2012-09-07

Radikal Gazetesi'nden... / ラディカル紙より

    Aslında 1 ay önce şunu yazacaktım ama... (o yüzden paylaşacağım makalede 1 ay öncekidir)
 本当は1ヶ月前にこれを書くつもりだったのですが……(だから、ここでシェアする新聞記事も1ヶ月前のものです)。

    Öncelikle şu makaleyi paylaşıyorum; Radikal Gazetesi: Aslı engel bu yollar...

 まずは、この記事をシェアします。ラディカル新聞【実際の障害は、こういった道】

    Japonya'da bu ''Kabartmalı hissedilebilen yollar'' güzelce düzenlendiği düşünülür ama benzer durum Japonya'da da mevcut. Bu yolun üstüne park edilen bisikletler, şantiyenin bariyerleri, metrolarda bu sarı şeritli yolun üstünde duranlar...
 日本では、この視覚障害者用誘導ブロックがきちんと整備されていると考えられていますが、似たような状況は日本でも見られます。このブロックの上に止められた自転車、工事現場の防壁、地下鉄で黄色の誘導ブロックの上に立つ人たち……。

    Bu sene Japonya'dayken de buna benzer bişey görmüştüm. Sadece 5 dakikalık iş halletmek için babamla hastaneye gitmiştik. 5 dakika için park ücretini ödemek istemedim ve hastanenin önünde ''napayım'' derken engelliler için park yeri buldum. Ama çekindim, zaten 5 dakikada babam işini halledip gelir diye geniş bir alana park ettim (fakat park yeri değildi), araba içinde bekledim... derken bir araba geldi, engelliler için park yerine girdi, içinden hiç engelli gözükmeyen bir adam çıktı gitti.

 今年、わたしが日本にいたときにも似たようなことを見かけました。わずか5分の手続きを済ませるために父と病院に行ったのです。5分のために駐車料を払うのが嫌で、病院の前で「どうしよう……」と思っていたとき、障害者等専用駐車場を見つけましたが、ためらいました。そもそも5分で父は手続きを済ませて来るのだし、と広い場所を見つけて駐車し(でも、駐車場ではないところに)車のなかで待っていました。というとき、1台の車がやってきて障害者等専用駐車場に車を止めました。中から、まったく障害者には見えない人が出てきて行ってしまいました。

    Ondan sonra hastanenin önünde duran güvenlikten biri bana geldi, ''Burada park edemezsiniz, park yerine park edin'' dedi. Ben ise 5 dakika içinde gideceğimi anlattım, adam o zaman daha geniş yerinde park etmemi istedi. Ama o güzenlik, engelliler için park yerine park eden adama hiçbir şey demedi.
 その後、病院の前に立っている警備の方がわたしの方に来て「ここには駐車できませんよ。駐車場に止めてください」と言いました。わたしが5分以内に出ますからと説明すると、警備の人はならもっと広い場所に止めてくださいと言いました。しかしながら、その警備の人は、障害者等専用駐車場に車を止めた人には何も言いませんでした。

    Engelliler için park yerine park edeni görüp, ona birşey demeyen güvenliği görünce kendimi de utandım. Sadece 5 dakikalık dedim, yani az para ödeyecektim sonuçta. Keşke park yerine park etseydim. Üstelik o engelliler için park yerine park etsem mi diye aklımdan geçmedi değil...
 障害者等専用駐車場に車を止める人を見て、その人に何も言わない警備の人を見て、自分自身を恥じました。5分だけと言いましたが、つまりは払う料金も少なかったわけです。駐車場に車を止めれば良かった。それに、あの障害者等専用駐車場に止めようかな、と思わなかったわけではないのです……。

    Sorun şu; Bizim duyarsızlığımız, bilinçsizliğimiz.
 問題は、わたしたちの鈍感さ、無意識・無感覚さです。

    Böyle durumu görmemezlikten geldiğimiz için utanmalıyız (tabi ben de buna dahilim...)
 こうした状況に対して見なかったことにしてしまう自分自身を、わたしたちは恥じるべきです(もちろん、わたしもそこに含まれています)。

2012-08-05

Korna / クラクション


    Bir önceki yazıda yazdığım gibi bir mesele yüzünden Haziran ayının başından beri Japonya'daydım ama nihayet İzmir'e döndüm.
ひとつ前の投稿で書いたようにある事情で6月の最初から日本にいましたが、やっとイズミルに帰ってきました。

    Bugünkü yazı, benim Japonya'da yaşadığım şeyden yazayım diyorum.
きょうの投稿は、わたしが日本で経験したことについて書こうと思っています。

    Japonya'da kaldığım süre boyunca oldukça araba kullandım (hatta bir kez ceza bile almıştım, şerit değiştirilmesi yasağı olan yerde değiştirdim diye… kendimi haklı gösteriyor değilim - kimse bana ''Zeytinyağı gibi üste çıkıyor'' demesin!! - gerçekten ceza parası toplamak için polisin beklediği yere denk gelmiştim…) ve bayağı korna çalıyormuşum. Babam bana söylemeseydi farkına varmayacaktım fakat hakikaten çok korna çalıyordum.
日本にいるあいだ、かなり車に乗ったのですが(おまけに1度違反に引っかかってしまいました。車線変更禁止のところで車線変更したということで……自分を正当化するわけではありませんが ー 誰もわたしに「自分が悪いくせに、正当化してるぜ」なんて言わないで!!! ー 本当に罰金を集めるために警察が待ち伏せているところに出くわしてしまったのです)、かなりクラクションを鳴らしていたようです。父がわたしに言わなければ気づかなかったでしょうが、本当によくクラクションを鳴らしていました。

    ''Dur dur, ben geliyorum'' ''Ya sen birşey olmadığı yerde niye aniden fren basıyorsun!!!'' ''Cep telefonuna bakıp durma, hadi gitsene canım, ışık yeşile değişti!!'' ''Aman niye bana yaklaşıyorsun, görmüyor musun, burada ben varım'' falan filanı demek istediğimde hep korna çalıyordum fakat etrafımda korna çalan araba yok, hem de hiç yok.
「止まって、止まって、わたしが行くんだから」「あぁ、なんで何にもないところで突然ブレーキ踏んじゃうの!!!」「携帯電話ばっかり見てないで、ほら行きなさいよ。信号は緑よ」「もう、なんで近づいてくるの。見えないの? ここにはわたしがいるんだから」などと言いたいとき、いつもクラクションを鳴らしていましたが、わたしの周りでクラクションを鳴らす車はありません。それどころかまったくありません。

    Türkiye'de araba kullanalı 1.5 sene oldu, ben de artık Türk gibi araba kullanıyorum demek bu. Aslında Türklere kıyasla daha az korna çalıyorum (iddialıyım bu konuda) ama Japonlara kıyasla pek çok korna çalıyormuşum artık… 
トルコで車に乗り出して1年半になりますが、わたしももはやトルコ人のように車に乗っているってことなのでしょうか、これは。実際にはトルコ人に比べるとクラクションを鳴らす回数はかなり少ないです(この件については、声を大にして言わせてもらいます)。けれど、日本人に比べると、もはやかなり鳴らしちゃってます。

    Çünkü Japonlar hiç denecek kadar az korna çalıyorlar. Korna diye birşey olduğu unutulmuş durumda. Ne zaman korna çalıyorlar? Dar bir yolda yol verildiğinde ''Teşekkürler'' anlamında hafif çalanlar var, bunun dışında hemen hemen hiç yok korna çalanlar… Hani var ya Türkiye'de kalabalık trafikte beklenen arabalar korna çalıyor. Öyle birşey göremezsiniz Japonya'da. Herkes sinirlenmiyor değil tabi ama korna çalmıyor.
なぜなら、日本人は全く、と言っていいほどクラクションを鳴らさないのです。クラクションというもののあることが、忘れられている状況です。では、いつ鳴らすのか? 狭い道路で道を譲ってもらったとき、「ありがとう」の意味で軽く鳴らす人はいます。これ以外にはほとんどクラクションを鳴らす人はいません。ほら、あるでしょうトルコで、渋滞しているときに待っている車がクラクションを鳴らすってこと。そういうこと、日本では見られません。みんなイライラしないってわけじゃないけれど、クラクションは鳴らさないのです。

