2010-05-24

bizim de kendimize göre hayallerimiz var./俺たちにだって、俺たちなりの夢ってもんがあるさ。

 Savaş insanı değiştirir, yüreğindeki önemli noktayı vurup kırır...
Uğur Yücel'in senaryo yazdığı ve yönettiği, Kenan İmizarıolğlu ve Olgun Şimçek'in ise baş oyuncu paylaştığı film ''Yazı tura''yı izlerken aklımın ucunda Rambo'nun* sesi yankı gibi çınlıyordu.
 *Rambo, Sylvester Stallone'un baş oyuncu yaptığı, Rambo serisinin ilk filmi.
 戦争は人を変え、心のなかの大切な部分をぶち壊してしまう。。。
ウール・ユジェル(映画『ニューヨーク アイラブユー』に出演していた画家のおじさん)がシナリオを書き、監督した、そしてケナン・イミザルオールとオルグン・シムシェッキが競演した映画『Yazı tura ※コイントスで「表か裏か」というときの言葉』を見ているとき、頭の隅っこでランボー*の声がこだまのように響いていました。
 * ランボーは、シルベスター・スタローンが主役を張ったランボーシリーズの第1作目。

 ''Hiçbir şey bitmedi, hiçbir şey... O benim savaşım değildi, sen yapmamı istedin... Ülkeme döner dönmez neyle karşılaştım ben. Bana bebek katili diyorlardı. Buradaki hayat benim için boştur boş. Ben iyi savaşçıydım ama burada otoparkının görevlisi bile olamıyorum. Siktir lan herkes nereye gitti... birliğimizde arkadaşlarım vardı ama burada hiç kimsem yok. Oradayken bir çocuk geldi, ayakabbınızı boyayım diye. Ben reddettim ama arkadaşım Joey o çocuğa acıdı ve kabul etti. Ama boya kutusunda bomba saklıyordu o çocuk. Kutuyu açınca... Boooom!! arkadaşımın parçaları bana yapıştı, ben onu kurtarmaya çalıştım ama çıkıyor çiğerleri gövdesinden... hiçbir şey yapamadım. Joey diyordu ''Evime dönmek istiyorum, evime...'' ama onun bacağını bulamadım, bulamadım ben ya...!!'' ... böylece filmin son sahnesinde orduya karşı tek başına savaşabilecek kadar kuvvetli bir adam ağlıyordu.
 「なんにも終わってなんかいない。何にも。あれは、俺の戦争なんかじゃなかった。あんたがやれって言ったんだ。国に帰るや否や何と出会った、俺は。赤ん坊殺しって言ってやがった。ここでの人生は俺にとっちゃ空っぽさ、空っぽ。俺はいい戦士だったけど、ここじゃ駐車場の係員にさえなれないんだ。ちくちょう、みんな何処へ行ったんだ。俺たちの部隊にゃ友達がいた。でも、ここじゃ誰もいない。あそこにいたとき、子どもがやってきたんだ、靴を磨きますって。俺は断ったけど、友達のジョーイはその子がかわいそうで、OKした。でも、靴磨きの箱に爆弾を隠してやがった。箱を開けた途端……ボンッ。友達の一部が俺に張り付いた。俺はヤツを救おうとしたけど、出てくるんだ内臓が体から。何にもできなかった。ジョーイが言ってた。『家に帰りたいんだ。家に……。』けど、ヤツの足が見つけられないんだ。見つけられなかったんだよ、俺は。」こんなふうに、映画の最後のシーンで軍隊を相手に闘えるほど強い1人の男が泣いていました。

 ''Yazı tura'' filminde bulunan iki delikanlı; biri fotbolcuydu ve askerlikten sonra Denizlispor'a trasfer olacaktı, bir gün Fenerbahçe'ye girmeyi hayal ediyordu. Diğeri ise Çiçekçi dükkanı açmak istiyordu... ama ne oldu olnlara? Aslında olanlar çoktan olmuştu... savaşta. İstedikleri o kadar çok değildi ama öyle küçük hayal bile yok etti savaş... En azından diri diri hayata döndükleri için bu şans diyebilirsiniz fakat onların bir kısmı öldürülmüştü, galiba en önemli olan kısmı...
 映画『Yazı tura』に出てくる二人の若者ーひとりはサッカー選手で、兵役を終えた後デニズリスポルに移籍するはずで、いつかフェネルバフチェに入ることを夢見ていました。もう1人はと言うと、花屋を開きたがっていました。けれど、何が彼らに起こったのか。実際、事件はずっと前に起こっていたのでした、紛争で。彼らが望んだことは、それほどたくさんではなかったのに、紛争は小さな夢さえ奪ってしまったのです。少なくとも生きて帰ってこれたのだから、それをチャンスと言うこともできるでしょう。けれど、彼らの一部は殺されてしまっていた。しかも、おそらく最も大切な部分を。

 Eskiden bunları o kadar düşünmemiştim, çünkü Japonya'da askerlik yok. Ama şimdi çok düşünüyorum... Türk arkadaşlarımı. Eğer arkadaşım böyle duruma düşerse ne yapabilirim, bilemiyorum. Sadece ve sadece diliyorum böyle birşey olmasın arkadaşlarıma, hiç de hiç olmasın...
 昔は、こうしたことをそれほど考えませんでした。日本に兵役はないから。でも、いまはすごく考えます、トルコ人の友達のことを。もしも友達がこんな状態に陥ったら、わたしに何ができるでしょう。ただただ、祈るだけです、友達にこんなことが起こらないように。ゼッタイに起こらないように。


 Bu filmde bir tane daha hikaye vardı, çiçekçi dükkanı açmak isteyenin ağabeysinin hikayesi... bir diyalog şöyleydi.
 - Atina'ya gidiyoruz dedi annem, Bilmiyordum orası neresi. Sordum, dedi yeni vatanımız, memleketimiz. Bir eve taşındık Selanik'te. Sekiz yaşındayım, babamı çok özlüyordum. Sen o zaman babamın kucağındasin, bilmiyorsun beni.
Üst katta oturan bir yaşlı adam vardı. Beni çağırıp bana masallar anlatırdı. Bir gün çıktım yanına, oturdum kucağına. Babam gibi kokuyordu. Sonra hep çıktım yanına, oturdum kucağına. Başımı yasladım göğüşüne. Bir gün kaydı bana. Bilmiyorum çocuğum ben o zaman. Zannediyorum hayat böyle.
Ben ibneyim. sen erkek ohh. Tamam mı?
 この映画にはもうひとつの物語があります。花屋を開きたい男の兄の物語。ある台詞はこんなでした。
 「アテネへ行くわよって言ったんだ、母さんが。知らなかった、そこがどこか。聞いたら、こう言った。わが新しい国民、新しい国よって。ある家にに引っ越した、テッサロニキの。僕は8歳だった。父さんがとても恋しかった。お前はそのとき父さんの腕の中にいたんだ。知らないんだ、俺を。
上の階に年老いた男が住んでいた。俺を呼んで物語を聞かせてくれた。ある日そばに行って腕のなかに座った。父さんみたいな匂いがしたよ。それからはいつもそばに行って腕のなかに座った。その胸に頭をもたせかけて。ある日、そいつが俺を犯した。知らなかった、子どもだったんだ。人生ってこういうもんだと思ってた。俺は男娼だ。お前は男さ。分かったか。」

 Herkesin kendine göre derdi var...
 Herkesin kendine göre hayali var... da...
 皆それぞれに悩みがあり、皆それぞれに夢がある、のだけれど。。。

Oyuncu fotoğrafı : Yukarıdan Kenen İmizarıoğlu, Olgun Şimşek ve Teoman Kumbaracıbaşı.
俳優写真:上からケナン・イミザルオール、オルグン・シムシェッキ、テオマン・クムバラジュバシュ

2010-05-13

Sevgi dolu ifadeler / 愛いっぱいの表現 ♥

    Canım, dostum, şekerim, balım, gülüm, ciğerim, koçum, kankam, bir tanem... Türkiye'de sevgi dolu ifadeler çoooook!! Bunlar sadece sevgili arasında değil, arkadaş veya aile arasında da hep kullanılır (sevgiliye ise ''hayatım'' ''aşkım'' ''güzelim'' falan... daha çoooook kullanılan sözler var... ne kadar yazsam da bitmez bunlar). Hatta ''seni seviyorum'' ''sen çok ama çok güzelsin'' ''öpüyorum seni'' ''iyi ki varsın'' gibi sözler de bayağı yaygın.
    ジャヌム(親愛なる人、大好きな人って意味になるかな?)、ドストゥム(わが親友)、シェケリム(直訳すると、わたしの砂糖。英語的に my sugar だけど、友達や家族のあいだでも使う)、バルム(直訳は、わたしの蜂蜜。英語的に my honey で、やっぱり友達や家族にも使う)、ギュルム(直訳は、わたしの薔薇。これは恋人用)、ジエーリム(直訳は、わたしの腎臓肝臓ちゃん〈笑〉、まぁわたしの一部的な意味)、コチュム(直訳は、わたしの牡羊、若い男性に向けて使われる)、カンカム(血を分けた兄弟みたいな感じ。それくらい近い親友という意味)、ビターネム(わが一粒ちゃん。これも恋人用)……トルコでは親愛の情が詰まった言葉がたーくさん。これらは、単に恋人同士のあいだだけではなく、友達や家族のあいだでも、フツーに使われます(恋人に対してなら、「ハヤートゥム/わが人生」「アシュクム/わが愛」「ギュゼリム/わたしの素敵な人」など、まだまだたくさん使われる言葉があります(書いても書ききれません)。さらには「あなたが好き」「あなたって、ホントにホントに素敵な人ね」「キスしてるよ(が直訳だけど、トルコでは出会った時、別れるときに頬にキスしあうので、好きな人に対する「じゃあね」的な意味もある)」「あなたがいて良かった」といった言葉もかなりポピュラーです。
    Japoncada canım, ciğerim gibi ifadeler olmadığından anlatmak zor, of... yoruldum.
    日本語には「ジャヌム」「ジーエリム」といった表現がないので、説明するのが難しい、あー疲れた(笑。

