納豆)、各種麺類(うどん、素麺、ラーメンなど)、寿司用味付け酢、醤油、サラダドレッシグ(特にごまドレ)、ふりかけ... などなど、書き始めたら枚挙に暇がありません。

   Ya siz gurbette yaşarsanız en çok ne özlersiniz acaba? Türkiye'ye geldiğinizde neler alıp dönmeyi düşünürsünüz? Sucuk? Tarhana? Salça?...
 あなたが外国で暮らすとしたら、何を一番恋しがるでしょうか? トルコへ戻ってきたときに何を買って帰るでしょうか? スジュク(乾燥させてスパイシーなソーセージ)? タルハナ(夏野菜とヨーグルトなどを使って作る手作りスープの素)? サルチャ(トマトやピーマンのペースト)?

2019-10-24

Baştan hepsi vardı / はじめに、すべてあった

── メッテさんのドキュメンタリー映画では、村上春樹さんの2作目『1973年のピンボール』を訳すに際して、実際に、ピンボールをしに行く場面が出てきます。
Hakkınızda yapılan belgeselde Haruki Murakami'nin ikinci eseri ''1973 yılında tilt oyunu''nu çevirirken sizin de fiilen tilt oyununu oynamaya gittiğiniz sahne var.

メッテ(以下M)はい。
Evet.

── ああいうこと、するんですね。
Öyle şeyleri de yapıyorsunuz.

M: するする。
Tabii ki.

── ただ単に机の上の仕事だけで終わらずに、取材のようなことまで。
Sadece masa üstünde bitmiyor, neyin ne olduğunu yaşayarak anlamaya çalışıyorsunuz.

M: やりますよ。わからないことがあったら。ホステスの仕事も見に行ったんですけど、お店に出勤するときは夜でも「おはようございます」って言うとかね、そういうことがわかってないと翻訳できないし、そういうことは、その場に行ってみないとわからないこと。
Öyleyimdir. Eğer anlamadığım bir şey olursa öğrenmeye giderim. Bir kere barda çalışan kızların işine bakmaya gittim: İşe geldiğinde akşamda olsa ''Günaydın'' diyorlar. Böyle şeyleri anlamadan çeviremiyorum ve böyle şeyleri yaşayamadan öğrenemiyorum. 

── 本を読んで、言葉を学ぶのも重要だけど。
Kitap okuyarak kelimeler öğrenmek de önemli ama...

M: そう、でも、基本的には日本の小説を読まないと。やっぱり本を読むと言葉は強くなる。
Evet, ama temel olarak Japon romanlarını okumak gerek. Kitap okursam kullandığım lisan da güçleniyor.

── 強く。
Güçleniyor?

M: いろんな言葉を知ることができるし、言葉の活きた使い方もわかってくる。すると、言葉は、強くなる。
Türlü türlü kelimeler öğreniyorum ve gerçek hayatta nasıl kullanıldıklarını da anlamaya başlıyorum. Böylece kullandığım lisan güçleniyor.


── 村上春樹さんを翻訳するについては、どういう難しさや、どういうおもしろさがあるんですか。
Haruki Murakami'yi çevirmenizin zor yanları ve keyifli yanları nelerdir?

M: 彼の言葉にはリズムが含まれている。
Onun cümleleri ritm içeriyor.

── 村上さんの書く文章に。
Haruki'nin cümlelerinde mi?

M: そうね、だから、最終的にデンマーク語になるまではたぶん10回くらい‥‥それも実際に声に出して読むんです。
Evet, o yüzden Danimarkacaya çevirirken son haline gelene kadar sanırım 10 kere... hem de sesli okuyorum.

── 音読する。そうすることによって?
Sesli okuyunca ne oluyor?

M: 気持ちがわかってくる。書いた人の。
Duygularını anlamaya başlıyorum yazarın.

── へええ‥‥気持ちですか。
Gerçekten mi? Duygularını mı?

M: 気持ちがわかったうえで、言葉はちゃんとデンマーク語になる。
Duygularını anladıktan sonra kelimeler doğru bir şekilde Danimarkacaya dönüşüyor.

── 心を経由することで、記号が、活きた言葉になるんですね。
Sizin kalbinizden geçince simgeler yaşayan lisana dönüşüyor demek ki.

M: それに、彼の作品には、なんて言ったらいいんでしょう‥‥たくさんの‥‥レイヤー?
Üstüne / Ayrıca onun eserlerinde, nasıl desem... birçok katman var gibi...

── んー、どういうニュアンスでしょう。
Hım, ne anlamda?