    Bu arada bu seferki Japonya dönüşümde ehliyetimi yeniledim. Evet, Japonya'da ehliyet yenilenmesi gerekiyor. İlk ehliyet alındığında yeşil ehliyet (acemi ehliyet) verilir ve 3 sene sonra yenilenmesi gerekiyor. Bu yenilenmesinde mavi ehliyete geçilir. Bundan 3 sene sonra tekrar yenilenmesi gerekiyor ama bu 6 sene boyunca trafik kurallara uyulup ceza alınmazsa altın ehliyete geçilir ve yenilenme süresi 5 seneye uzar. Eğer ceza alınmışsa yine mavi ehliyette kalır ve yenilenme süresi de 3 sene olur. (Ehliyet yenilenmesi gününden 5 sene önceye kadar ceza alınmamışsa tekrar altın ehliyete geçilir.) Bu sefer ceza aldığımdan altın ehliyetim gitti, mavi ehliyet aldım maalesef… :(
ところで、今回の日本への帰国で運転免許証を更新しました。そう、日本では免許証は更新しなければなりません。初めて免許を取得した際にはグリーン免許(初心者免許)が交付され、3年後に更新しなければなりません。その更新で、ブルー免許になります。その3年後、再び更新しなければなりませんが、この6年間で交通ルールに従い、違反しなければゴールド免許になり、更新期間も5年に伸びます。もし、違反をした場合はブルー免許のままで、更新期間も3年になります(免許更新の日から5年前まで遡って違反がなかった場合は再度ゴールド免許になります)。今回は違反があったため、わたしのゴールド免許は無効になり、ブルー免許になりました、残念ながら……。

    Neyse bu sefer Japonya'da araba kullandığımda babamdan işittiğim söz, ''Korna çalma''ydı. Eğer burada korna çalmadan araba kullanırsam eşimden mutlaka ''Neden korna çalmıyorsun'' sözünü duyarım. Ne yapacağım ben???
とにかく、今回日本で車に乗ったとき、父から言われた言葉は「クラクションを鳴らすな」でした。もし、ここでクラクションを鳴らさずに車に乗ったら、主人からきっと「なんで鳴らさないんだ」と言われるはずです。さて、わたしはどうすれば良いのでしょう?


    *Japonya'da ilk ehliyet alanlar arabanın önü ve arkasına mutlaka acemi şöför işaretini asmak zorunda (asmazlarsa ceza alabilirler). 70 yaşını geçenlere ise yaşlı şöför işareti asması öneriliyor (asmazlarsa da ceza almazlar).
※ 日本では初めて運転免許証を取得した者は、自動車の前と後ろに必ず初心者マークを付けなければいけません(付けなければ罰金)。70歳を越えた者は、高齢運転者マークを付けることを求められます(付けなくても罰金はなし)。

    *Korna, Japoncada ''kurakushon / klaxon'' denir. Klaxon kelimesi ise, Fransa'nın otomobil parçaları üreticisi Klaxon şirketinden alınmış.
※自動車の警笛は、日本語で「クラクション」と言われます。クラクションという言葉は、フランスの自動車部品メーカー・クラクション社から取られています。

2012-06-23

Ne kadar güzel kanjiler... / なんと素敵な漢字たち


    Bir mesele yüzünden Japonya'dayım ve bol bol kitap okuyorum. Ne kadar istesem de Türkiye'de olduğum sürece istediğim kadar Japonca eserler, özellikle roman okuyamıyorum ki, şimdi Japonca hastetimi gidermeye çalışıyorum.
事情があって日本におります。そして、いっぱいいっぱい本を読んでいます。どんなに望んでも、トルコにいるあいだは読みたいだけの日本語の作品、特に小説は読めないので、ただいま日本語読みたい病療養中です。

    Japonca öğrenenler, genelde kanji (Çince karakterler) görünce suratını asar ve bazıları ise Japonca öğrenmekten vazgeçer. (Tabi herkes değil, hatta kanji sevenler de var) Hem Japonca kanjileri, Çince gibi değil, Japon okunuşu (Kun-yomi) ve Çin okunuşu (On-yomi) olduğundan çeşitli okunuş mecvut. Böyle olunca Japonca öğrenmekten vazgeçenlerin duygularını az da olsa anlamiyor değilim.
日本語を学んでいる人たちは、ふつう漢字(中国語文字)を見ると顔をしかめ、うち何人かは日本語を学ぶことを諦めてしまいます。(もちろん、みんなではありません。それどころか漢字が好きな人だっています。)おまけに日本語の漢字は中国語のようではなく、日本語読み(訓読み)と中国語読み(音読み)があるため、いくつもの読み方が存在します。それだけに日本語を学ぶことを諦める人たちの気持ちがほんの少しとは言え分からないではありません。

    Bu sefer bol bol kitap okuyunca daha önce hissetiklerimi anımsadım. Kanji, Japoncayı zenginleştiriyordur kanımca. 
今回、たくさんの本を読んで、以前に感じたことを思い出しました。漢字は、日本語を豊かにしているのです、私見ですが。

    Mesela mavi anlamını taşıyan kanjiler var; '', , '', bir de ''あお" hiraganası. Bunların hepsi anlam olarak hemen hemen aynı ama her kanjide farklı imajlar yaratır. Benim için ''", kaygı olmayan yaz aylarında görünen masmavi bulutsuz gökyüzü mavisidir. Ama eğer ''" yazıyorsa birazcık üzüntü ya da acı içermiş soluk mavi olduğunu hissederim, ''" ise azcık yeşil rengini de içeren berrak deniz mavisini. Bir de kanji kullanmadan hiragana ile ''あお" yazıyorsa ''"dan daha çok sade ve saf olan, o yüzden hemen şu maviliği değiştirilen yumuşacık ama kolayca kılırılan bir mavi düşünürüm. (Tabi bunlar benim hissettiklerim, o kanjinin gerçek anlamını yansıyor değil.)
たとえば、青という意味をもつ漢字があります。「青、蒼、蒼」そしてひらがなの「あお」。これらはすべて意味としてはほぼ同じですが、すべての漢字が異なるイメージを想起します。わたしにとって「青」は悩みのない夏のあいだに見られる真っ青な、雲のない空の青です。でも、もし「蒼」と書かれていたら少し哀しみ、あるいは痛みを含んだ色の薄い蒼だと感じますし、「碧」と書かれていたら緑がかった透明な海の碧を感じます。そして、漢字を使わずにひらがなで「あお」と書かれていたら「青」よりももっと飾り気がなくピュアで、だからこそすぐにその青さが変わってしまうような柔らかい、けれどすぐに壊れてしまう"あお"を思います。(もちろん、これらはわたしの感じたことであって、その漢字の本当の意味を反映しているわけではありません。)

    Bir örnek daha vereyim; ''憂鬱" kanjisi. ''Bunalım'' ''hüzün'' ''depresyon'' ''melankoli'' anlamı olan bu kanji, gerçekten bizi bunaltmıyor mu? :D Daha önce bir Türk şöyle demişti; bu ''憂鬱 - yuğutsu'' kanjisini yazarken gerçekten bunalıma giriyorum diye. Ben de aynı fikirdeyim. Japon olsam bile bu kanji görünce bilinçsizce iç çekmiş oluyorum. (Japonca öğrenen başka bir Türk arkadaşım ise özellikle bu kanji yazmaya çalışmış. Bu kadar zor kanji yazabliyorum demek için :D  Hakikaten Japonlar şaşırır bir Türk bu kanji yazarsa, çünkü biz Japonlar bile zor yazıyoruz.) Ama eğer hiragana ile ''ゆううつ" yazıyorsa o kadar hüzün yaratmıyor, öyle değil mi?
もうひとつ例を挙げましょう。「憂鬱」という漢字。「へこむ」「ふさぐ」「意気消沈」「もの悲しい」といった意味をもつこの漢字は、本当にわたしたちをへこませていませんか? 以前、あるトルコ人がこう言いました。「この〈憂鬱〉という漢字を書くときには本当にへこんじゃう。」と。わたしも同じ考えです。日本人でありながらもこの漢字を見ると、思わずため息をついてしまいます。(日本語を勉強している別のトルコ人の友だちは、特にこの漢字を書こうと努力していました。こんなに難しい漢字が書けるんだぜぃ、と言うために。本当に日本人は驚きます、トルコ人がこの漢字を書けば。だって、わたしたち日本人でさえ書くのが難しいのだから。)けれど、もしひらがなで「ゆううつ」と書かれていたら、それほど憂鬱感は起きません、そうじゃないですか?