    Ben Türkçe konuşurken ya da yazarken bunları sık sık kullanırım hiç utanmadan. Neden utanayım, zaten bu sözler tam hissettiklerimi anlatabiliyor, ifade edebiliyor.
Ne var ki Japoncaya dönünce söyleyemiyorum herhalde... üzgünüm ama.. Söylemek istiyorum istemesine de oldukça çekiniyorum. Eğer söylesem de karşımdakiler de muhakkak şaşırır ve çekinir, yemin ederim.
    トルコ語をしゃべる時、また書く時、わたしはこういう言葉をよく使います、まったく戸惑うことなく。どうして戸惑う必要があるでしょう。だって、これらの言葉は、わたしが感じていることを説明し、表現し得ているのですから。ところが、日本語になると言えないのです、どうしても。残念ですが。言いたいと思うには思うのですが、かなりためらいます。もし言ったとしても、相手は間違いなく驚くし、引くでしょう。絶対に!

     İşte burada Türkçe konuşmaktan hoşlandığımın sebebi bulunuyor. Ben hissettiklerimi doğru düzgün karşımdakilere iletmek istiyorum ama Japoncada beceremiyorum X*** Oysa ki Türkçede ise söyleyebiliyorum. Birini sevince ona sevgimi gösterebiliyorum bir şekilde hatta kolay kolay. Ne bileyim, Türkçe konuşurken daha çok samimi olabiliyorum çok tuhaf ama. Umarım... Japoncada olsa da söyleyebilirim bir gün bunları...
     そして、ここに、わたしがトルコ語をしゃべるのが好きな理由があります。わたしは自分の感じていることを、そのままストレートに相手に伝えたいのですが、日本語ではうまくできないのです。でも、トルコ語でなら言えてしまう。誰かが好きなら(男と女としてでなく、人として)その人に親愛の情を見せることができる、何かしらの言葉で。しかも簡単に。よく分からないけど、トルコ語で話すとき、わたしはより素直になれるのです。とてもおかしなことだけど。たとえ日本語であっても、こうした言葉が使えたら良いのだけど、いつか。。。

2010-04-29

Ezanı güzel okuma yarışması/エザン朗唱コンテスト

 Dün gece yarısı 12.00'den Japon ulusal televizyon kanalı NHK'de ''TORUKO ROOSHOO KONTESTO / Türkiye, Ezanı Güzel Okuma Yarışması'' adlı bir program vardı (bu ''Dünya'nın Belgesel'' programı - başka ülkelerde yayınlamış programı, NHK'de yayınlanıyor). Ben dışardaydım ve programına yetişebilir miyim acaba... diye heyecanla eve doğru dönüyordum.
 昨晩、深夜12時から日本の公共放送局NHKで『トルコ 朗唱コンテスト』というタイトルの番組がありました(これは『世界のドキュメンタリー』という番組ー別の国々で放送された番組をNHKが放送しています)。わたしは外出中で、番組に間に合うかなぁ〜とドキドキしながら家に向かっていました。

 Eve geldiğimde saat 12.10'du (çok şükür, o kadar gecıkmedim).
 Bu programı izlemeden önce Ezan Güzel Okuma Yarışması gibi birşey olduğunu hiç bilmiyordum.
 Programda, 3 kişiye odaklanıyordu. Biri, konservatuar'da müzik eğitimi görmüş bir imam / müezzine; Habil Öndeş, diğerleri ise İstanbul'da oturan, Ezan Güzel Okuma Yarışmasına katılacak 2 müezzine. Sonuçta bunların biri yarışmada birinci oldu ve ödülü olarak 2 altın sikke başta olmak üzere kravat, kol saati, Edirne'nın hatıra eşyası (yarışma Eedirne'deki Selimiye Camii'de düzenlendi) ve elektrik karıştırıcı vb. (niye ya??? komik değil mi?) aldı.
 家に帰ってきたのは、12時10分(幸運にも、それほど遅れずにすみました)。
 この番組を見るまで、エザンの朗唱コンテストのようなものがあることはまったく知りませんでした。
 番組では3人に焦点をあてていて、1人は音楽学校で教育を受けたというイマム兼エザンを詠む人であるハビル・オンデシュ、あとはイスタンブルに住む、朗唱コンテストに参加予定の2人のイマムでした。結果的に、2人のううちの1人がコンテストで優勝し、商品として金貨2枚と、ネクタイ、腕時計、エディルネのお土産(コンテストはエディルネのセリミエ・モスクで開かれた)、そして電動ミキサー(なんで? おかしくない?)をもらいました。

 Ezanı Güzel Okuma Yarışmasının gerekip gerekmediğini bilemiyorum ama güzel söylenen ezen gerçekten içimi titretir. Nasıl söyleyim müslüman olmamama rağmen huzur içindeymiş gibi hissederim, tabi ''uzaktan'' duyduğumda.
 Şimdi anımsıyorum, Ankara Kalesi'nde duyduğumu ezanı... 2007 yılının yazı, sanırım ikinci ya da akşam ezanıydı. Birden şehrin her tarafından ezan sesleri çıkmaya başladı... Bir süre gözlermi kapadım ve ezan bitene kadar dinledim... Sanki zaman kavramı kaybolmuş gibiydi...
 エザン朗唱コンテストが必要なのか、必要でないかは、わたしには分かりません。でも、上手に朗唱されるエザンは本当に心を震わせます。なんと言えば良いでしょう、わたしはイスラム教徒でないのに、やすらぎのなかにいるように感じるのです。もちろん“遠くから”聞いた時にですが。
 いま、思い出しています。アンカラ城で聞いたエザンを。2007年の夏、確か昼2回目か夕方のエザンだったと思います。突然、街のあらゆるところからエザンの声が上がりはじめたのです。少しのあいだ、眼を閉じて、エザンが終わるまで聞きました。まるで、時間の感覚がなくなったようでした。

 Bay Habil Öndeş hakkında: http://www.tumgazeteler.com/?a=2903959
 ハビル・オンデシュについて(本ドキュメンタリーはオーストリアの放送局が放送したものなのですが、その取材時の話がニュースになってます)
 2009 Yılı Ezanı Güzel Okuma Yarışması Türkiye'nin Birincisi: http://www.dailymotion.com/video/xckpvq_2009-yl-ezan-guzel-okuma-yarmas-tur_news
 2009年エザン朗唱コンテスト トルコの第1位(アマチュアのカメラで撮ってますが、エザンは聞けます。コンテストの様子も分かります)

 Bu arada bu program, 12 Mayıs'a kadar NHK OnDemand sitesinden indirilip izlenebilir (ücretli).
 なお、この放送はNHKオンデマンドで、5月12日まで購入視聴できます(有料サービス)

2010-04-22

SABAH gazetesi'nden / サバフ紙より

 Bugün İstanbul'da oturan bir arkadaşımdan haber aldım, 23 Nisan Çocuklar Bayramı'yla ilgili.
 きょう、イスタンブルに住む友達から聞きました、4月23日の子どもの祭典について。


 Arınç, Japon çocukları böyle selamladı 'Arigato gozaimasu... Maşallah'
 アルンチは、日本の子どもたちをこんなふうに迎えた「ありがとう ございます……マーシャッラー」

 22.04.2010

 BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde TRT 32. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliğine katılmak üzere Türkiye'ye 41 ülkeden gelen çocukları Başbakanlık Yeni Bina'da kabul etti. Arınç, 7 yaşındaki torunu Mehmet Akif Yeter'in de aralarında bulunduğu çocuklara seslenirken tam 41 dilde "hoş geldiniz" dedi. Kültürlerine ait ilgi çekici ve renkli elbiseleriyle gelen çocuklara "Yüzünüzdeki bu neşe ve güzel gülümseme hiç eksik olmasın" diyen Arınç, 23 Nisan'ın, Ulu Önder Atatürk'ün çocuklara verdiği en önemli hediye olduğunu söyledi. Arınç, "Bir gün gelecek, dünyada güne acıyla, korkuyla, endişeyle, açlıkla uyanan tek bir çocuk bile kalmayacak" diye konuştu.
 4月23日国民主権と子どもの日の祝賀で行なわれるTRTの第32回 国際子どもの祭典に参加するため、41の国々からトルコにやってきた子どもたちを、首相補佐ビュレント・アルンチが首相官邸の新ビルで出迎えた。自身の7歳になる孫メフメット・アキフ・イェテルも顔を見せた場で子どもたちに声をかけたとき、アルンチは41の言葉で「ようこそ」と言った。それぞれの文化を示す魅力的かつカラフルな衣装でやってきた子どもたちに「キミたちの顔に浮かぶ楽しく、ステキな笑顔に祝福を」と声をかけたアルンチは、4月23日が偉大なる先導者アタチュルクによって子どもたちに与えられた最も大切な贈りものであると言い、「いつかやってくる。世界で苦しみや恐怖、心配、空腹で眼を覚ます子どもが1人もいなくなる日が」と話した。