M: つまりね、若いときに読んだ印象と、歳をとってから読んだ印象と、ぜんぜんちがう本になると思います。わたしは、そう思うんです。
Yani gençken okuduğumda aldığım izlenim ile yaşlandıktan sonra okuduğum zamanki izlenim tamamen farklı oluyor. Tabii kanımca.

── あ、その実感はあります。自分はデビュー作の『風の歌を聴け』を何度か読んでいますが、そのたび、印象にのこる部分がちがうような気が。
Evet, bana de öyle bir izlenim bıraktı. Haruki'nin ilk eseri ''Rüzgarın şarkısını dinle''yi şimdiye kadar birkaç kere okudum ama her okuduğumda farklı kısım aklımda kalıyor.

M: あとは、これもわたしの考えですが、『世界の終りとハードボイルド・ワンダーランド』からは、レイモンド・チャンドラーの音が聞こえる。チャンドラーのやり方、チャンドラーの考え方。そういうものを、感じる気がする。
Bir de bu da benim düşüncem ama ''Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'' eserinden Raymond Chandler'in sesini duyuyormuş gibi hissediyorum. Raymond'un usulu, Raymond'un düşünceleri... öyle şeyler hissediyorum.  

── ああ、訳してらっしゃいますもんね。
Aa, Haruki onun eserini çevirdi, değil mi?

M: そう。村上さんは7冊、翻訳してる。
Evet, Haruki Reymond'un 7 eserini çevirdi.

── 誰かの文章を翻訳するっていうこと自体が、自分の文章にも影響を及ぼすんでしょうね。
Birinin cümlelerini çevirmek, kendisinin cümle yapısı da etkiliyordur herhalde.

M: そう、そう思う。
Evet, öyle düşünüyorum.


── じゃ、村上さんの小説をずっと訳してきたメッテさんには、どういう影響が及んでいると思いますか?
Öyleyse Haruki'nin eserlerini uzun zamandır çeviren size, ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

M: わたしの母が、わたしに聞きました。「もし、村上の本がなかったら、あなたは、どういう人になりましたか」
Annem bana sormuştu: ''Eğer Haruki'nin eserleri olmasaydı, sen nasıl bir insan olurdun?'' diye.

── ええ。
Öyle mi?

M: もう、わからないですよ。こんなに同じ作家の作品を翻訳してれば、それはもうすでに、わたしのアイデンティティの一部だから。
Bilemiyorum. Aynı yazarın eserlerini bu kadar çok çevirdikten sonra bir bakıma benim kişiliğimin bir kısmı oldu artık.

── 20年ですものね‥‥。どうして、そんなにも長く続いていると思いますか。
20 yıl değil mi, ne inanılmaz! Bunu bu kadar uzun sürdürebilmenizi sırrı nedir sizce?

M: やっぱり、村上の作品を愛しているから。こんなに続けるためには、その人の作品を愛してなければ無理です。
Tamamuyla / Her şeyden önce Haruki'nin eserlerini sevdiğim için. Onun eserlerine aşık olmadan bu kadar devam edebilmek mümkün değildir.

── そうなんでしょうね。
Hakılsınız.

M: 仕事としてはできると思う、別に好きでもなんでもなくたって、一応。でも、愛してないとよい翻訳にならない。だって2年です。その本と一緒の時間は。
İş olarak çeviri yapabilirim, sevmesem bile. Fakat sevmediğim sürece iyi çeviri yapamam. 2 senemi alıyor, o eser ile beraber geçirdiğim zaman.

── ましてや「嫌いだったら」無理ですねえ。
Fazla söze gerek yok, ''sevmiyorsanız'' mümkün değil...

M: わたしはもう16冊くらい訳しています。昨日、数えたんです。
Ben bugüne kadar 16 eseri çevirmişim, dün saydım.

── わあ(笑)。
İnanılmaz!

M: ただ、それは『1Q84』を3冊としてる。
Fakat, ''1Q84'' eserini 3 kitap saydım.

── じゃ、『ねじまき鳥クロニクル』も3冊。
O zaman ''Zemberek Kuşunun Güncesi'' de 3 kitap sayılmalı.

M: でも、いいでしょう? 村上さんの本は1冊1冊が太いですから。
Olmaz mı? Haruki'nin o eserleri çok uzun çünkü. 
* bu iki eser, Japonya'da 3 cilt olarak yayınlandı.

── ドキュメンタリーでは、村上さんの処女作の『風の歌を聴け』と、2作目『1973年のピンボール』の合本を翻訳されていましたね。
Belgeselinizde Haruki'nin ilk iki eseri ''Rüzgarın şarkısını dinle'' ve ''1973 yılında tilt oyunu''nun birlikte basıldığı bir kitap çeviriyordunuz.