    Yabancı olarak bu aşamaya gelmek kolay birşey değildir. Anlam benzeyen Türkçe kelimelerin arasındaki ince farklar anlamadığım gibi. Ancak bunları anlayabilsek o yabancı dil dünyası ne kadar derinleşir, eğlenceli olur, böyle düşünerek Türkçe öğrenmeye devam ediyorum. Eğer Japonca öğreniyorsanız, kanjiler görseniz de vazgeçmeyin, devam edin, birgün derin ve eğlenceli kanji dünyası size o kalın ve ağır kapısını açar. (inşallah...)
外国人としてこの段階まで来るのは簡単なことではないでしょう。わたしが、意味の似たトルコ語の単語間の微妙な違いを理解できないように。けれど、これらが分かったら、その外国語世界はどれほど深く、楽しいものになることか、わたしはそう考えながらトルコ語を学び続けているのです。もし日本語を学ばれているなら、漢字を見ても諦めないでください、続けてください。いつか深く、楽しい漢字世界はあなた方にその厚く、重い扉を開けてくれます(そう願います...)。

2012-05-22

İkilemeler ve Gitaigo, Giongo / イキレメレル(反復語)と擬態語、擬音語


Türkçe öğreneli 6 sene oldu - hala sık sık yanlış manlış yapıyorum ama neden bu kadar Türkçe ile ilgilendiğimi düşünürsem şu sebep olabilir; ''Türkçe, Japoncaya benziyor!!''
トルコ語を習いだして6年が経ちました。いまだによく間違うのですが、どうしてこんなにトルコ語に関心を持ったのかを考えると、次の理由が考えられます。『トルコ語は、日本語に似ているのだ!!』

Mesela Türkçe öğrendiğimde çok beğendiklerimden biri ikilemeler - yansımalardı. Hani ''mışıl mışıl'' ''pırıl pırıl'' '' çıtır çıtır'' gibi ikilemeler var ya, bunları çok sevmiştim.
たとえば、トルコ語を習ってとても気に入ったもののひとつがイキレメレルーヤンスマラル(繰り返し語、反復語)です。

Neden? Çünkü Japoncada da bulunuyor; Japoncada ''Gitaigo'' ''Giongo'' denir.
Gitaigo, durum anlatan ikilemeler diyebilirim; mesela ''kira kira'' ya da ''pika pika, Türkçedeki ''pırıl pırıl''a benzeyen anlama gelir.
Giongo, ise nesneden çıkan sesi yansıtan ikilemeler diyebilirim; örneğin ''goro goro'', Türkçedeki ''gümbür gümbür'' demektir.
どうしてか? だって、日本語にもあるのだもの。日本語では『擬態語』『擬音語』と言います。
擬態語は状態を表すイキレメレル(反復語)と言えます。たとえば、「キラキラ」とか「ピカピカ」は、トルコ語の「プルルプルル(光っている状態を表す言葉)」に似た意味です。
擬音語はと言うと、物が発する音を表すイキレメレル(反復語)と言えるでしょう。例えるに「ゴロゴロ」はトルコ語の「ギュンブルギュンブル(大きな物音を表す言葉で、例えば雷はギュンブルギュンブルと鳴ります)」です。


Türkçe ve Japoncadaki ikilemelerin kıyasılaması;
(トルコ語と日本語におけるイキレメレル(反復語)の比較;
mışıl mışıl(ムシュルムシュル)- suya suya(スヤスヤ)
çıtır çıtır(チトゥルチトゥル)- pari pari(パリパリ)
şakır şakır(シャクルシャクル)- zağ zağ (yağmur olarak)(ザーザー/雨として)
homur homur(ホムルホムル)- boso boso(ボソボソ), butu butu(ブツブツ)
gıcır gıcır(グジュルグジュル)- pika pika(ピカピカ)
kütür kütür(キュトゥルキュトゥル)- pari pari(パリパリ), şaki şaki(シャキシャキ)
langır langır(ラングルラングル)- gara gara(ガラガラ), goro goro(ゴロゴロ), gata gata(ガタガタ)
tıkır tıkır(トゥクルトゥクル)- toko toko(トコトコ), sura sura(すらすら)
lapa lapa(ラパラパ)- kon kon (kar yağarken)(こんこん/雪が降るとき)
hışır hışır(フシュルフシュル)- kasa kasa(カサカサ), şuru şuru(シュルシュル), sara sara(さらさら)
fısır fısır(フシュルフシュル)- paçi paçi (yanarken)(パチパチ/何かが燃えているとき), şuğ şuğ (su için)(シューシュー/水が流れる音として)
horul horul(ホルルホルル)- guğ guğ(グーグー), gağ gağ(ガーガー)
pofur pofur(ポフルポフル)- moku moku(モクモク)
kıs kıs(クスクス)- kusu kusu (gizli ve sessiz gülmek ama her zaman alaylı gülmek anlamına gelmez)(クスクス/密かに、声を立てずに笑うこと、でも常にからかって笑うという意味にはなりません)
fısıl fısıl(フシュルフシュル)- hiso hiso(ヒソヒソ)
şırıl şırıl(シュルルシュルル)- çoro çoro(チョロチョロ), sara sara(さらさら)
çatır çatır(チャトゥルチャトゥル)- bari bari veya boki boki (sert birşey kırılırken)(バリバリ、あるいはボキボキ/固いものが折れ壊れるとき), pera pera (akıcı konuşurken)(ペラペラ/流暢に話すとき)
gürül gürül(ギュルルギュルル)- goğ goğ(ゴーゴー), roğ roğ(朗々)
ıkıl ıkıl(ウクルウクル)- zei zei(ゼイゼイ)
lıkır lıkır(ルクルルクル)- goku goku(ごくごく), toku toku(とくとく)
vızır vızır(ヴズルヴズル)- gata gata(ガタガタ), byun byun(びゅんびゅん)

Türkçeden ziyade sadece ingilizce bildiğim için başka dillerde aynı ses iki kez tekrarlanarak ifade edilen kelimeler var mı yok mu bilmiyorum ama en azından ingilizcede bulamadım. Ve birşeyler ifade ederken Türkçenin bu ikilemeleri içime sığıyor. İngilizcede böyle hissetmişliğim yok maalesef, o yüzden mi o kadar sevmedim acaba? Aslında sevmedim diyemem, bir süre bayağı sevmiştim ingilizceyi ama bu ikileme konusunda Türkçe kadar güzel olanı bilmiyorum :D Yaşasın Türkçe!!!
トルコ語以外には英語しか知らないので、他の言語で同じ音を2回繰り返して表現する言葉があるのか、ないのか知りません。でも、少なくとも英語では見つかりませんでした。そして、何かを表現するとき、トルコ語のこのイキレメレル(反復語)は気持ちにぴたりときます。英語ではこんなふうに感じることはありませんでした、残念ながら。だからそれほど好きになれなかったのかなぁ? 実際は好きじゃなかったとは言えません。一時はかなり英語が好きでした。でも、この反復語について言えばトルコ語ほど素晴らしいものを知りません。トルコ語万歳!!!

2012-04-20

Andıç - bir sözcük ''hercai'' / 覚え書き - 「ヘルジャイ」という単語

Dün dışarıda oğle yemeği yerken masada renkli bir menekşe vardı ve eşim ''Bu tarzı menekşeye ''hercai'' denir… ve aynı zamanda sevgilisini sık sık değiştiren biriye de ''hercai'' denir, Teoman'ın şarkısında da vardı. (Sonra araştırdığıma göre Teoman değil, Çelik'in şarkısıydı)'' diye anlattı.
きのう、外でお昼ご飯を食べているとき、テーブルにカラフルなスミレ(三色スミレ)があって、旦那が「この種のスミレは『ヘルジャイ』って言われるんだ……、それから恋人をちょくちょく変えるようなヤツも『ヘルジャイ』って言われる。テオマンの歌にもあるよ(あとで調べてみたらテオマンじゃなくて、チェリッキの歌でした)」と説明してくれました。

O zaman ''hercai'' sözcüğünü ilk defa duydum ki buraya andıç olarak yazıyorum. Hem de acıdım hercai menekşeye… anma kötü isim varmış bu güzel çiçekte dedim kendi kendime.
そのとき初めて『ヘルジャイ』という言葉を聞いたので、ここに覚え書きとして残しています。それに可哀想に感じたのです、三色スミレが……、なんともまぁ、ひどい名前があるもんだ、この素敵な花には、と独り言ちました。

TDK sözlüğünde şöyle anlatılıyor; ''Hercai'' - 1. Hiçbir şeyde kararlı olmayan veya konudan konuya geçiveren (kimse), yeltek, gelgeç.  2. Aşkta değişken, vefasız.
トルコ言語協会の辞書では次のように説明されています。『ヘルジャイ』- 1. すべてにおいて優柔不断な、あるいは次々に話題を変える(誰か)、変わりやすい、移り気な、2. 愛において気まぐれな、不貞な。
''ekşi sözlük''te ise şöyle yazıyordu; Çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. Her bahar diğer çiçekler gibi onlar da açıp güneşe merhaba derler. Fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; ''biz diğer gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun'' der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler. Biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken, diğeri o yaz açar. O gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe ''karderen'', sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de ''hercai'' denilir. İşte bu yüzden hayırsız sevgiliye ''hercai'' diye hitap edilir.
''エクシ・ソズリュック(みんなが書き込める掲示板タイプの辞書)"には、こう書いてあります。「昔々、あるふたつの野花が恋に落ちました。毎春、他の花たちと同じように彼らもまた春に咲き、太陽を仰ぎ見ました。けれど、ある春の初め、恋に落ちた花のひとつが相手に『僕たちは他の花のようにこの春は咲かないでおこう。冬の最中、みんなが寒さを逃れる雪の日に咲こうよ。そうすればすべての自然が僕たちのものになるよ』と言って、ふたつともその春は咲かないことに決めました。ひとつが冬が来て雪が降るのを待っているとき、もうひとつの花はその夏に咲きました。その日以来、雪の中に咲き、恋人を待つ花は“カルデレン/待雪草”、恋人を裏切った花を“ヘルジャイ/三色すみれ”と言われるようになりました。このため、不誠実な恋人のことを『ヘルジャイ』と言います。」