 JAPONCA TEŞEKKÜR ETTİ
 Arınç, daha sonra TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile birlikte, tek tek yanına gelen çocukların getirdiği hediyeleri kabul etti ve onlara hediye verdi. Arınç, Japonya'dan gelen çocuk kendisine hediye verince Japonca teşekkür ederim anlamına gelen "Arigato gozaimasu" dedi, ardından "maşallah" diye ekledi. Arınç'ın bu sözleri salonda kahkaha seslerinin yükselmesine neden oldu. ABD'den gelen çocuklar Arınç'a kuş tüylerinden yapılan bir kızılderili başlığı hediye etti. KKTC'den gelen küçük çocukla özellikle ilgilenen Arınç, konuğunu sahneden uğurlarken "Eroğlu Amcana selam söyle" dedi. Finlandiyalı çocukların, uçak seferlerinin iptal olması nedeniyle Türkiye'ye gelemediği öğrenildi. ANKARA
 日本語でありがとう。
 アルンチはその後TRTの代表取締役イブラヒム・シャーヒンとともに、1人ずつそばにやってくる子どもたちが手にした贈りものを受け取り、彼らに贈りものを手渡した。アルンチは、日本からやってきた子どもが贈りものを手渡すと、「テシェッキュル・エデリム」を意味する日本語「ありがとう ございます」と言い「よく言えた」と付け加えた。アルンチのこの言葉は、サロンに笑いを引き起こした。アメリカからやってきた子どもたちは、アルンチに鳥の羽根で作られたネイティブ・アメリカンの頭飾りをプレゼントした。キプロスからやってきた小さな子どもに特に興味を示したアルンチは、ゲストを舞台から見送る時「エロールおじさん(北キプロスの新大統領のこと/右写真)に、よろしく伝えてくれ」と言った。フィンランドの子どもたちは、飛行機が飛ばなかったためトルコに来ることができなかった。

 Hürriyet gazetesi'nin makale de var.

2010-04-09

Sazan balığı şekilli rüzgar hortum / 鯉のぼり

 Japonya'da ''Koinobori'' derken 5 Mayıs'ta kutlanan ''Çocuklar Günü'' aklıma gelir.
 Koinobori, eskiden Çin takviminde (ay gün takviminde) Şimdiyse Güneş takviminde 5 Mayıs'ı cıvarı evin bahçeleride asılan sazan balığı şekilli rüzgar hortum. Ama asılan amacı, tabii ki rüzgarın yönü ölçmek için değil, evin erkek çocuğunun başarılı olmasını dilemek için... (maalesef kız çocuğu için değil, ama 3 Mart'ta ''Kızlar Günü'' var ki burada kızmayalım :p)
 日本で『鯉のぼり』というと、5月5日に祝われる『こどもの日』が思い浮かびます。
 鯉のぼりは、かつては旧暦の(陰暦の)、現在はというと新暦の5月5日頃、家の庭などで揚げられるコイの形をした吹き流し。けれど、揚げられる目的はもちろん風向を測るためではなく、家の男児の出世を願うため(残念ながら女児のためではありません……が、3月3日のひな祭りがありますから、ここでは怒らないでおきましょう)。

 Son zamanlarda bu Koinobori, yalnız eskisi gibi başarılı dilemek için değil, turizm amacında da kullanılır. Yani turistler gelsin diye... mesela şu fotoğraftaki gibi...
Kiraz çiçeği zamanı gelince Japonya'da insanlar çiçeklerini görmeye giderler de daha eğlenceli olsun diye Koinobori de asılır (tabii ki 5 Mayıs cıvarında da tekrar asılır...)
 最近では、この鯉のぼりも昔のように出世を願うためだけでなく、観光目的でも使われます。つまり、観光客に来てもらおうと、たとえばこの写真のもののように……。桜の季節が来ると、日本では人々が花見に出かけますが、より楽しくあればと鯉のぼりまでも揚げられるのです(もちろん、5月5日頃にも再び揚げられますが)。

 Bu arada başarılı olsun diye niye sazan balığı şekilli rüzgar hortum kullanılır? Çin'nin tarihi olayına göre eskiden Sarı Irmak'ta ''Takimon (Ejderha Kapı)'' adlı bir çağlayan varmış. Birçok balıklar bu çağlayanı çıkmaya uğraşmış ama birtek sazan balığı çıkmakta başarmış, bundan sonra ejderha olmuş. Bu öykü ile ilgili olarak eskiden sazan balığı başarının symbol olmuş.
 ところで、出世するようにと、なぜコイの形の吹き流しが使われるのでしょう? 中国の故事によると、かつて黄河に『滝門』と呼ばれる滝があったそう。たくさんの魚がこの滝を登ろうと試みたのですが、ただコイだけが滝を登り、そのあとに竜になったとか。この物語にちなんでコイが成功の象徴になったそうです。

En son resim, Wikipedia'dan. Ressam : Hiroshige Utagawa
最後の写真はウィキペディアより。歌川広重 作

2010-04-06

Türklerin sorularına cevaplayan kitap / トルコ人の質問に答えた本

 Amazon.jp'de sipariş ettiğim ''Türklerin Japonya ile ilgili sorularını Japon tarihinden cevaplayan kitap'' adlı bir kitap, geçen Cuma günü bana teslim edildi. Ele geçirdiğimde çok heyecanlandım!! ...fakat sayfayı çevirince sandığımdan tamamen farklı olduğunu anladım. Tıpkı ders kitabı gibi... X(
 アマゾンで注文していた『トルコ人の日本人に関する質問に答えた本(直訳すると ''Türklerin Japonya'ya ait sorularına cevap veren kitap'' になると思うんだけど……。反対に上のトルコ語タイトルを直訳すると「トルコ人の日本に関する質問に ''日本の歴史から'' 答えた本』になると思う)が金曜日に届きました。手にしたときはかなり興奮!!! ……でもページをめくると想像していたものとはまったく違うものだと分かりました。まるで教科書のよう。。。(- -;)

 Kitabın tanıtımında ''Japonca - Türkçe çift dilli / translation side by side with the original'' diye yazılmıştı ki nasıl çevirdiklerine çok merak ediyordum... yani Türkçe - Japonca, kısa metinde sırayla yazıldığını zannetmiştim de maalesef önce 2-3 sayfalık Japonca metin, sonraki sayfada Türkçe metin bulunur. Eğer sol sayfada Japonca, sağ sayfada Türkçe metin bulunduysa okumak daha kolay olurdu bence.
 本の紹介で「日本語・トルコ語対訳」と書いてあったので、どんなふうに翻訳されたのかすごく気になっていました。つまり、トルコ語ー日本語が短いテキストで交互に訳されていると思っていたのです。……が、残念ながらまず2-3ページの日本語テキスト、そのあとのページにトルコ語のテキストが書かれています。もし、左ページに日本語、右ページにトルコ語テキストがあれば、もっと読みやすかったのに。

 Neyse kitabın bir kısmını tanıtalım...
 とにかく本の一部を紹介しましょう。

-----------------------------------------------------------------------------------
Q. どうして日本人は「愛している」って言わないんですか?
Q. Neden sevgiliye ''Seni seviyorum'' denilmez?

 もし日本人の男性に「恋人(または奥さん)にロマンチックな手紙を書いてみたらどうですか?」と言ったとき、その男性はどう答えるでしょうか。
 Eğer Japon erkeklerine ''Sevgiliye (eş) romantik mektup yazdırırsanız nasıl olur?'' dendiğinde o erkek ne cevap verir acaba?

例えば加藤は、次のように答えると考えています。「そんなことはできないよ。俺は日本男子なんだ」、つまり、日本の男性は恋人にロマンチックな手紙を書きたがらないという意味です。
Örneğin sayın Katoo söyle cevap verir. ''Öyle şey yapamam. Ben Japon erkeğiyim.'' Yani Japon erkeği sevgilisine romantik mektup yazamaz anlamına geliyor.

このことに関して橋爪は、日本の男性は「大切なのは言葉じゃなくて気持ちです。」と思うはずだと書いています。
Bu konuyla ilgili sayın Hashizume, Japon erkekleri ''Önemli olan söz değil hislerdir.'' diye yazar.

また水瓜は、日本人と愛情表現について次のように書いています。
Yine sayın Mizu Japonların hayatı ile ilgili şunları yazar.

 自分の方から愛情表現をするのは、日本人にとって苦手なことだ。ひとつには、言葉少なく、控えめが美徳とされてきたためである。
 Kişinin kendi aşkını ifade etmesi, Japonlar için sıkıntılı bir durumdur. Bunun nedenlerinden bir tanesi de çok fazla konuşmayıp, sessiz olmalarıdır ki bu kötü şeylerin olmamasını istemelerindendir.

「沈黙は金、雄弁は銀」「口はわざわいの門」などと、多弁は信用されないという意味のことわざもあるほどだ。
''Söz gümüş ise sükut altındır.'' ''Bin düşün bir konuş'' gibi çok konuşan insanların çok rahat olmayacaklarını belirten atasözleri vardır.

 確かに、日本人は恋人や、夫・妻に対して「愛している」と言わないようです。
 Şüphesiz, Japonlar sevgilisine, eşine ''Seni seviyorum'' demez.