M: そう。
Evet.

── 村上さんが最初期に書いた2作品を、めぐりあわせで、だいぶ後になって訳しているわけですが、そのことは、どうですか。
Haruki'nin ilk yazarlık döneminde yazdığı iki eserini, kaderin bir cilvesiyle oldukça vakit geçtikten sonra çevirdiniz. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

M: むかーしむかしに読んだとき、なぜか、おもしろいと思わなかったです。
Bir hayli zaman önce okuduğumda nedense pek ilginç gelmemişti.

── へえ。
Öyle mi?

M: 村上さんの本をたくさん訳した後、いま、もういちど翻訳のために読んだら、とっても、おもしろかった。
Haruki'nin eserini epey çevirdikten sonra tekrar çevirmek için okuyunca oldukça ilginç geldi.

── ああ、そうですか。やっぱり、自分の歳や経験と関係あるんですかね。
Anladım, belki sizin yaşınız veya deneyiminiz ile alakalıdır...

M: うん、そうかもしれない。だから、もし、昔に読んでおもしろくなかった本でも、あらためて読んでみたら、おもしろいって思うかもしれない。
Evet, öyle de olabilir. O yüzden eskiden okuduğumda ilgimi çekmeyen eserleri bile yeniden okuyunca ilginç gelebilir.

── 読む側の人生にも関わってくるのかな。物語とか、読書って。
Kitaptan neler hissedildiği okurun kendi yaşadıkları ile de şekilleniyor belki de.

M: わたし、はじめの2冊を訳してみたら、村上さんがやってきたことだとか、いまやっていることが、ぜーんぶ、ここに入っていると思った。村上さんを特徴づけるものとか、アイディア、キャラクターのつくり方、すべて、ここにあったんだって。
İlk iki eserini çevirince Haruki'nin bugüne kadar yaptıkları ve şu an yapmakta olduğu her şeyin burada bulunduğunu düşündüm. Onun özellikleri, fikirleri, nasıl karakterler oluşturduğu filan... hepsi oradaydı.

── 世界的な作家になっていく村上さんの、核になるようなものは、29歳の処女作執筆当初から、あった。
Dünyaca bilinen yazar, Haruki'nin özünü oluşturan şeyler 29 yaşında yazdığı ilk eserden bulunuyordu.

Rüzgarın şarkısını dinle /
1969 yılında tilt oyunu'nun
Danimarkaca verziyonu
M: そう感じる。ぜんぶそろってる。
Öyle hissediyorum. Hepsi orada.

── そのことを聞いたら、もういちど、読んでみたくなりました。
Bugün anlattıklarınızı dinleyince tekrar okumak istedim.

M: 村上春樹は、はじめから、まだひとつも本を書いてないころから、素晴らしい作家だった。村上さんの言葉に向き合いながら、そのことをずっと、実感していました。
Haruki Murakami, ilk baştan, daha hiçbir kitap yazmadığı zamanlarda bile muhteşem yazardı muhtemelen. Haruki'nin metinleri ile her karşılaşmamda bunu hissediyorum.


(おわります)
2019-10-21-MON
(Son / 21 Ekim 2019)
出典 / Kaynak

10 sene filan önce Kushimoto'daki bir törende tanıştığım Vaner bey sağolsun, yazdıklarımı okuyup zahmet demeden düzeltti. Düzelttiği yerler pembe ile yazdım. Bana öğrenme fırsatını verdiği için ona çok minnettarım.

2019-10-23

Kumaş, Kitap, Kedi ve Lisanlar / 布と、本と、猫と、言葉と。


── 以前、織物をやってらっしゃったと先ほどおっしゃってましたが、いま、この桐生市に住んでいるのも、そのことが理由ですか。
Daha önce kumaş dokumasını yaptığını söylediniz. Şu an bu Kiryu şehrinde oturmanız da bu yüzden mi?

メッテ(以下M): はい、そうです。34年前も桐生に住んでいたんです。15歳のときに、フランスの「ゴブラン織」を知って、夢中になりました。それで、高校を卒業したあとに、フランスで1年、織物をやりました。
Evet, öyle. 34 yıl önce de Kiryu'da oturdum. 15 yaşındayken Fransa'nın Gobelins dokumayı tanıdım ve hayran kaldım. O yüzden liseden mezun olduktan sonra Fransa'da bir sene kumaş dokumasını öğrendim.

── 翻訳の前に、織物。
Çeviriden önce kumaş dokuması.