Bu arada ''hercai'', farsça kökenli bir sözcük. Farsçada ''her yerde (yetişen)'' ''bir yerde durmayan'' ''sebatsız'' anlamını taşıyormuş.
ところで、『ヘルジャイ』は、ペルシャ語源の言葉。ペルシャ語で「どこででても(育つ)」「ひとところに止まらない」「移り気な」という意味があります。

Araştırdığım kadarıyla çiçeklerin dilinde hercai menekşe ''Düşünceler'' ''Beynimi işgal ediyorsun ama ben bu durumdan şikayetçi değilim'', Japonca sitelerinde bulduğum çiçeklerin dilinde ise ''Sadakat'' ''Beni özle'' "Düşünceli'' ''İç huzuru'' gibi anlamlarında.
調べてみた限りでは、花言葉で三色スミレは「物思い」「あなたはわたしの心を征服しました。でもこのことに不服はありません」、日本語のウェブサイトで見つけた花言葉にしても「誠実」「わたしを想って」「思慮深い」「心の平和」といった意味があります。

Hercai menekşe, vefasız mı yoksa sadakatli mi, hangisi acaba???
三色スミレって、不誠実なのか、それとも誠実なのか……一体どっち???

Çelik'in ''Hercai'' şarkısı.
チェリッキの『ヘルジャイ』という曲。

2012-04-11

Binebilirsiniz ama çökebilirsiniz!!! / 乗れますけど、跪いてくださいね。

Dolmuşa binmiyor değilim ama az biniyorum. İzmir'de vapur var, İzban (İzmir Banliyo Sistemi) ve metro var, otobüs var. Bazen araba kullanıyorum, bazen bisiklet… nereye gidersem o kadar dolmuş kullanmama gerek yok.
ドルムシュ(乗り合いバス)に乗らないってわけじゃないのですが、乗ることは少ないです。イズミルにはフェリーがあるし、イズバン(イズミル郊外交通システム)と地下鉄があるし、バスだってある。ときには車を使うし、自転車にも乗る……どこへ行こうが、それほどドルムシュを使う必要がないのです。

Ama bugün Bornova'dan Karşıyaka'ya kadar bindik, gittiğimiz yerin tam önünden dolmuşun geçtiği için. Bindiğimizde yolcu azdı, koltuğa oturduk. Ondan sonra bir iki yolcu aldı dolmuş. Ve bir yerde 3 kişinin binmek istediğinde şöför dedi ki ''Binebilirsiniz ama çökebilirsiniz.''
でも、きょうはボルノヴァからカルシュヤカまで乗りました、行った場所のちょうど真ん前をドルムシュが通るってわけで。乗ったときに乗客は少なく、わたしたちは座席に座りました。それからドルムシュは数人の乗客を乗せました。そして、ある場所で3人が乗ろうとしたとき、運転手が言いました「乗れますけど、跪いてくださいね」。

Ne demek ''Binebilir ama çökebilir''?
どーいうこと、「乗れるけど、跪くって」?

Kafam soru işareti ile doluyken yanımda oturan eşim bana sordu; Anladın mı?
頭が?マークでいっぱいのとき、隣りに座っていた旦那が聞きました、「意味分かった?」。

Hayır, anlamadım. Ne demek çökebilir?
いーえ、分かりません。どういうことよ、跪くって?

Eşim; Hani dolmuş ya da minubuslarda yolcunun koltuğa oturması gerekiyor ya…
Ben; Ee?
旦那「ほら、ドルムシュとかミニバスでは乗客が座席に座らないといけないでしょ。」
わたし「だから?」

…derken şöför dedi; Birazdan çökebilirsiniz… hadi polis geldi…
などと言っているところへ運転手が言いました、「もうすぐ跪いてくださいね……。ほら、警察が来た……」。

Dolmuşta ayakta kalanların herkesi yere çöktü, böylece 200 metre falan geçti.
ドルムシュで立っている人みんなが屈み、そうやって200メートルほど進みました。

Şöför; Tamam, tamam kalkabilirsiniz.
運転手「はい、OKです。どうぞ立ち上がってください。」

Bu süreçte ağzım açık kaldı.
このあいだ、開いた口がふさがりませんでした。


Belediye otobüsünde yolcular ayakta kalırlarsa da hiçbir ceza yok, ama dolmuşlarda aynı şey olursa ve yakalanırsa ceza yermiş.
市バスの乗客は立っていても(市バスの運転手に対して)違反切符がきられることはありませんが、ドルムシュでは同じことがあれば、そして捕まれば罰金です。

Yolcu korumak için ayakta kalmamak iyi birşey ama o zaman bütün araçta aynı kural olması gerekmiyor mu? Dolmuş şöför ticari, belediye otobüsü şöfürü ise memur diyebilirsiniz ama o zaman bu kural yolcular için değil mi?
乗客の安全のために車内で立たないのはいいことだけど、だったらすべての乗り物で同じルールが必要なんじゃ? ドルムシュの運転手は商売人で、市バスの運転手は公務員だから、って言えるかもしれないけど、だったらこのルールは乗客のためじゃないってこと?

Neyse yolcular boş dolmuş beklemektense dizlerinin üzerinde gitmeyi tercih eder, böylece dolmuş ceza almadan dolu dolu gider :)
とにかく、乗客は空いたドルムシュを待つくらいなら、跪いて行くことを選ぶ。こうしてドルムシュは罰金を食らうことなくいっぱいの乗客を乗せて走るのです :)

...Ve bir gün ben de dolmuşta çökebilirim!!!
……そして、いつの日か、わたしもドルムシュで跪くことになるでしょう!!!

2012-03-29

İzmir'den Tire'ye, kaplan'ın olduğu yere... / イズミルからティレへ、カプラン(トラ)のいる場所へ……

Dün bahar havasını almak üzere İzmir'den yola çıkıp Tire'ye gittik.
きのう、春の空気を楽しもうとイズミルの街を出て、ティレに行ってきました(ティレも、イズミル県内ですが)。

Torbalı'ya kadar otobanla, sonra D550 yolundan D310 yoluna girip istediğimiz kadar bahar manzaralarını eğlendik. yolun kenarında açan papatya ve sarı çiçekler, arada bir görünen kıpkırmızı gelincik, adını bile bilmediğim bahar çiçekleri...
トルバルまでは高速道路で、そのあとはD550からD310道へ入って思う存分春の景色を楽しみました。道端に咲いたカモミールと黄色い花、ときどき垣間見える真っ赤なポピー、そして名前さえ知らない春の花々……。
Bir de Torbalı'dan sonra geçtiğimiz yoldan görünen tarlada karnıbahar, rahana, pırasa gibi sebzeler... Pıdasa tarlasında çiftçi ve aileleri hep beraber pırasayı toplıyordu, bugün biryerde pazara çıkmıştır muhakkak...
それからトルバルの後で抜けた道から見える田畑ではカリフラワーやキャベツ、長ネギといった野菜たち……。長ネギ畑では農夫とその家族がともに長ネギを収穫中でした。きょうは、どこかの市場に長ネギが出ているはずです。

Ve gözümüzü alan şeftali ağaçları... pespembe çiçekler açmış ve yemyeşil bahar manzaralarını pembeye boyamıştı. İnanılmaz bahar güzellikleri... O güzelliklerini anlatabilecek sözü bulamıyorum...
そして、わたしたちの目を奪った桃の木たち……。真っピンクの花が咲いて、緑の春の景色をピンク色に染めていました。驚くべき春の美しさ……。あの美しさを説明する言葉が見つかりません。

Tire'ye girince ilk beğendiğim Tire İstasyonuydu. Yemyeşil otlar arasında görünen laylar... Çok huzur verici görüntüydü benim için...
ティレに入ってまず気に入ったのはティレ駅でした。緑の野草のなかに見え隠れするレール……。わたしにとって、とても心休まる眺めでした。