水瓜によれば、最近の若い日本人は変わってきたということですが、これも「昔の日本人」と比べての話で、他の国と比べて「愛している」ということが多いわけではないでしょう。
Sayın Mizu göre günümüz Japon gençleri değişmişlerdir ama bu ''eski Japonlar'' ile kıyaslanan bir konuşma olup, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ''seni seviyorum'' diyen çoktur anlamına gelmez.

これは私の意見ですが、やはり、多くの国と比べて「愛している」という言葉は、日本人の会話では少ないと思います(「愛している」ということと愛情表現は、100%同じではありませんが、ここでは同じと考えます)。
Bu benim düşüncem ama aslında çoğu ülke ile karşılaştırıldığında (''seni seviyorm'' sözüyle aşk ifadesi, %100 aynı değil ama burada aynı olarak düşünülür.)

 日本人は昔からこうだったのでしょうか。
  Japonlar eskiden beri böyle miydi?

前に書いた加藤は、先ほどの言葉のあと、「日本人は伝統的に言葉をうまく使い、愛情表現をしてきた」と書いています。
Sayın Katto bu konuda şöyle yazar. ''Japonlar geleneksel sözlere aşkını belirtir.'' diye yazar.

では、昔は「愛情を表現する習慣」があったのでしょうか。そしてもし「あった」なら、どうやって消えたのでしょうか。
Yani eskiden ''aşkını ifade etme alışkanlığı'' var mıydı? Vardıysa ne zaman yok oldu?

この章ではそのことを調べたいと思います。
Bu bölümde bu konuyu araştıralım.

-----------------------------------------------------------------------------------
※Kalın ve italik harfle yazıldığı kısım, yanlış olduğunu ya da çeviri olarak uygun olmadığını düşündüğüm parça. Sizce nasıl?
Bunu yanlış olduğunu eleştirmek için değil, öğrenmek istediğim için yazdım.

2010-03-09

Japon Meddahlığı, Rakugo / 日本の寄席芸能、落語

Dün arkadaşımdan bir mail geldi. Bu mailinde Osaka'da oturan bir Türkün, aslında ben de onu tanıyorum da çoktandır görüşemedim, Japon meddahlıklarından biri olan Rakugo'da bir ödül aldığını öğrendim.
 きのう、友だちから一通のメールが来ました。このメールで、大阪に住むあるトルコ人ーー実は、わたしも知っているんだけど、ずいぶん会えてないーーが、日本の寄席芸能のひとつである落語で、ある賞をもらったと知りました。

Ödül alan, Osaka Üniversitesi'nde doktora yapmakla birlikte ''Warattei Harito'' mahlasıyla Rakugo yapan Halit Mızraklı. 27-28 Şubat 2010 tarihinde tüm Japonya'nın üniversite öğrencilerine ait düzenlenmiş ''Sakuden Taişoğ'' adlı Rakugo yarışmasına katılıp gösteri yapmış, 193 öğrenci arasında ödül alan 3 kişiden biri olmuş. Bir de Halit, bu yarışmada ödül alan ilk yabancı. Aferin! Aferin! Bravo!!! Türkiye'yi, Türkleri sevenlerin biri olarak ondan gurur duyuyorum!!!
 受賞したのは、大阪大学で博士課程をやりつつ、“我楽亭(わらってい)ハリト”の高座名で落語に取り組んでいるハリト・ムズラクル。2010年2月27-28日に全日本の大学・大学院生を対象に行なわれた『策伝大賞』という落語選手権に参加して落語を披露し、193人の学生のなかで受賞者3人のうちの1人になりました。しかも、ハリトはこの選手権で受賞した初めての外国人。すごいっ! すごいっ! ブラーボォォォッー! トルコ&トルコ人が好きな一人として、彼を誇りに思います。

Bu yarışma, 20 Mart'ta sabah 8.00 - 8.50'de NHK BS2 kanalında yayınlanacakmış... Japonya'da oturanlar, kaçırmayın!!! Bu arada bu Halit, oldukça yakışklı :D İşte, izlemek ister oldunuz mu?
 この選手権は、3月20日(土)朝8時〜8時50分にNHK BS2で放送されるとか。日本に住んでいる人たちは、お見逃しなく〜!!! ところで、このハリトはかなりの男前です・笑。ってことで、見たくなりましたか?

Türkiye'nin Japonya yılı olan bu sene, Türkiye'de çeşitli gösterleri düzenlenecek de bu güzel haber, Türkiye'de de duyulsun!!!
 トルコにおける日本年の今年、トルコではさまざまな催しが行われますが、この素晴らしいニュースも、ぜひトルコで知られてほしいっ!!!

 Ödül haberi (Mainiçi Gazetesi'nden): http://mainichi.jp/area/gifu/news/20100301ddlk21200017000c.html
(Japonca)

Ne demek Rakugo? : http://en.wikipedia.org/wiki/Rakugo
(İngilizce)

Warattei Halit'in blogu : http://warattei.exblog.jp/
(Japonca)

2010-03-05

''Sinan'' adlı bir kitap / 『シナン』という名の本

05 Mart, 2010 - 3月5日(金)

Ankara'dayken, Japonya'ya gidersem mutlaka okurum diye karar vermiştim bu kitabı. Adı ''Sinan''. Yazar Bay Baku Yumemakura'nın kaleminden çıkmış bu eser, Koca Mimar Sinan'ın hayatına dayanarak yazılmış da hayal ürünü şey. Sinan, tarihte sahiden bulunmuş adam ama ne tip kişinin olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Hayır... biz hayal kuruyoruz. İstanbul'da bulunan bir hayli camileri veya Edirne'deki Selimiye Cami'yi görürken, onların içine girerken Sinan'ın nasıl birey olduğunu düşünüyoruz. Bu kitabın yazarı, Bay Baku Yumemakura da aynen öyle bizim gibi hayal kurarak bir roman yazmış.
 アンカラにいたとき、日本に言ったらゼッタイ読もうと心に決めていました、この本を。タイトルは、『シナン』。作家・夢枕獏氏によって書かれたこの作品は、偉大なる建築家シナンの人生に基づいて書かれていますが、フィクションです。シナンは、歴史上実在した人物ですが、どんな性格の人だったのか、わたしたちは本当に知っているでしょうか。答えはノー。わたしたちは想像しているのです。イスタンブルにあるたくさんのモスクを、あるいはエディルネにあるセミリエ・モスクを見るとき、それらの中に入るとき、シナンがどんな人間であったかを考えるのです。この本の著者、夢枕獏氏もまた、まさしくわたしたちと同じように想像し、1冊の小説を書き上げたのです。

Sinan'ın bu dünyayı terk ettiğinden beri 400 yıldan fazla geçti. Çok şükür, biz hala onun yaptığı yapıları görebiliyoruz fakat nasıl insan olduğunu göremiyoruz. Ancak hayal gücümüz kuvvetliyse görebiliriz, kendimize ait Sinan'ı.
İşte, bu romanda yazılan Sinan, Bay Baku Yumemakura'nın hayal etmesidir. Onun üzerinde yaratılmış Sinan'dır. Buna rağmen romanda bulunan Sinan, oldukça ilgimi çekti. Gerçek değilse bile Sinan'ı önceden daha yakın hissedebildim. Tekrar İstanbul'a... hala gidemediğim Edirne şehrine... gideşim gelip içimde büyüdü. Onun yaptığı camiilerinin içinde onu hissetmek ister oldum.
 シナンが、この世を去って400年以上が経ちました。幸運なことに、わたしたちはいまだ彼の作った建築物を見ることができます。しかし、どんな人であったかを見ることはできません。とはいえ、想像力が豊かなら見ることができます。わたしたち自身のシナンを。
 さて、この小説で描かれるシナンは、夢枕獏氏が想像したもの。彼のもとで作り上げられたシナンです。にも関わらず、小説に登場するシナンは、かなりわたしの興味を引きました。真実でないにしても、シナンを、以前よりもっと近くに感じることができたのです。もう一度イスタンブルへ、そしてまだ行けていないエディルネの街へ……行きたいという思いが生まれ、心の中で大きくなりました。彼の作ったモスクの中で、彼を感じてみたくなったのです。

Yazar, bir diyalogda çocuk Sinan'ı canlandırmış.
''İsim derken, o isimine sahip olan kişi için değil, başkalar için gerektiğni sanıyorum. Sinan adı, benim için değil, benden başkaların beni seslenmesi için veya beni bilmesi için gerektiğini zannediyorum.''
Bu 10 yaş çocuğun düşüncelerine babası Abdulmennan izleyememiş.
''Ya siz ya annem beni Sinan diye aynı isimde seslenmenize rağmen sizin düşündüğünüz Sinan ve annemin düşündüğü Sinan arasında sanırım bayağı fark olduğunu düşünüyorum.''
'' .......... (babası susuyor)''
''Muhtemelen beni tanıyanların sayısı kadar onlara ait olan Sinan var ve hepsi farklı olmalı. Buna rağmenn beni seslenirken hep aynı ''Sinan'' kullanıyorlar.''
Bu dialog ile çok ilgilendim. Çok mantıklı olduğunu hissetmişim sanırım.
 著者は、あるダイアローグで、子どものシナンを活き活きと描いています。
 「名前というのは、本人のためじゃなくて、他人のためにあるんだと思う。シナンという名前は、ぼくにとって必要なものじゃなくて、ぼくじゃない人がぼくを呼ぶときや、ぼくを知るために必要なものなんじゃないかな」
 この10歳の子どもの思考に、父アブドゥルメンナンはついてゆけない。
 「お父さんも、お母さんも、ぼくのことをシナンて同じ名前で読んでいるのに、お父さんが考えているぼくと、お母さんが考えているぼくとは、たぶんかなり違うと思う」
 「ーー」
 「たぶん、ぼくを知っている人の数だけ、その人の考えるシナンがいて、それは全部違っているはずなのに、ぼくを呼ぶときはいつも同じシナンなんだ」
 このダイアローグにとても興味をもちました。すごく論理的であると感じてしまったのです、たぶん。