M: そのときに川端康成の本に出会って、日本に興味を持ったんです。そこで、大学へ入って人類学の勉強をしていたんですけど、そのうちに、日本の織物のことを調べたくなり、日本語と、日本の文化の大学に移ったんですね。
O zamanlarda Yasunari Kawabata'nın eserlerini okudum ve Japonya ile ilgilenmeye başladım. Üniversiteye girip antropoloji okuyordum ama gittikçe Japonya'daki dokuma kumaşlar araştırmak istedim, ondan sonra Japonca ve Japon kültürünü okuyabileceğim üniversiteye transfer oldum.

── 織物って、世界各地にありますよね。もちろんデンマークにも。
Dokuma kumaş, dünyanın her yerinde vardır. Tabi ki Danimarka'da da.

M: ええ。
Evet.

── その中で日本の織物に惹かれたのは、どうしてでしょう。
Neden Japon dokuma kumaşı ile ilgilendiniz?

M: 日本の絣(かすり)の展覧会を見て、デンマークの博物館で。それが、素晴らしいと思ったんです。
Japonya'nın KASURI kumaşının sergisi vardı Danimarka'daki müzede. O zaman çok etkilendim.

── 布を織っているときは、どういう気持ちになるものですか?
Kumaş dokurken ne hissediyorsunuz?

M: 幸せな気持ち。わたしが本当にやりたかったのは、手織り機(ばた)ですが、シュッシュッシュッとやってると、本当に‥‥幸せなんです。
Çok mutlu hissediyorum. Benim en çok yapmak istediğim el tezgahı ve sağa sola ip kaydırınca gerçekten.... mutlu oluyorum.

── 糸というあれだけ細いものを、1本1本積み重ねて、一枚の布がつくられるわけですが、そう考えると、織物って、すごいことですね。
İncecik ipler birer birer dokunarak bir yaprak kumaş yapılıyor. Böyle düşününce dokuma kumaş süper bir şey.

M: わたし、機織りしながら、イリオモテにも住んだことがある。
Ben kumaş dokumasını yaparak Iriomote Adası'nda da yaşadım.

── え、沖縄の西表島にも?
Nasıl yani? Okinawa'nın Iriomote Adası mı?

M: とても素晴らしい先生に出会って、わたしは、はじめて彼女の絹を見たときには、泣きました。
Çok iyi bir öğretmen ile tanıştım. Ben onun dokuduğu ipeği gördüğümde ağladım bile.

── 泣いた?
Ağladınız?

M: うん。
Evet.

── どうして?
Neden?

M: 素晴らしかった、美しかった。見たことのないシルクだった。
Çok güzeldi. Mükemmeldi. O zamana kadar görmediğim ipek dokuması idi.

── 織物というのは、時間をかけて、一段一段、経(たて)糸と緯(よこ)糸で織りなしていくわけですけれど、そのイメージが、ひとつひとつ、言葉に言葉をあてはめていく翻訳のイメージと、どこか重なるような気がします。
Kumaş dokuması, yeterince vakit alarak birer birer dikey ipler ve yatay ipler ile yapılıyor. Bu sanki birer birer kelimeye kelime uygulanılan çeviriye çok benziyor.

M: 正しいと思います。わたしは、言葉を織っています。そういう感覚があるんです。
Doğru söylüyorsunuz. Ben lisan dokuyorum. Öyle hissediyorum.

── あ、そうですか。
Oh, öyle mi?

M: ふさわしい柄をつくり出すために、ふさわしい色を選んだりしながら。そういうところも、似ているし。
Uygun desen ortaya çıkarmak için uygun renkler seçiyorsunuz filan..., bunlar çok benziyor.

── ええ。
Evet.

M: 時間がかかるところも、同じね。先にタテだけ織れないし、後からヨコを織ることもできない。
Vakit alması da aynı. Sadece dikey iple dokuyamıyor ve sonradan sadece yatay iple dokuyamıyorsunuz.

── つまり、一足飛びには進まない。
Yani hooop diye ilerlemiyor.

M: そういう意味で、織物と翻訳は同じだと思います。そういえば、桐生に住んでいる写真家の‥‥
Bu anlamda kumaş dokuması ve çeviri aynı olduğu kanaatindeyim. Bu arada Kiryu şehrinde yaşayan fotoğrafçı...

── 石内都さん?
Bayan Miyako Ishiuchi mi?

M: そう、彼女も織物をやってんだって。
Evet, o da kumaş dokumasını yapmış.

── たしか、美大の織り科でしたよね。
Doğru hatırlıyorsam o da Sanat Üniversitesi kumaş dokuma bölümünden mezundu.