Sonra Tire merkezi içinde biraz dinlendik - tam köy kahve havasını veren bir kahvede (Yakında Yeni Camii ve Yahşibey Camii de vardı, Yahşibey Camii'nin minaresi ise renkli tuğla ile süslüydü ve pek güzel olmuş).
その後、ティレの街の中心地のなかで少し休憩ーまさしく村の喫茶店といった趣の場所で(近くにイェニ・モスクとヤフシィベイ・モスクがありました。ヤフシィベイ・モスクのミナレットは色付きのレンガで飾られ、たいへんきれいでした)。

Ve dünkü amacımıza, yani Tire'deki Kaplan Dağı'nın eteğinde bulunan ''Kaplan Dağ Restoran''a!!!
Yemekler güzeldi ama ben en çok ''Karadutlu Lor'' ve ''Ceviz Krokan''ı beğendim :)
そして、きのうの目的地、ティレのカプラン山(トラ山)のすそ野にある“カプラン山レストラン”へ!!!
料理は美味しかったのですが、わたしには“ロル・ペイニルのブラック・マルベリー添え”と“クルミのクロカン”が一番美味しかった ♪

Dönüşte de Derekahve'ye uğrayıp Tire'yi bıraktık...
帰りには、デレカフヴェに立ち寄って、ティレを後にしました。


Bir dahaki sefere Tire'yi geçip Ödemiş'e ve Birgi'ye gideceğiz, inşallah...
次に来るときは、ティレを過ぎ、オデミシュとビルギへ行きたいです、願わくは……。

2012-02-28

Türkiye'de Go / トルコで碁

Türkiye'de yaşamaya başladıktan sonra beni en çok şaşırtan şey, ''Türklerin go oynaması''ydı. Son zamanlarda Japonya'daki haberlerde "İgo girl, yani Go oynayan kız'' olduğunu öğrenmiştim ama yine de artık Japonya'da herkesçe sevilen oyun olduğu söylenemez. Çünkü bir hafta önce haberlede okuduğum kadarıyla 60 yıllık tarihi olan aylık go dergisi ''Gekkan İgo'', 5 Nisan'da çıkacak ''Mayıs 2012'' basımıyla son bulacakmış. Bu dergi, şimdi piasada bulunan go dergileri içinde en eskisidir ama son yıllarda satışı oldukça düşmüş ve okurların yaş ortalaması da yüksek olduğu için ileriki yıllarda ilginin daha da azaracağı düşünülerek derginin kapatılmasına karar verilmiş.
トルコで暮らし始めて以降、わたしが最も驚いたことは “トルコ人が碁を打つこと”でした。最近、日本のニュースで「囲碁ガール」ってのがいるって知りましたが、それでも日本においてはもはやポピュラーなゲームとは言えないでしょう。というのも1週間前にニュースで読んだ限りでは、60年の歴史を持つ月刊の碁雑誌『月刊 囲碁』が、4月5日に発売される "2012年5月号"をもって休刊するとか。この雑誌、現在市場に出回っている囲碁雑誌のなかでは最も古いもの。けれど、近年は売り上げがかなり落ち込み、読者の平均年齢も高いため今後も(雑誌への)関心が低下すると考えられ、休刊が決まったそう。

Ben de geçen seneye kadar go oynamamıştım. Babam oynuyordu, annem de emekli olduktan sonra babamla aynı hobi ile eğleneyim diye öğrenmişti ama çevremde go oynayan gençleri görmemiştim. Japonya'da go oynayan çocuklar, gençler yok demiyorum, aslında var ama çok az. Dünyaya go tanıtan Japonya'da bile go dünyası böyle durumda maalesef…
わたしも昨年までは碁を打ったことがありませんでした。父は打ちましたし、母も定年退職してから父と同じ趣味をもって楽しもうと勉強しましたが、わたしのまわりで碁を打つ若い人たちを見たことはありません。日本に碁を打つ子供や若者がいないとは言いません。実際にはいますが、とても少ないのです。世界に碁を紹介した日本でさえ、囲碁界はこんな状態なのです、残念ながら。

Türkiye'de ise Alpar Kılınç adlı bir delikanlıdan go tarihi başlamış. Galatasaray Lisesi'nde okurken okuduğu, Trevanian'ın kaleminden çıkmış ''SHİBUMİ'' adlı kitaptan esinlenerek goyu araştırmaya başlayan Alpar, 1988 yılında Ankara'da ODTÜ Go Klübünü kurmuş. Maalesef kendisi 1995 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş ama her sene Aralık'ta onun anısına Alpar Kılınç Go Turnuvası düzenlenmekte. Türkiye'nin sadece Ankara şehrinde değil, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Eşkişehir vb. şehirlerinde go derneği veya topluluğu bulunmakta. Bu sene de Ocak'ta düzenlenmiş Kore-Türkiye Dostluk Turnuvası (İstanbul), Şubat'ta düzenlenmiş Ulusal Eşli Go Turnuvası (İstanbul) başta olmak üzere Akara, Adana, Çanakkale, Çorum, İzmir, Eskişehir şehirlerinde toplam 12 go turnuvası düzenlenecek.
トルコでは、アルパル・クルンチという若者から碁の歴史が始まります。彼がガラタサライ高校で学んでいるときに読んだ、トレヴァニアンの筆による『Shibumi』という名の本に刺激され、碁について調べ始めたアルパルさんは、1988年にアンカラで中東工科大学 囲碁クラブを創設。残念ながら彼自身は1995年に起きた交通事故で亡くなってしまったのですが、毎年12月には彼の名を冠したアルパル・クルンチ囲碁トーナメントが開催されています。トルコのアンカラだけでなく、イスタンブル、イズミル、チャナッカレ、エスキシェヒルなどの街に囲碁協会、または囲碁コミュニティーがあります。今年も、1月に開催された韓国ートルコ友好トーナメント(イスタンブル)、2月に開催された国際連碁トーナメント(イスタンブル)をはじめ、アンカラ、アダナ、チャナッカレ、チョルム、イズミル、エスキシェヒルで合計12の囲碁トーナメントが開催される予定です。

Ve bugün şöyle bir heber çıktı; ''Öğrenciler Dünyaca Ünlü Go Oyunu Öğreniyor''. Habere göre ''Güney Eğitim Kurumları Zenginleştirilmiş Eğitim Programı (ZEP) eğitim kadrosu Fahreddin Gürbüz'ün öncülüğünde go kulübü kurulmuş, yeni ve ilginç bir oyun olması nedediyle Zep öğrencileri tarafından ilgiyle karşılanmış.'' Fahreddin Gürbüz, go oyununda öğrencilerin alternatifli yollar düşünmek zorunda kaldığını belirterek ''Go oyunu öğrencilerin analitik düşünme yeteneklerini geliştiriyor. Analitik düşünen öğrenci derslerde değişik çözüm yolları görmeye başladığı gibi hayatta karşılaştığı problamler için de alternatifli çözüm yolları üretebiliyor.'' diye konuşmuş.
そして今日、こんなニュースがありました。「生徒たちは、世界的に有名な囲碁を学んでいる」。ニュースによると「南部教育組織 濃縮(あるいは強化)教育プログラム(ZEP)の教育メンバー、ファフレッディン・ギュルブズ氏の先導で囲碁クラブが創設され、囲碁が新しく興味深いゲームであるためZEPの生徒たちにも興味深く受け入れられた」とか。ファフレッディン・ギュルブズ氏は、囲碁において生徒たちが型にはまらない方法を考えなくてはならないことを説明しながら「囲碁は、生徒たちの分析・解析能力を伸ばします。ものごとを分析的に考察する生徒が、授業でも異なった解決方法を見つけ始めるように、日常生活において遭遇する問題においても型にはまらない解決方法を生み出すことができます」と話したそうです。

Umarım Japonya'da da tekrar go oyunu canlanır, Türkiye'deki mevcut durum da daha da gelişir…
願わくは、日本でも再び囲碁が活性化しますように、そしてトルコにおける現状がさらに発展しますように……。

イズミルある囲碁協会 http://www.goizm.org/
トルコ囲碁棋士協会 http://www.tgod.org.tr/
イスタンブル囲碁学校 http://www.gookulu.com/