Ve yazar, Sinan'ın ağzından şöyle bir soruyu çıkartıp beni düşündürdü.
''Eğer bu dünyada tekbir Tanrı varsa... isim bile gerekmediğini sanıyorum...''
Daha önce buraya yazmıştım.
Benim için de bu dünyada tekbir Tanrı var... onun isimi ne olursa olsun, aynı Tanrı'yı farklı isimlerde sesleniyoruz, böyle hissediyorum. Yani yukarıdaki diyalogda Sinan ve ben, aynı duygular paylaşmış gibi hissettim.
 そして、著者はシナンの口を通じて次の質問を投げかけ、わたしを考えさせました。
 「神が、もし、この世で唯一の存在ならば、名前なんていらないような気がするんだーー」
 以前、わたしはこのブログで書きました。
 わたしにとっても、この世界には唯一の神がいます。その名前が何であれ、同じ神を異なる名前で呼んでいる、そう感じるのです。つまり、上のダイアローグで、シナンとわたしは同じ気持ちを共有したように感じたのです。

Daha sonra yazar şu diyalogu kurumuş, çocuk Sinan'ın yaşadığı Ağırnas köyündeki kilisenin rahip Joseph ve onun arasında.
Rahip : İsim derken adet yerini bulsun diye kullanılan bir şeydir.
Sinan : .........
Rahip : İsim olunca elverişli olduğundan nesneleri adlandırıp kullanıyoruz. İsim, varoluşunun özüne ait, fakat bizzat özü değil.
Sinan : .........
Rahip : İşte Sinan, senin isimine ne dersin?
Sinan : İsimime mı?
Rahip : Senden Sinan isimini kaldırmış olsak... o zaman bu dünyadan kaybolmış mı olacaksın?
Sinan : Hayır kaybolmuş olmayacağım.
Rahip : Tamam, diyelim ki çiçek. Biz bir çiçeğe lale isimini koymuşuz. Şunu düşün. İsimi koyduğumuzdan mı lale varolmuş? İsimi kaldırmış olsak lale dünyadan kaybolmuş mu olacak?
Sinan : Hayır.
Rahip : Tanrı da aynen öyle.
 その後、著者は次のダイアローグを組み立てています。子どものシナンが暮らしたアウルナスの村にある教会の牧師・ヨーゼフと、シナンの間で。
 牧師:名というのは、便宜上のものなんだよ。
 シナン:……
 牧師:名前があると、便利であるから我々はものに名をつけ、それを使うのだ。存在の本質に関わるものだが、本質そのものではない。
 シナン:……
 牧師:シナン、おまえの名前はどうだね。
 シナン:わたしの名前ですか。
 牧師:おまえから、シナンという名をとってしまったとしよう。すると、お前はこの世から消滅してしまうかね。
 シナン:しません。
 牧師:では、花でもよろしい。我々は、ある花にチューリップと名をつけた。これは名をつけたからチューリップが存在したのかね。名をとってしまうと、チューリップは消滅してしまうかね。
 シナン:しません。
 牧師:神も、これと同じだ。

Bayağı düşündürcü diyalog, değil mi?
Yazar, böylece ilgimi çekip hikayesinin sonuna kadar beni götürdü.
 とても感慨深いダイアローグだと思いませんか?
 著者は、こうしてわたしの興味を引き、物語の最後までわたしを引っ張っていったのです。

Fotoğraflar, Amazon.co.jp ve Vikipedi'den alınmış.
写真は、アマゾンと、ウィキペディアより引用。
Selimiye Cami'nin dış görünüşü ve kubbesinin iç görünüşü.
セリミイェモスクの外観と、ドーム内装。

2010-02-28

Beyaz Kale / 白い城

28 Şubat, 2010 - 2月28日(日)

Dün Orhan Pamuk'un Türkiye'de 1985 yılında yayınlanmış tarihsel romanı ''Beyaz Kale''yi okumayı bitirdim. Pamuk'un kaleminden çıkan eserlerinden Japonya'da ilk önce ''Benim adım kırmızı'', sonradan ''Kar'' ve ''İstanbul: Hatıralar ve Şehir'' Japoncaya çevrilip yayınlanmış ve geçen Aralık'ta nihayet ''Beyaz Kale'' yayınlanmıştı. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Pamuk, artık Japonya'da da tanınmış yazarlarında biridir sanırım.
 昨日、1985年にトルコで出版されたオルハン・パムクの歴史小説『白い城』を読み終えました。パムクの筆による小説のなかから日本ではまず最初に『わたしの名は紅』が、その後『雪』『イスタンブール ー思い出とこの町』が邦訳・出版され、昨年12月にようやく『白い城』が出版されたのです。2006年にノーベル文学賞を受賞したパムクは、いまや日本でも知られた作家の一人でしょう。

Orhan Pamuk'un eserleri ben seviyor muyum? Ya evet ya hayır diyebilirim.
''Benim adım kırmızı''yı ilk okumaya başladığımda bitirememiştim. Bunu okumak, taşlı yolu yani yüzeyi pürüzlü olan yolu zorla yürümek gibiydi. Yürümeye başlıyor da hemen tökezliyor, düşüyordum yere... Tekrar kalkıp yürümeye çalışmama rağmen yine de tökezleyip düşüyordum. Böyleydi bu kitap okumak. Ve bırakmıştım.
Daha sonra ''Kar''ı okudum. Bunu çok beğendim ve galiba ''Benim adım kırmızı'' da güzel kitap olsa gerek diye tekrar okumaya başladım ve bitirdim. Önceden daha iyi etkilenmiştim o zaman.
 オルハン・パムクの小説を、わたしは好きなのか? イエスともノーとも言えます。
 『わたしの名は紅』を最初に読み始めたとき、読み終えることができませんでした。この本を読むことは、石の多い道を、つまり表面のゴツゴツした道を苦労して歩くことに似ていました。歩き始めるのだけど、すぐにつまずいてこけてしまう……また立ち上がって歩こうとするのだけど、やっぱりつまずいてこける。こんなふうだったのです、この本を読むってことは。で、読むのをやめてしまいました。
 その後『雪』を読みました。この本はとても気に入り、おそらく『わたしの名は紅』も良い本だったに違いないと、もう一度読み始め、読み終えたのです。そのときは以前よりも良い印象を持ちました。

İşte ''Beyaz Kale'' nasıldı? Beğenmedim ne yazık. Hikayenin içine giremedim sonuna kadar. Sanırım güzel olmasını daha fazla beklemiştim. Ya da bu kitap, şimdiki halime göre değildi. Ne diyeyim, hikayenin üzerinde kayarak okumayı bitirmiş gibi hissediyorum. Bu yüzden içindeki duygular paylaşamadım. Daha sonra tekrar okuduğumda başka birşey hissetmek istiyorum inşallah...
 それで『白い城』はどうだったか。気に入りませんでした、残念ながら。物語の中に入り込めなかったのです、最後まで。おそらく、良い本だと期待しすぎていたのです。あるいは、この本がいまのわたしの状態に合わなかったのか。なんと言うか、物語の上を滑りながら読み終えたような感じなのです。だから、本書の感覚を共有できなかった。もっとあとで、もう一度読んだときには別の何かを感じたいです、願わくは。

2010-02-11

12 Şubat, 2010 - 2月12日(金)

 Artık Türkiye'de, Ankara'da değilim maalesef... bundan sonra orada yaşadığım anılarımdan yazacağım birazcık... haberiniz olsun.
 もうトルコでは、アンカラではありません。これからは彼の地で経験した思い出をもとに少し書くつもりです。まずは、お知らせまで。

2010-01-28

Kar doya doya yağsın!!! / 雪やこんこん

28 Ocak, 2010 - 1月28日(木)

 Kar... bu insanı canlandırır değil mi? Hava soğuk da yine de dışarıya çağırıyor bizi. İşte bu soğuk havaya çıktım arkadaşımla beraber.
 雪、それは人をウキウキさせる、ものじゃないですか? 寒いけど、それでもわたしたちを外にいざないます。というわけで、この寒空に飛び出しました、友だちといっしょに。

 Kurtuluş Parkı'nın kar manzarası..
 クルトゥルシュ・パークの雪景色。

 Bunu da Kurtuluş Parkı'nda çektim. Birinin yapmış kardan adam... Arkasında donmuş havuz...
 これもクルトゥルシュ・パークで撮りました。誰かが作った雪だるま……。後ろには凍った池が……。

Kara sevgililer çok yakışır... değil mi?
 雪には、恋人たちがよく似合います。そう思いませんか? :D 












 İşte ağaçlar da burada şurada konuşmaya başlamış... ''Beni öp, beni öpseneeeeee!!'' ''Seni seviyorrrrrrrrrrrrrrum!! beni seviyorsan öp beniiiiiiii...'' :p
 ってなわけで、木々たちもあちらこちらで話し始めたようです。「わたしにキスして、わたしにキスしてよぉぉぉぉぉ!!!」「あなたが好きよぉぉぉぉぉぉぉっ!! わたしが好きならキスしてよ、わたしにぃぃぃぃぃぃっ!!!」












 Karlı Kocatepe Cami... Niye böyle hissediyorum bilmiyorum ama camilerin hepsi kara çok yakışır bence.
 雪のコジャテペ・ジャーミー。なんでこんなふうに感じるのか分からないけど、モスクって雪にとても似合うと思う。









 En sonda tanıtayım... :D Yol kapalı işareti. İlk gördüğümde ne olduğunu anlamadım, bunun yanında bir adam vardı ve arabalara birşeyler söylüyordu... Evet, bu yol kapalı işaretiydi... Oluklu karton ve pet şişe ile yapılmış hazırlıksız işaret. Çok komik ama çok seviyorum böyle anlayışı... :D
 最後にご紹介しましょう……、通行止めのサイン。最初に見たときは、何なのか分かりませんでした。この近くに男の人がいて、車の運転手に何ごとか言っていて……、そう、通行止めのサインだったのです。段ボールとペットボトルで作られた即席サイン。めっちゃ笑えるけど、めっちゃ好き、このセンス!!! (^▼^) 

Romantik??? / ロマンチック?