M: それが、いまでは、ちぎれたワンピースとかブラウス、そういう、ヒロシマの遺品の写真を撮ってる。
Evet, ve şimdi ise yıpranmış elbise veya gömlek gibi, Hiroshima Atom Bombası'nın anılarını fotoğraflıyor.

── 伊勢崎銘仙なんかも。
Onun çektiği Isezaki-Meisen (KAAURI kumaşunun bir çesidi) de güzeldi.

M: 素晴らしいお仕事をしていますね。布や織物との関わりが、いまでもまだ、続いてらっしゃる。
Çok hoş iş çıkarıyor. Kumaş veya dokuma kumaş ile olan ilişikiler hala devam ettiriyor. 

── すごく不思議なものだと思います、布って。人間にとって、とても身近で、なくてはならないものですけれど、「じゃ、つくってみて」と言われても、おいそれとは無理じゃないですか。
Oldukça esrarengiz bir şey, kumaş. İnsanlara pek yakın ve olmazsa olmaz gibi bir şey ama ''O zaman sen yap'' dendiğinde hemen yapılabilecek bir şey değil.

M: そうね。
Evet.

── タオル1枚、つくれないと思います。自分ひとりでは。
Bir havlu bile yapamıyoruz, tek başımıza.

M: うん。
Doğru.

── いつも身近にあって、助けてくれる。ちょっとやそっとじゃ、つくれない。そんなところも似ていると思います、布と言葉って。
Her zaman yanımızda ve bize yardım ediyor ama kolay kolay yapılamıyor. Böyle düşününce kumaş ve çeviri gerçektem benziyor.


M: そうね、ほんとうに。あと、日本で素晴らしいと思うのは、わたしは「紙」だと思う。
Evet, sahiden. 
Bir de Japonya'da kağıtlar da çok güzel kanımca.

── ああ、そのことも、よく聞きます。知り合いが写真集を持って、パリフォトとかに出展したりすると、「この紙は何だ」って、多くの人が、紙に反応するんだって。
Ah, ben de pek duymuştum. Benim tanıdığım Paris Foto Sanat Sergisi gibi bir yere fotoğraf kitabını götürüp sergileyince herkes ''Bu kağıt ne?'' diye kağıt ile ilgileniyormuş.

M: わかります、ぜんぜんちがいますよ。日本の紙は、すぐわかる。たとえばこれ、デンマークの本です。持ってみて、すごく軽いの。薄くてペラペラの紙を使ってるから。
Anlıyorum. Çünkü çok farklı. Japon kağıtları hemen anlaşılıyor. Mesela bu, Danimarka'da yayınlanmış kitap. Elinize alın, çok hafif olduğunu anlarsınız. Çok ince, ucuz kağıt kullanıldığı için.

── 以前デザイナーさんに取材したときおっしゃってたんですが、伝えたいことを伝えるために、どの紙を選んだらいいだろうって、そいういう視点で、本の用紙を選んでいるんだそうです。
Daha önce bir grafikere röportaj yaptığımda söyledi: Okuyuculara iletmek istediği şeyleri doğru bir şekilde iletmek için hangi kağıt daha uygun, öyle bir bakış açısı ile kitap kağıtlarını seçiyormuş.

M: ああ、そうですか。
Öyle mi?

── つまり、紙そのものに表現力、何かを伝える力があるというんです。
Yani bir kağıdın bile ifade gücü, bir şey iletme gücü olduğunu söyledi.

M: 日本の紙には、その力があると思う。だからわたしは、日本の本も大好き。デンマークの家は空っぽにしたけど、本だけは、そのままにしてきた。その家を借りている人は、わたしの本と猫と、一緒に住んでる。
Japon kağıtlarında öyle bir güç olduğuna inanıyorum. O yüzden ben Japonya'da yayınlanan kitapları da seviyorum. Danimarka'daki evimi tamamen boşaltmıştım ama sadece kitaplar öylesine bıraktım. Şimdi o evi kiralayan benim kitaplar ve kedim ile beraber oturuyor.

── へえ、猫ちゃんつきで(笑)。
Wow, kedili mi kiraladı.

M: そう。彼女はもう、18歳。
Evet. Kedim artık 18 yaşında.

── メッテさんの好きなものが、メッテさんそのものって感じですね。
Sizin sevdiğiniz şeyler tıpkı sizsiniz.

M: そう?
Öyle mi?

── 布と、本と、言葉と。
Dokuma kumaş, kitap ve lisan...

M: それと、猫と(笑)。
Ve de kedi.


(つづきます)
2019-10-20-SUN
(Devam ediyor / 20 Ekim 2019)
出典 / Kaynak