2012-02-17

Kalaycı geldiiiiii hanııııımm!! / みなさーん、銀磨きがやってきましたよぉぉぉ!!! 注・下記で訂正

Dün akşamüstü sahile yürüyüşe giderken ilk defa kalaycı gördüm. Aslında kalaycı kelimesini de ilk defa duydum. Eşime göre eskiden evdeki vitrinde gümüş eşyaları çok varmış (tabi ki şimdi de vardır ama eskisine göre azarmıştır, en azından bizde yok öyle gümüş eşyaları konulan vitrin, maaselef!? :p). Onlar kullanılmazsa da belli süre geçtikten sonra kararıyor ve hiç de çekici olmuyor. Ama temizleyip tekrar parlatmak da zahmetli bir iş. Bu zahmetli iş yapan da kalaycıdır. Eskiden sokaklarda daha çok kalaycı görünüyormuş ve onlar gelince ''kalaycı geeeeldiiiiiiiii hanııııımmm'' diye çığırıyormuş.
 昨日夕方近く、海岸へ歩きに行くとき初めてカライジュ/銀磨き屋さんを見ました。実際、Kalaycı という言葉も初めて耳にしました。主人によれば、かつては家のガラス棚に銀製品がたくさんあったそう(もちろん、いまでもあるでしょうが、昔に比べれば少なくなったでしょう。少なくともうちにはありません、そんな銀製品を飾っておくガラス棚なんて、残念ながら!?)。そうした銀製品は、使われなくても一定期間を経れば黒ずんできて、魅力的には見えません。とはいえ、キレイにして再び輝かせるっていうのも面倒な話。その面倒な仕事を引き受ける人たちがカライジュ/銀磨き屋さんです。
かつては通りでより多くのカライジュが見られたそうで、彼らはやってくると「みなさぁぁぁあああん、銀磨きがやってきましたよぉぉぉぉおおおっ」と叫んでいたそうです。

Kalay, atom numarası 50 olan, gümüş beyazlığında kolay işlenebilen, yumuşak bir element. Japoncası ise ''Suzu''dur.
Kalaylama ise, böyle kalay eşyalarını parlatma mesleğine söylenirmiş.
 Kalayとは、原子番号50の元素、白銀色で加工しやすい適度な高度の物質。日本語では「スズ」です。
 Kalaylamak/カライラマ(動詞)は、そうしたスズ加工製品を磨く職業に対して使われる言葉です。

Ama dikkatli kullanmam lazım bu kelimeyi. Çünkü kalay, argoda sövme, küfür manasına gelir, kalaylamak da eksiklikleri, kusurları görünüşte gizlemeye çalışmak, sövmek manasına gelir, o yüzden… :)
 でも、この言葉は注意して使う必要あり。というのも、kalayは、俗語で侮辱、悪態の意味になるし、kalaylamakも、欠陥や短所を上辺で隠すこと、侮辱すること、という意味になるから。

Bu arada "kalaycı'' kelimesi, Türkiye'deki köyün adı, hatta soyadı olarak da bulunmakta.
 ところで、「カライジュ」という言葉は、トルコで村の名前として、さらには名字としても使われています。

fotoğraf: bir yandan ateşe kalay eşyalarını koyuyor, bir yandan da körükle ateşe hava veriyorlar. Sonra birşey sürerek parlatıyorlar. Eşyanın büyüklüğüne göre değişiyordur ama bir tane kalaylatmak için 15-20 liraymış.
写真:一方で火にスズ加工製品をかざし、一方でふいごで火に風を送る。そのあと何かを塗込みながら光らせていました。物の大きさにもよるでしょうが、ひとつ磨いてもらうのに15〜20リラかかるそうです。

2012-02-04

Risshun, bahar başlama günü ve Cemre / 立春、春の始まりとジェムレ

Japonya'da bugün ''Bahar Başlama Günü / Risshun (Rişşun)'', yani baharın başlangıcıdır. Takvim üzerinde artık bahar gelmiş demektir.
Ve Risshun duyunca her zaman aklıma gelen Türkçe sözcük var; Cemre. Daha önce (13 Mart 2008 tarihinde) cemre hakkında bu blogumda da yazmıştım ama sadece Japonca olarak yazdığım için tekrar bu konu hakkında yazmak istiyorum.
 日本では、きょう「立春」、つまり春の始まりです。暦の上ではもう春が来た、ということ。
 そして立春、と聞くと必ず思い浮かぶのが、トルコ語の言葉「ジェムレ」。以前(2008年3月13日)、ジェムレについてこのブログでも書いたのですが、その時は日本語でだけ書いたので、もう一度この話題について書きたいと思います。

Japonya takviminde yirmi dört dönüş noktası (Japoncada ''nicuğyonsekki'' denir) bulunmakta ve bunların bir tanesi de Risshundur. Risshundan sonra Usui (yazı olarak ''yağmur suyu'', anlam olarak karın yağmura dönüş zamanı), ondan sonra Keichitsu (Toprağın ısınması nedeniyle böcekler kış uykusundan uyanıp topraktan çıkar anlamında) gelir.
 日本の暦には24の節目(日本語で「二十四節気」と言われます)があり、このうちのひとつが立春です。立春の次には雨水(文字としては「雨の水」、意味的には雪が雨に変わる変わる頃」になります)、その次には啓蟄(大地が暖まることで、虫たちが冬眠から目覚め、土中から出てくるという意味)がやってきます。

Cemre ise TDK - Türk Dil Kurumu Büyük Sözlük'e göre şöyle anlama gelir; Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda, toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi. Vikipedi'ye göre ise ''İlk cemre 20 Şubat'ta havaya ve yedişer gün arayla da suya ve toprağa düşer.'' Yani ilk cemre, 20 Şubat'ta havaya düşerse, 27 Şubat cıvarında suya, 5-6 Mart cıvarında toprağa düşer demektir.
 ジェムレはと言うと、TDK-トルコ言語協会の大辞書によれば、次のような意味になります。2月に1週ごとの間隔で大気に、水に、そして大地に発生すると考えられている温かさの上昇。ウィキペディ(トルコ語版Wikipedia)には、「最初のジェムレは2月20日に大気に、そして7日ごとの間をあけて水に、大地に落ちる」とあります。つまり、最初のジェムレが2月20日に大気に落ちたとすると、2月27日頃に水へ、3月5-6日頃に大地に落ちるということです。

Bugün Risshun-Bahar Başlama Günü demiştim. Ve Usui ise 19 Şubat cıvarı, Keichitsu ise 6 Mart cıvarındadır (Bu seneye göre biraz değişir, 2012 yılında Usui 19 Şubat'ta, Keichitsu ise 5 Mart'ta).
Japonya takvimindeki bu dönüş noktası, cemreye benzemiyor mu? Önce havaya, sonra su ve toprağa düşmek, hemen hemen aynıdır. Risshun, ilk cemreden biraz erken gelir ama usui ve ikinci cemre, keichitsu ve üçüncü cemre hemen hemen aynı tarihte.
 きょうは立春、春の始まりの日だと言いました。そして雨水は2月19日頃、啓蟄は3月6日頃です(これは年によって若干変わり、2012年は雨水が2月19日、啓蟄が3月5日です)。
 日本の暦におけるこの節目、ジェムレに似ていませんか? まず大気に、次に水に、そして大地に落ちる。これってほとんど同じです。立春は一番最初のジェムレよりも少し早くやってきますが、雨水と2番目のジェムレ、啓蟄と3番目のジェムレはほぼ同じ頃です。

Vikipedi'ye göre Cemre; ''Türk ve Altay halk kültüründe ve mitolojisinde İmre (İmere veya Emire) adı verilen cinin neden olduğuna inanılan'' fenomenmiş. Öyleyse cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı olduğunu düşünmek, o kadar yanlış değildir bence (Çin ve Kore'nin takviminde de yirmi dört dönüş noktası bulunmakta).
 ウィキペディによればジェムレは「トルコおよびアルタイ民族の文化および神話学において、イムレ(イメレ、またはエミレ)の名をもつ精霊がいると信じられる」現象だとか。だとしたら、ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツが同じであると考えることは、それほど間違いではないように思います(中国と韓国の暦にも、24の節目があります)。

Evet, siz ne dersiniz? Cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı mı? Sizin düşüncenizi paylaşabilirseniz çok sevinirim.
 さて、皆さんはどう思いますか? ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツは同じでしょうか? 皆さんの考えを聞かせてもらえると嬉しいです。

2012-01-30

Japoncada küfür yok mu? / 日本語に悪態語はないのか?