28 Ocak, 2010 - 1月28日(木)

 Dün akşam saat 9 cıvarından kar yağmaya başladı...
 きのうの晩9時頃から雪が降り始めました。
 Karlı gece içinde birini beklemiş bir adam... / 雪の夜のなかで誰かを待っている男の人……。

 Yağan karlara dalmış bir adam... Kar, niyeyi bilmiyorum da insanı düşünceye daldırır... / 降る雪に放心する男…… 雪は、なんでか分からないけど、人を物思いにふけらせる……。

  Göz açıp kapayıncaya kadar kar sokakları beyaza boyadı. / 瞬く間に雪が通りを白く染めた。。。

 Ve ertesi gün... (bu sabah) / そして次の日……(今朝)。
 Bu kış mevsiminin ilk kar manzarası. / この冬最初の雪景色。

2010-01-26

PENGUEN dergisini görünce... / ペンギン紙を見て……

26. Ocak 2010 - 1月26日(火)

 Uzun zamandır blogumda hiçbir şey yazmadım. Bu bir ay içinde bir hayli şey oldu ve durumum de değişti, ama merak etmeyin iyiyim çok şükür... :))
 Her zaman buraya ne yazsam mı diye düşünüyorum, bazen sadece düşünup hiç yazmıyorum. Türkiye'yi, Türkleri o kadar seviyorum ki, Türkiye'nin sorunlarına odaklayarak yazmayı sevmiyorum. Eğer yazarsam Türkiye'nin kötü görüntüsünü yaratabilirim diye...
 Ama bugün beni affeder misiniz acaba... neşeli olmayanı yazmaya karar verdim.
 長い間、ブログになーんにも書きませんでした。この1ヶ月の間にたくさんのことがあり、わたしの置かれている状況も変わりました。でもご心配なく、元気です、幸いにも。
 いつも、ここに何を書こうかと考えています。ときどきは、ただ考えるだけで何も書きません。トルコが、トルコの人々がとても好きだから、トルコの問題に焦点を当てて書きたくはないのです。もし書いたら、トルコの悪いイメージを作り上げてしまいかねないと思って。
 でも、きょうは許してくださるでしょうか……楽しくはないことを書くことに決めました。

 Dün ev arkadaşım ''PENGUEN'' adlı bir mizah dergisini getirdi eve. Kapak sayfası şöyleydi...
 きのう、いっしょに住んでいる友だちが『ペンギン』というコミック紙(と言っても風刺漫画の要素もあるのだけど)を持って帰ってきました。その表紙がこれ。

 Okuyunca kapak sayfasındaki adam, Hrant Dink'i öldüren katil olduğunu anladım ama karikatürün neden o adama ''şimdiden kitabı yazmaya başlamak lazım...'' diye söylettiğini anlamadım.
 Arkadaşıma göre 1979 yılında bir gazeteci/yazar, Abdi İpekçi öldürülmuş (ölüm yıldönümü 1 Şubat yaklaşıyor). Ama onu öldüren adam, Mehmet Ali Ağca katil olmasına rağmen pek çok bilinmiş adam olmuş ve onun anılarını yazmasını bekleniyormuş... ''PENGUEN'' dergisinin kapak karikatür, bunu eleştiriyor. Hrant Dink'i öldüren adam da cezaevinde kalırken kitap falan yazarsa, bunu yayınlanırsa meşhur olacak ve sonuçta zengin olacak diye..
 読んですぐ表紙の男がフラント・ディンクを殺した暗殺者であることは分かったのですが、風刺画がなぜその男に「いまから本を書き始めなければ……」と言わせているのかが理解できませんでした。
 友だちの説明によると、1979年に新聞記者、作家であるアブディ・イペクチが殺されたそうです(亡くなったのは2月1日、もうすぐ命日)。けれど、彼を殺した男メフメット・アリ・アージャは暗殺者であるにも関わらずとても有名になり、その回想記を書くのが待たれているとか。『ペンギン』紙の表紙の風刺画は、そのことを批判しているのです。フラント・ディンクを殺した男も刑務所にいる間に本か何かを書けば、それが出版されれば有名になるし、結果的に金持ちになると。

 ... ne söyleyebilirim acaba... düşünüp duruyorum... üzlüyorum... bu duyguyu not etmek istemiştim bu yüzden yazdım bunu...
 ……なんと言ったらいいのか……考え続けています。悲しいです。この気持ちを書き残したくて、これを書きました。

 Tam aynı zamanda Vatan Gazetesinin internet sitesinde Zülfü Livaneli'nin makale de okudum. O da aynı duyguyu paylaşıyor galiba.
 
ちょうど同じとき、ワタン新聞のインターネットサイトでズルフ・リヴァネリのコラムを読みました。彼もまた同じ気持ちを抱えているようです。
 http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=283242&Categoryid=4&wid=5
自己流翻訳:暗殺者を好む国
というのも、この国で殺人者が好かれることを、敬愛が示されることを、長い間わたしは知っている。
痛みを伴うものであっても、それが現実だ。
ある人を殺すこと。それは非常に重い罪ではない、この文化において。
それどころかその嫌悪をもよおす殺人という行為を、さまざま理由で賞賛さえする。
国家のために、名誉のために、政治観のために、サッカーチームのためになど、人を殺すことは暗殺者を昇華させる。
暗殺者に対し「トルコはあなたを誇りに思う」と喝采され、暗殺者の肩が抱かれる。
刑務所で他の罪人たちは軽蔑されるが、暗殺者に対しては重罪人と言って尊敬が示される。
「死体3体、死体5体」と言われる。
哀れな被害者は“死体”になってしまった。
日々使われる口語においてさえ、人を殺すことのために「掃除した/始末した」という言葉が使われる。
つまり、人を殺すことは、世界を掃除することなのだろう。
数年前、テレビで歌手コンテストが行なわれていた。
数週間後、うつろな目をした少年が殺人者であることが明かになった。
さて、何があったのか。
この情報が流れたあと、少年は高潔なわれらが国民の投票によって1等に選ばれたのだ。
だから、アージャ(前述の暗殺者)に対して示されるメディアの関心にわたしは驚いていない。
なかにはとても良い人たちがいるにも関わらず、トルコの大部分は残念ながらこんなふうなのだ。
力を崇拝し、弱者を砕き、女子供を引き裂き、誇り高い動物たちを虐待しながら殺し、無学で、居場所から異臭を放つ、近親相姦の多い原始的な社会。
一般市民を苦悩させる低俗な社会。
つまり、周りで「わが国民」と言いながら重きを置かない、すべての振る舞いにおいて民主主義の真意を求める大衆の本当の顔がこれなのだ。
真の諸問題に直面する勇気が持てないため、鏡を見ることができないため道徳的にわれわれは次第に退化している。
問題がただ豊かになることではなく、同時に文明化することだと理解できないのだ。
なぜなら、アタチュルク以降ただひとつの政府も「人と、その文化」という問題には力を注がなかった。

最後の例を挙げよう。
アブディ・イペクチが暗殺された日、しゃくりあげてわたしは泣いた。しかし、その後、彼の(彼自身が取締役であり、筆頭コラムニストであった)ミリイェット新聞において「アージャはハンサムか?」というアンケートを見て胸が悪くなった。そして「呪われてしまえ、こんなメディアは」と言ったのだった。
だから、もはや事の一部始終に驚いてはいない。
この国は殺人者の、ではなく、平和を望む者たちの敵なのだろう。

2009-12-31

Yeni Yılınız Kutlu Olsun! / あけまして おめでとう ございます

2009.12.31

 Bloguma gelenlere, okuyanlara ve tüm arkadaşlarıma 2010 yılında her şeyin gönlünüzce olmasını, beklentinizi gerçekleşmesini diliyorum... Sağlık, başarı ve mutluluk dolu olsun!!
 わたしのブログに来る人、読んでくれる人、そしてすべての友だちにとって、2010年が思い通りの年になるよう、待ちこがれていることが実現するよう願っています。健康と、成功と、幸せに満ちた年でありますように。