Türkler söyler, Japonlar çok kibarlar. E, herhalde biz kibar insanlarız (kibar olmayanlar da var tabi ki :p)
Ama konu küfüre gelince ''Japoncada o kadar küfür yok'' dediğimde herkes şaşırır. Dedik ya, biz kibar insanız :)
 トルコ人は言います、日本人ってホント礼儀正しいと。ま、確かにわたしたち礼儀正しい人間ですから(礼儀正しくないのだっています、もちろん :p)
 でも、話題が悪態語になり、「日本語にはそれほど悪態語がないよ」というと、みんな驚きます。言ったじゃないですか、わたしたちは礼儀正しい人間なんです・笑。

Geçenlerde de yine bu konu üzerinde konuştuk ve söylediler; ''Niye Japoncada küfür yok?'' ''Gerçekten küfür yok mu?'' ''Küfürsüz olmaz ki''…
 先日も、またこの話をし、みんなが言いました。「なんで日本語には悪態語がないの?」「本当に悪態語ないの?」「悪態語がないなんて、考えられないよ」……。

Tamam o zaman, bir araştırayım dedim kendi kendime (ve 1 ay geçti). Gerçekten Japoncada küfür yok mu?
Araştırdığıma göre varmış, Hiroshi Kawasaki'nin kaleminden çıkan ''Kagayaku Nihongo no Akutai / Parlayan Japonca Küfürleri'' adlı kitap, Japoncada da küfür bulunduğunu ispat ediyor. Ama bunların çoğu da Kabuki, Rakugo veya Japon edebiyatındaki küfürlermiş ve çoğu şimdi kullanılmıyormuş (Eğer bu kitap elime geçerse tekrar buraya yazmak istiyorum).
 というわけで、ちょっと調べてみようと思いました(そして、1ヶ月が経ったのですが)。本当に、日本語に悪態語はないのか?
 調べた限り、あるようです。川崎洋という人が書いた『輝く日本語の悪態』という本が、日本語に悪態語があることを証明してくれます。しかしながら、これらのほとんどは歌舞伎や落語、あるいは日本文学のなかで使われるもので、そのほとんどが現在使われていません(もし、この本が手に入ったら、もう一度ここに書こうと思っています)。

Ve Japonca deyince aklımıza gelen büyük hocamız Haruhiko Kindaichi (Japonca dili uzumanlarıdan biri. Onun yazdığı Japonca sözlüğünü bilmeyen Japon yoktur) de şöyle demiş; Japoncadaki küfürler, Amerikadakilerine kıyasla oldukça naziktir. Baka (Aptal), Aho (Geri zekalı, aslında baka ve aho aynı anlama gelir ve ''Baka'' daha çok Tokyo taraflarında, ''Aho'' ise Kansai taraflarında kullanılan kelimedir), Manuke (Eşşek herif), Tomma (Dangalak), Konçikşoğ (Kahretsin), Kuso (Kahorasın / Bok herif) gibi kelimeler var ama cinselle ilgili olanlar azdır. *Burada zorla Türkçeye çevirdiğim için tam olarak doğru çevirememiş olabilirim, kusuruma bakmayın.
Hem de şöyle hikaye de varmış; Meiji döneminde Japonya'ya gelen Portekiz Moraes, Japoncada küfür bulunmadığına, en çok kaba olan sözlük de ''Baka'' olduğuna çok şaşırmış.
 それから、日本語というと思い浮かぶ金田一春彦大先生(国語学者のひとり。彼の編纂した国語辞典を知らない日本人はいないはず)も、次のように言っています。「日本語における悪態語は、アメリカのものに比べるとかなりおとなしい。馬鹿、阿呆、マヌケ、トンマ、こん畜生、クソといった言葉はあるが、性に関するものは少ない。」※ここでは無理矢理トルコ語に翻訳したので、まさしく正確に翻訳できてはいないかもしれません。あしからず。
 また、こんな話もあるそうです。明治時代に日本にやってきたポルトガル人モラエスは、日本語に悪態語がないこと、また最も下品な言葉が「馬鹿」であることに非常に驚いたとか。

Demek öyle. Yani Japonca uzumanı öyle diyorsa öyledir, benim gibi küçücük insan ne diyebilir ki… (Yanlış anlamayın, Japoncada da tabi ki kaba konuşama var, cinselle ilgili sözcükler var ama Türkçede küfür dendiğinde aklınıza gelenlerle kıyasla çok az olduğu denebilir. Kısaca kullanmıyoruz o kelimeleri.)
 というわけです。つまり、日本語の専門家がそう言ってるならそうなんでしょう。わたしみたいな小市民が何を言えましょうか(誤解しないでください。日本語にだってもちろん下品な言い方はありますし、性に関する言葉だってあります。でも、トルコ語で"悪態"と言った場合に思い浮かぶ言葉と比べると、非常に少ないと言うことができるでしょう。つまりは、使わないのです、わたしたちはそういう言葉を)。

2012-01-18

Japoncanın garipliği / 日本語の怪

Uzuuuuuuuuun zamandır buraya gelmedi ve yazmadım. Aslında yazmak istediklerim vardı ama yazmaya kalkamadım bir türlü. Baktım bir önceki yazıma, geçen Ağustos'ta yazmışım... Vay 5 ay geçmiş... ''Kouin ya no gotoshi / Time flies like an allow (bu atasözünün Türkçesi ne demek? aklıma gelmedi. Zaman su gibi akar gider desem olur mu?)'' - Hiçbir şey yapmazsam da zaman ilerliyor. Beni beklemez. Neyse bugünkü yazıya geçeyim şimdi.
 長ーーーーーーーーい間、このページに来なかったし、書きませんでした。本当は書きたいことがあったのですが、まったく書くことができませんでした。ひとつ前のポストを見ると、去年の8月に書いています。なんと5ヶ月も前。「光陰矢の如し / Time flies like an arrow (このことわざのトルコ語って何? 思い浮かばなかった。Zaman su gibi akar gider 〈時は、水のように流れゆく〉と言えるのかしら?)」。なーんにもしなくっても時間は進む。わたしを待ってはくれない。まぁいいや、きょうの話に移りましょう。

Geçen gün bir Japon arkdaşım dedi bana.
- Bir düşünürsek Japoncada ne olduğu anlaşılmayan kelimeler var.
- Ne demek o?
- Hani biz market için ''suğpağ'' kelimesini kullanıyoruz ama bu ingilizcenin 'super'i.
- Aa evet haklısın, eskiden ''super market'' deniyordu ama farkında olmadan ''super'' denmeye başladı.
- Ama bunu yabancılar anlamaz.
 先日、日本人の友達が言いました。
ー ちょっと考えてみると、日本語には何のことか分からない言葉がありますよね。
ー 何のこと?
ー ほら、わたしたちマーケットのことを「スーパー」って言うじゃないですか。でも、これって英語の「スーパー」ですよね。
ー あぁ、確かに。そのとおりね。昔は「スーパーマーケット」って言われてたんだけど、いつのまにか「スーパー」と言われるようになちゃった。
ー でも、これって外国人は分からないですよね。

Evet, çok komik durum. Biz, Japonlar ''Super'' deriz ama ne süper yani... :) Eskiden biri normal marketten daha iyi market, daha büyük market olduğunu ifade etmek için ''Super market'' kelimesini kullanmaya başlamış fakat önemili olan ''market'' kelimesi gitti, ''süper'' kelimesi kaldı. Artık ''süper'' olmasa da ''super'' denir. (O yüzden gerçekten büyük marketlerde bazen ''Hyper Market'' kelimesi kullanılır.)
 そう、とてもおかしな状態です。わたしたち日本人は「スーパー」と言いますが、一体何が"スーパー"なのか。かつて、誰かが普通のマーケットよりも良い、より大きなマーケットであることを表現するために「スーパーマーケット」という言葉を使ったのだろうけど、その大事な部分「マーケット」という言葉が失われ、「スーパー(super)」という言葉が残ってしまったのです。もはや「スーパー」でなくとも「スーパー」と言われる。(だから、本当に大きなマーケットでは、ときどき"ハイパーマーケット"という言葉が使われます。

Böyle düşününce komik kelimeler bulunuyor Japoncada. Hem de kelime kusaltmayı çok severiz.
Mesela...
Pasokon - Personal Computer'nın kısaltması. Japonya'da hiç kimse ''computer'' demez, ''Pasokon'' der.
Vaişatsu - İngilizcenin ''white shirt''ten gelmiş. Genelde takım elbisenin içine giyilen beyaz gömrek'i kasteder (o şekili taşıyan renkli gömrekte de kullanılır, beyaz olmamasına rağmen).
Keğtai - Keitai denva, yani cep telefonunun kısaltması. Aslında ''Keitai'' kelimesi taşınabilir ya da taşımak / getirmek anlamına gelir ama Japoncada ''Keğtai'' cep telefonu manasında.
 こんなふうに考えると、日本語にはおかしな言葉が見つかります。おまけに、言葉を短くするのが好きなのです。たとえば……、
パソコン ー パーソナル・コンピュータの略。日本では誰も「コンピュータ」と言いません、「パソコン」と言います。
ワイシャツ ー 英語の「ホワイト・シャツ」から転化しました。ふつうはスーツの中に着られる白いシャツのことです(同じような形のカラーシャツでも使われます、白くないにも関わらず)。
ケータイ ー 携帯電話(トルコ語でcep telefonu)の略。本当のところ「携帯」という言葉は、持ち運び可能な、あるいは持ち運ぶという意味になるのですが、日本語では「ケータイ」というと携帯電話の意味に。

Acaba kafanızı karıştırmış mıyım? Ama merak etmeyin, Japoncadaki yeni kelimeler, yeni kısaltmalar artık ben bile anlayamıyorum... :(
 もしかして、混乱させちゃったかしら? でも心配しないでください。日本語の新しい言葉や、新しい略語は、わたしでさえもう理解できません。(T_T;)

2011-08-19

Son zamanlarda beğenimi kazanan ZAHTER / 最近、お気に入りの''ザフテル''


    Bu yazına kadar zahter bilmiyordum ama bildim bileli çok beğendim. Yazlıkta bir sabah, kayınvalide kahvaltı sofrasına pul biberli zeytinyağı ve zahter koydu. Kayınpeder ise ekmeği bu zeytinyağına bandırdıktan sonra zahtere banıp yedi. Ben de onu taklit edip aynı şekilde yemeyi denedim. Nefis!!!
 この夏までザフテルのことを知りませんでした。でも、知って以来とっても気に入っています。サマーハウスでの朝、義母が朝食のテーブルにペッパーフレーク(http://en.wikipedia.org/wiki/Aleppo_pepper) 入りのオリーブオイルとザフテルを置きました。義父はパンをこのオリーブオイルにつけた後、ザフテルをまぶして食べました。わたしも義父を真似て同じように食べてみました。おいしーっ!!!

    Kayınpeder, ABD'deyken (yani sanırım 30 - 40 sene önce) zehter tanımış, Mısırlı mıydı nereliydi tam hatırlayamıyorum ama Ortadoğulu bir arkadaşından öğrenmiş ve o arkadaştan zahter alıp Türkiye'ye dönmüş. Meğer Türkiye'de de varmış bu güzel koku ve tat veren baharat.
 義父は、アメリカにいた時(おそらく30-40年前)ザフテルを知ったのだとか。エジプト人だったか何人か、ちゃんと覚えていませんが、中東出身の友だちに教えてもらったそうで、その友だちからザフテルをもらってトルコに帰ってきたそう。とはいえ、トルコでもあったのです、このいい匂いと味のスパイスは。

    Sofrada ne yiyoruz, bu tam adeta bağlı. Ege bölgelerde yeşillik, yani otlar yenir ama iç Anadolu'da o kadar yenmez. Yumurta nasıl yenir bu da yaşadığımız aileye bağlı, kimiler omlet şekilde, kimiler haşlanmış şekilde, kimiler ise kızarmış şekilde yer. Mesela küçükken hiç natto (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nattō) yememiştim. Natto, Kanto bölgelerdeki (Tokyo taraflarındaki) geneleksel yemek. Kansai bölgelerde eskiden o koku yüzünden o kadar sevilmemiş. Dolayısıyla evimde de natto sofraya çıkmadı (babamın o kadar sevmediği için). Ama sonradan tanıyıp çok beğendim.
 食卓で何を食べるか、これはまさしく習慣によります。エゲ地方では葉野菜、つまり野草が食べられますが、内陸アナドルではそれほど食べられません。卵をどんなふうに食べるか、これもいっしょに暮らしている家族によります。ある人たちはオムレツのように、ある人たちはゆで卵として、またある人たちは目玉焼きのカタチで食べます。たとえば、わたしは小さい頃まったく納豆を食べませんでした。納豆は関東地方(東京方面)の伝統的な食べ物。関西地方では、かつてその匂いゆえにそれほど好まれませんでした。結果的に、わたしの家でも納豆は食卓に上りませんでした(父がそれほど好きでなかったため)。けれど、あとから知ってとても好きになりました。

    Bu arada zahter bayağı sağlıklı bir baharatmış, antik Roma döneminde ise mutfak ve tıp bitkisi olarak biliniyormuş. Eğer markette bulursanız (baharatçıda ise mutlaka bulunur) bir denemenizi tavsiye ederim. Birkaç kez humus yaparken kimyon bulamadığım için onun yerine kullandım ve oldukça güzel oldu.
 ところで、ザフテルはとても健康的なスパイスだとか。古代ローマ帝国の時代には食卓と医療の両方で使われる植物として知られていたそう。もし、マーケットで見つけたら(スパイス専門店なら絶対あります)一度試されることをおすすめします。何度かフムス(ヒヨコ豆のペースト:http://ja.wikipedia.org/wiki/フムス)を作る時にクミンが見つからなくて代わりに使ってみましたが、かなりおいしくなりました。

http://www.baharathane.com/kategori/zahter-nedir

2011-07-23

Beni mutlu ettiğin için teşekkür ederim / わたしを幸せな気持ちにしてくれて、ありがとう。

    Bugün sokakta bir yavru kedi gördüm. Çok küçük, sanki son zamanlarda görmeye başlamış gibi küçücük bir kediydi ve bir arabanın altında bir şeylerden korkuyormuş gibi oturyordu.
 きょう、道で子猫を見かけました。とっても小さな、つい最近目が見え始めたかのような小っちゃな猫で、車の下に何かを怖がっているような感じで座っていました。


    Sonra başka yoldan eve gelirken o yavru kedi ileri sokağın ortasındaydı ve arkasından büyük bir araba geliyordu. Aman, kaç diye içimde bağırdım ama araba geçtikten sonra onu göremedim. Olayın yakınına gidip onun yaşayıp yaşayamadığını bilmek istedim ama cesaret edemedim. 
 そのあと、別の道を通って家に帰るとき、その子猫は道の先の真ん中にいました。その後ろからは大きな車がやって来ています。「ああっ、逃げてーっ!!」と心のなかで叫びましたが、車が通り過ぎた後わたしはその子猫を見ることができませんでした。事の現場に近寄ってあの子猫が生きているのか、いないのか、知りたかったけれど見る勇気がありませんでした。


    Eve gidince 1 litrelik plastik şişenin bir kısmını kesip küçük kase yaptım. Ve süt koyup demin o yavru kediyi gördüğüm yere gittim. Allah şükürler olsun, o yaşıyordu. hiç yaralanmamıştı. Onun önüne süt koydum, o da yavaş yavaş içmeye başladı. Birazdan başka kediler de gelip süt içmeye başladı.
 家に帰ってすぐ1リットルのペットボトルの一部を切り取り、小さな器を作りました。それからミルクを注いで、あの子猫を見た場所に行きました。神さまありがとう! 猫は生きていました。怪我もまったくなし。子猫の前にミルクを置くと、ゆっくりと飲みはじめました。少しして他の猫たちも近寄って来て、ミルクを飲みはじめました。


    Onları görürken çok mutlu olduğumu hissettim. Nasıl bir duygu bu bilmiyorum ama herneyse mutluydum bir süre. Sokakta yaşayan kimsesiz kedilerin bana mutluluk duygularını getirdiği için ben de teşekkür ettim onlara. 
 彼らを見ていると、とても幸せな気持ちになりました。どういう感情なのか分からないけれど、とにかく幸せだったのです、少しのあいだ。通りで暮らしている孤児の猫たちが、わたしに幸せな気持ちを運んできてくれたから、わたしも彼らに感謝しました。


    Galiba çok küçük bir şey bu. Yazmaya değmez diyeler de vardır. Yine de yazmak istedim. Bugün hissettiğim mutluluğumun bir şekilde kalmasını istedim.
 たぶん、とっても小さなことだけれど、書く価値なんてないと言う人もいるだろうけど、それでも書きたいと思いました。きょう、わたしが感じた幸せを何かしらのカタチで残したかったのです。


    Türkiye'de yaz gelince facebook'ta yukarıdaki gibi bir afiş görünmeye başlar; ''Onlar için bu yaz boyunca kapımızın önüne bir kap su bulunduralım.'' Bu, sokakta yaşayan hayvanlar için yapılan bir kampanya.
    Sokakta yaşayan kediler ve köpekler bize zarar vermiyor. Hatta bugün yaşadığım gibi mutluluk duygularını bile getirebiliyor. Evet, bir kap su bırakalım her sokaklara. Bu sıcaklıkta biz yanarken onlar da yanıyor. Biz aynı toprakta BERABER yaşıyoruz.
 トルコでは夏になるとフェイスブックで上のようなポスターが出回ります。「彼らのためにこの夏じゅう、わたしたちの家の前に一杯の水があるようにしましょう。」これは、通りで暮らす動物たちのために行なわれているキャンペーンです。
 通りで暮らす猫や犬たちは、わたしたちに害を及ぼしません。それどころか、きょうわたしが経験したように幸せな気持ちさえ運んでくることができるのです。そう、一杯の水を置きましょう、すべての通りに。この暑さでわたしたちが暑いと感じているとき、彼らだって暑いのです。わたしたちは、同じ星で“ともに”生きているのです。