 Fotoğraf : Oseçi ryouri (wikipedia'dan)
 Japonya'nın geleneksel yeni yıl yemeği. Toshigami(Şintonun tanrısı)'nin geldiği yeni yılda mutfağı karıştırmamak için, aynı zamanda yemek pişiren bayanları dinletmek için hazırlanan yemek. Juubako adlı özel yemek kutusuna koyulan yemeklerin birer birer anlamı var. Örneğin Kazunoko (ringa balığının karacası), gelecek kuşaklar dolu olsun anlamına gelir (içinde yumurta çok olduğundan). Daha ayrıntı bilmek için buraya (ingilizce) tıklayın.
 写真:おせち料理(wikipediaより)
 日本の伝統的な正月料理。歳神(神道の神)がやってくる新年に台所を騒がせないため、また料理を作る女性たちを休ませるために準備される料理。重箱という名の特別な器に詰められる料理には、ひとつひとつ意味がある。たとえば、数の子(ニシンの卵巣)は子孫繁栄の意(なかにたくさん卵が入っているから)。詳細は、こちら(英語)をクリックしてください。

2009-12-26

Ankara'da Nabe partisi / アンカラで鍋パーティー

2009.12.26

 Bu senenin Martı'nda Ankara'ya geleli Japon yemekleri hiç yemedim... Aslında ''hiç'' değildi de Japon arkadaşımın getirdiği raamen (hazır yemek olarak) ya da yosun çorbası falan yedim... bu kadardı.
 今年の5月にアンカラに来てから日本料理を、まったく食べませんでした。実際は“まったく”ではなく、日本人の友だちが持ってきてくれたラーメン(インスタント)やわかめスープなんかを食べたのですが、それくらい。
 Ama 15 Aralıkta buradaki Japon arkadaşlarımı toparlayıp ''Nabe Partisi'' yaptık, Japonya Ankara büyükelçiliğinin aşçisi, Aritsu Beyin sayesinde. :) Çooooooooooooooooook güzeldi, Nabe yemeği başta olmak üzere ton bağlığı, balık haşlaması bv. Japonya'da olduğumuz gibi Japon yemeklerinin keyfini aldık. Teşekkürler, Aritsu bey!! Ellerine sağlık!!
 でも、12月15日にここに住む日本人の友だちを集めて“鍋パーティー”を開きました。アンカラ日本大使の料理人を務める有津さんのおかげで。めちゃくちゃおいしかった♪ 鍋料理をはじめ、マグロや魚の煮物など、日本にいるかのような日本料理を楽しみました。ありがとう、有津さん! ご馳走さまでしたー♪

2009-12-21

Etkileyici bir akşam... / 印象的な夜

2009.12.21

 Dün oldukça etkileyici bir gündü benim için... Akşam arkadaşlarımla beraber kiliseye gidecektik noel şarkıları dinlemek için...
 きのうは、わたしにとってすごく印象的な1日でした。夜、友だちたちといっしょに教会に行くはずでした、クリスマス聖歌を聞くために……。

 Önce onların yanına gidip muhabbet ederken farkında olmadan dinlerle ilgili birşeyler konuşmaya koyulduk. O zaman arkadaşım eskiden bir kitapta okuduğu ve çok etkilendiği bir cümleyi bana tanıttı. ''Tanrı'nın adı ne olursa olsun biz ona ulaşan aynı kapıyı görüyoruz. Bizim gördüğümüz kapı bir tane. Ama çeşitli anahtar var...'' Bunu duyunca çok şaşırdım. Gerçekten tüylerim diken diken oldu. Çünkü fikir olarak tam aynı şey ben de yazmıştım. Yazdığım cümle şöyle. ''Bana göre, biz tepesi bile görünmeyecek kadar büyük mü büyük bir dağı farklı yönlerinden görüyoruz sanki. Farklı yönlerden gördüğümüzden dağın şekli, durumu, kokusu, havası... herşey farklı, üstelik adı bile farklı ama yine de aynı dağın dibindeyiz.'' Bu hissini nasıl anlatabilirim. Farklı ülkede doğduk, büyüdük ama inandığımız şey aynıydı...
 まず、彼らの家に行っておしゃべりしているとき、知らず知らず宗教に関することを話し始めました。そのとき、友だちが昔読んで、とても影響されたという一文をわたしに紹介してくれました。「神の名前が何であれ、わたしたちは彼に通じる同じドアを見ているの。わたしたちが見ているドアはひとつだけ。でもたくさんの鍵があるの……」。これを聞いて、とても驚きました。本当に鳥肌が立ったのです。というのも、考えとしてまったく同じことをわたしも書いたことがあったから。わたしが書いたのはこうでした。「言わば、わたしたちは頂上が見えないほど、とてつもなく大きな山を異なる方角から見ているのだと思う。違った方角から見ているからこそ、山のカタチも状態も、匂いも、雰囲気も……すべてが違っているし、名前さえ異なっている。けれど、やっぱり同じ山のふもとにいるのだ」。この感覚、どう言えばいいのでしょう。違う国に生まれ育ったのに、信じていることは同じだなんて。

 Sonra evden çıkıp kiliseye gitmek için dolmuş bekliyorduk Ankara Üniversitesi Tıp Fakürtesinin önünde. 30 dakika geçti ama henüz dolmuş gelmedi. Hristiyan olmayan 3 kişi kışın gece içinde dolmuş bekliyordu. 1 saat beklememize rağmen binmek istediğimiz dolmuş gelmedi... sonuçta ''Sanırım İsa bizi sevmemiş...'' diye dalga geçerek noel şarkılarından vazgeçtik :)) Ya düşünün... soğuk hava içinde 1 saat boyunca dolmuş bekledik ama gelmedi. Demek ki dün akşam gitme kısmetimiz olmadı.
 それから家を出て教会に行くためにドルムシュを待っていました、アンカラ大学医学部の前で。30分が過ぎたけれど、ドルムシュは来ず。キリスト教徒でもない3人が、冬の夜のなかでドルムシュを待っていたのです。1時間待ったにも関わらず、乗りたかったドルムシュは来ませんでした。最後には「どうやらイエスはわたしたちのことを好きじゃないみたいね」と冗談を飛ばしながらクリスマス聖歌を諦めました。まぁ、考えてもみてください。寒空のなかで1時間もドルムシュを待ったのです。でも来なかった。ってことは、きのうの夜は教会に行く運命じゃなかったのです。

 Eve döndüktan sonra sıcak çay içerek tekrar muhabbet etmeye başladık, bu kez hayatla ilgili birşeyler... Şimdiki durumumu düşünerek birazcık olumsuz birşey söylediğimde arkadaşım bana bir kitap getirdi. Bunu görünce nefesim kesildi. Abartmıyorum gerçekten nefesim kesildi. Richard Bach'ın ''Mavi Tüy'' adlı kitabıydı. Benim en sevdiğim kitaplarından biriydi. Son 10 yıllarda her zaman yanımda olan kitaptı. Mayıs'ta Türkiye'ye geldiğimde de elimdeydi. Olumsuz düşüncelere kapıldığımda belirsiz bir sayfayı açıp okuduğum kitaptı. Böyle tesadüf olur mu ya!!!
 家に帰ったあと、あったかいチャイを飲みながら、再びおしゃべりに花が咲きました。今回は人生について……。いまの自分の状況を考えて少しネガティブなことを言った時、友だちがわたしに1冊の本を持ってきました。これを見て息が止まりました。大袈裟じゃなく、ホントに息が止まったのです。リチャード・バックの『イリュージョン/Illusions: The Adventures of a Reluctant Messiah』という本でした。わたしが一番好きな本のなかのひとつ。ここ10年間、ずっとわたしのそばにあった本。5月にトルコにやってきたときにも、手元にあった本。ネガティブな考えに取り憑かれた時、適当な1ページを開いては読んだ本。こんな偶然って!!!

 Dün hissettiklerimi hayatta unutmam. Onun sayasinde inandığım şeyler doğru olduğuna tekrar inanabildim. En azından bu konuda yalnız değildim. Teşekkür ederim Ebru. Tabii ki sayende onunla tanışabildim, teşekkür ederim Ericik.
 きのう、わたしが感じたこと、決して忘れません。彼女のおかげで、わたしの信じてきたことが正しいのだと改めて信じることができました。少なくとも、この考えでわたしはひとりじゃなかった。ありがとう、エブル。もちろん、あなたのおかげで彼女と知り合えたんだもんね、ありがとう、えりちゃん。

2009-12-10

Nefes - Vatan Sağolsun... / 映画『ネフェス』

2009.12.10

 Geçen hafta ''Nefes / Vatan Sağolsun'' adlı bir filmi izlemiştim. Doğrusu filmde söylendiklerini tam olarak, yani yüzde yüz anlayamadım, yine de çok ağır, ağır bir filmdi.
 先週、『Nefes / Vatan Sağolsun - 息 / 祖国の繁栄のために』という映画を見ました。正直、映画で語られたことを完全には、つまり100%理解できなかったけれど、とても重い、、、重い映画でした。※vatan sağolsun をどう訳せば良いのか、、、英語訳は“Live long motherland”でした。

 Türkiye'ile ilgileneli 6-7 sene, Türkçe öğreneli 4-5 sene oldu. Şimdiye kadar bu ülkedeki çarpışmaları - terörizmle savaş da denebilir - bir hayli duymuştum, her duyduğumda üzlüyordum, yüreğim yırtılmış gibiydi ama çok uzaktaki olay gibi, az çok benimki değil başkalarınki gibi sayıyordum. Bu film, benimle çarpışmaların arasında olan mesafe kısalttı. Benimle Türklerin ya da Türk askerlerinin arasında olan his farklılığı düzeltti.
 トルコに関心をもって6〜7年、トルコ語を習い始めて4〜5年になります。これまで、この国で起こった紛争ーテロとの闘い、とも言えるーをかなり耳にしました。聞くたびに悲しかったし、心は張り裂けるようでしたが、とても遠くで起こっている事件、多かれ少なかれ、わたしの問題ではなく別の人たちの問題だと思っていました。この映画は、わたしと紛争の間にあった距離を縮めました。わたしとトルコ人たち、あるいはトルコ兵士たちの間にあった感覚のずれを改め直しました。

 Şimdi içimde kalan sözlerin biri şu... ''Söyleyemedim ki vatanım sensin diye...''. Bir komtanın şiir gibi sözlerinde duymuştum. Filmde söylenen söz olmasına rağmen gerçek olduğunu zannettim. Ne kadar ''Vatan sağolsun'' derlerse de hiç tanımadıklarını düşünürler mi? Yüzü bile bilmedikleri için can verme cesaretine sahip olabilirler mi? Yüzsüz vatan için ölüm ihtimaliyle karşılaşabilirler mi? Bence hayır. Tabii ki vatan için emekler harcıyorlar şüphesiz. Oysa ''Vatan'' derken onlara en yakınları akllarına gelmiş olmalı. Annesini, babasını, çocuklarını, eşini, sevgilisini, arkadaşlarını düşünerek görev yerinde ayakta kalmış olmalılar. Değil mi? Yoksa nasıl dayanabilirler o halinde...
 いま、心に残っている言葉のひとつは、これです。「言えなかったけれど、ボクの祖国はキミだと……」。指揮官の詩のような言葉のなかで聞きました。映画で使われた言葉であるにもかかわらず、真実であると思いました。どれだけ「わが祖国の繁栄のために」と言っていても、まったく見知らぬ人たちのことを考えるでしょうか? 顔さえしらない者たちのために命を差し出す勇気が持てるでしょうか? 顔のない祖国のために死の可能性と向き合えるでしょうか? わたしは、そうは思いません。もちろん、兵士たちは祖国のために力を尽くしています、間違いなく。けれど「祖国」と言うとき、彼らにとってもっとも近い者たちが思い浮かんだはずです。お母さん、お父さん、子どもたち、伴侶、恋人、友だちを考えて任地に立っていたはずです。違うでしょうか? そうでなければ、どうやって耐えられるでしょう、あの状況に。

 Bir tane daha yüreğime saplan görüntü var. Filmin sonunda teröristler karakol saldıryor ve büyük bir çarpışma oluyor. Filmdi. Ama gerçek gibi bana geldi. Görmek istemememe rağmen görmem gerektiğini duydum ve elimi sıkıca tutarak izledim. Dayanamadım ama gözlerimi kapatmadım. Onu izlemek görevim olduğunu saydım. Ne kadar acı çektiysem de yüzümü yana çevirmek gerçekten kaçmaktı. Böyle düşünerek dayanmaya çalıştım. Filmde bu çarpışmadan hem bazı asker hayata kalıyor hem de terörist. Çarpışma bittikten sonra, bu olayla hiç bir alakası olmadığı gibi seren masmavi gökün altında bir asker, yaralı bir terörist bulup ona silah doğrultıyor, öfkeli görüşüyle ona bakıyor. Sonuçta bu asker ateş atmadan silahı kaldırıp ondan vazgeçiyor... Onun duygularını kelimeyle anlatmak mümkün değil ama eğer onun yerinde ben olsaydım onun gibi davranmak isterdim.
 もうひとつ、心に突き刺さった映像があります。映画の最後で、テロリストたちが前哨基地を攻撃し、大きな衝突が起こります。映画です。けれど、現実のように感じたのです。見たくないけれど見なければならない気がして、手を強く握りしめながら見ました。耐えられなかったけれど、目は閉じませんでした。それを見ることが、わたしの役割だと思ったのです。どれほど辛くても、目をそらすのは現実から逃げること。そう考えて耐えようとしたのです。映画では、この衝突から数人の兵士たちが生き残ります。そしてテロリストも。衝突が終わったあと、この事件などまったく関係がなかったように広がる真っ青な空の下で、ある兵士が傷ついたテロリストを見つけ、彼に銃を突きつけます。怒りのこもった目で彼を見つめます。最後に、この兵士は発砲することなく銃を下ろし、彼を(殺すことを)放棄するのです。彼の感じたことを言葉では説明できないけれど、もしわたしが彼の立場にいたとしたら、彼と同じように振る舞いたい、そう思います。

 Böyle çarpışmalarda hiç kimse kazanmaz. Doğrusu kazanan olabilir ama bu asker değil, terörist değil, tabii ki Türkiye bile değil. Bunların hepsi kendileri inciniyor hem de çok...
 Film izledikten 1 hafta sonra Tokat'ta terörist ile karşılaşan 7 asker şehit düştü. Bu gerçekti. Bugün de askerler ''Vatan sağolsun'' diyerek görev yapıyor ölüm tehlikesinin yanında.
 こうした紛争において、誰ひとり勝つことはありません。シビアに言えば勝つ者もあり得るけれど、それは兵士ではなく、テロリストでもなく、もちろんトルコでもない。この者たちはみな、自分自身を傷つけているのです。しかも、ひどく……。
 映画を見た1週間後、トカット(トルコ黒海地方の県)でテロリストと遭遇した7人の兵士が戦死しました。これは現実です。きょうも兵士たちは「わが祖国の繁栄のために」と言いながら任務についています。死の危険のすぐそばで。


Bembeyaz kar üstüne
dağılan çiçeği unutmam.
Bembeyaz kar üstüne
dağılan kırmızı yaprak.
Çiçekleşmeye başlamış
tam o zamanda
toprağa dönmüş çiçek.
Adı bile bilmiyorum.
Nereden geldi bilmiyorum.
Ne olacak bilmiyorum.
Hiç birşeyi bilmiyorum çiçeğin.
Ama unutmam
o kırmızı yaprağı.
O kırmızılık, yaşamının işareti ki
unutmam o çiçeği.

2009-12-07

Aralık... / 12月

2009.12.07

 はたと気づけば、もう12月7日。師走です。
 11月末のクルバン・バイラムでは、友だちのいるアドゥヤマンまで行ってきました。もう初冬ということで、アドゥヤマンから行ける世界遺産“ネムルト・ダー”には行けないだろうな……と思っていたのですが、神の恵みか、バイラム中は晴天続きで、アドゥヤマンも日中は暖かく、ネムルト・ダーにも登れました。ラッキー♪
 Hiç farkında değildim, aman bugün 7 Aralık. 2009 yılın son ayı olmuş... (Japoncada Aralık, ''hocaların koştıkları ay - shiwasu / şivas'' denir... buradaki hoca rahip anlamında. Eskiden yeni yıl hazırlaması olarak rahipler budistlerin evlerine gidip vecizeler okuyormuş, bu yüzden Aralık'ta rahpler için yoğunmuş, gerçekten koşuyormuşcasına çalışıyormuş...)
 Kasım'ın sonu, Kurban Bayramında Adıyaman'da oturan arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Artık kış başladığından Adıyaman'a yakın Dünya Mirası ''Nemrut Dağı''na gidemeyeceğimi zannediyordum ama Tanrı'dan rahmet!! Bayram kapısamında her gün hava güzeldi, Adıyaman'ın hava da ırıktı ve Nemrut Dağı'na bile çıkabildik!!! Çok şükür!!!

 そして、きのう日曜日は全世界で行なわれた日本語能力検定試験アンカラ会場で、監視員をさせてもらってきました。トルコ人の方とペアを組んでの監視。初めての体験。わたしたちの担当は2級。
 午後2時〜5時半までの試験。問題用紙を準備したり、回収したり、息つく暇もなく、たいへんでした。けれど、あんなに難しい問題を解いているんだ、このためにみんながんばって勉強したんだ、と思うと、なんだか胸が熱くなりました。日本語を勉強してくれて、ありがとう。こんなに難しい試験のためにがんばってくれて、ありがとう。みんなの努力が実るように心から祈っています。試験が終わった時、そういう気持ちでいっぱいで、トルコ語で伝えたい!と思ったけれど、言えなかった・・・。ああ、もう=))
 Dün, dünyanın her yerinde düzenlenen Japonca Yeterlilik Sınavı Ankara mekanında gözetmen yapmıştım. Bir Türk ile beraber görevlendik. İlk deneyimdi. 2. seviye gözetmeniydik.
 Öğleden sonra 2'den 5 buçuk'a kadar... Sınav kağıtlarını hazırlayıp dağıttık, toparlayıp götürdük... nefes aldırmadan çalışmış gibiydik... çok yoğundu ama öğrenciler o kadar zor sorlara cevap veriyorlardı ki... bu sınav için emek harcamışlar ki... gittikçe çok duygulandım, etkilendim... Japonca okuduğunuz için teşekkür ederim, bu kadar zor sınava girdiğiniz için teşekkür ederim, herkesin harcadığı emeklerin boşa gitmemesini diliyorum, başarılı olmanızı diliyorum... sınav bittiğinde böyle düşünüp Türkçe olarak söylemek istemiştim ama söyleyemedim... Utangaçlığıma lanet olsun...