Dün bahar havasını almak üzere İzmir'den yola çıkıp Tire'ye gittik.
きのう、春の空気を楽しもうとイズミルの街を出て、ティレに行ってきました(ティレも、イズミル県内ですが)。
Torbalı'ya kadar otobanla, sonra D550 yolundan D310 yoluna girip istediğimiz kadar bahar manzaralarını eğlendik. yolun kenarında açan papatya ve sarı çiçekler, arada bir görünen kıpkırmızı gelincik, adını bile bilmediğim bahar çiçekleri...
トルバルまでは高速道路で、そのあとはD550からD310道へ入って思う存分春の景色を楽しみました。道端に咲いたカモミールと黄色い花、ときどき垣間見える真っ赤なポピー、そして名前さえ知らない春の花々……。
Bir de Torbalı'dan sonra geçtiğimiz yoldan görünen tarlada karnıbahar, rahana, pırasa gibi sebzeler... Pıdasa tarlasında çiftçi ve aileleri hep beraber pırasayı toplıyordu, bugün biryerde pazara çıkmıştır muhakkak...
それからトルバルの後で抜けた道から見える田畑ではカリフラワーやキャベツ、長ネギといった野菜たち……。長ネギ畑では農夫とその家族がともに長ネギを収穫中でした。きょうは、どこかの市場に長ネギが出ているはずです。
Ve gözümüzü alan şeftali ağaçları... pespembe çiçekler açmış ve yemyeşil bahar manzaralarını pembeye boyamıştı. İnanılmaz bahar güzellikleri... O güzelliklerini anlatabilecek sözü bulamıyorum...
そして、わたしたちの目を奪った桃の木たち……。真っピンクの花が咲いて、緑の春の景色をピンク色に染めていました。驚くべき春の美しさ……。あの美しさを説明する言葉が見つかりません。
Tire'ye girince ilk beğendiğim Tire İstasyonuydu. Yemyeşil otlar arasında görünen laylar... Çok huzur verici görüntüydü benim için...
ティレに入ってまず気に入ったのはティレ駅でした。緑の野草のなかに見え隠れするレール……。わたしにとって、とても心休まる眺めでした。
Sonra Tire merkezi içinde biraz dinlendik - tam köy kahve havasını veren bir kahvede (Yakında Yeni Camii ve Yahşibey Camii de vardı, Yahşibey Camii'nin minaresi ise renkli tuğla ile süslüydü ve pek güzel olmuş).
その後、ティレの街の中心地のなかで少し休憩ーまさしく村の喫茶店といった趣の場所で(近くにイェニ・モスクとヤフシィベイ・モスクがありました。ヤフシィベイ・モスクのミナレットは色付きのレンガで飾られ、たいへんきれいでした)。
Ve dünkü amacımıza, yani Tire'deki Kaplan Dağı'nın eteğinde bulunan ''Kaplan Dağ Restoran''a!!!
Yemekler güzeldi ama ben en çok ''Karadutlu Lor'' ve ''Ceviz Krokan''ı beğendim :)
そして、きのうの目的地、ティレのカプラン山(トラ山)のすそ野にある“カプラン山レストラン”へ!!!
料理は美味しかったのですが、わたしには“ロル・ペイニルのブラック・マルベリー添え”と“クルミのクロカン”が一番美味しかった ♪
Dönüşte de Derekahve'ye uğrayıp Tire'yi bıraktık...
帰りには、デレカフヴェに立ち寄って、ティレを後にしました。
Bir dahaki sefere Tire'yi geçip Ödemiş'e ve Birgi'ye gideceğiz, inşallah...
次に来るときは、ティレを過ぎ、オデミシュとビルギへ行きたいです、願わくは……。
2012-03-29
2012-02-28
Türkiye'de Go / トルコで碁
Türkiye'de yaşamaya başladıktan sonra beni en çok şaşırtan şey, ''Türklerin go oynaması''ydı. Son zamanlarda Japonya'daki haberlerde "İgo girl, yani Go oynayan kız'' olduğunu öğrenmiştim ama yine de artık Japonya'da herkesçe sevilen oyun olduğu söylenemez. Çünkü bir hafta önce haberlede okuduğum kadarıyla 60 yıllık tarihi olan aylık go dergisi ''Gekkan İgo'', 5 Nisan'da çıkacak ''Mayıs 2012'' basımıyla son bulacakmış. Bu dergi, şimdi piasada bulunan go dergileri içinde en eskisidir ama son yıllarda satışı oldukça düşmüş ve okurların yaş ortalaması da yüksek olduğu için ileriki yıllarda ilginin daha da azaracağı düşünülerek derginin kapatılmasına karar verilmiş.
トルコで暮らし始めて以降、わたしが最も驚いたことは “トルコ人が碁を打つこと”でした。最近、日本のニュースで「囲碁ガール」ってのがいるって知りましたが、それでも日本においてはもはやポピュラーなゲームとは言えないでしょう。というのも1週間前にニュースで読んだ限りでは、60年の歴史を持つ月刊の碁雑誌『月刊 囲碁』が、4月5日に発売される "2012年5月号"をもって休刊するとか。この雑誌、現在市場に出回っている囲碁雑誌のなかでは最も古いもの。けれど、近年は売り上げがかなり落ち込み、読者の平均年齢も高いため今後も(雑誌への)関心が低下すると考えられ、休刊が決まったそう。
Ben de geçen seneye kadar go oynamamıştım. Babam oynuyordu, annem de emekli olduktan sonra babamla aynı hobi ile eğleneyim diye öğrenmişti ama çevremde go oynayan gençleri görmemiştim. Japonya'da go oynayan çocuklar, gençler yok demiyorum, aslında var ama çok az. Dünyaya go tanıtan Japonya'da bile go dünyası böyle durumda maalesef…
わたしも昨年までは碁を打ったことがありませんでした。父は打ちましたし、母も定年退職してから父と同じ趣味をもって楽しもうと勉強しましたが、わたしのまわりで碁を打つ若い人たちを見たことはありません。日本に碁を打つ子供や若者がいないとは言いません。実際にはいますが、とても少ないのです。世界に碁を紹介した日本でさえ、囲碁界はこんな状態なのです、残念ながら。
Türkiye'de ise Alpar Kılınç adlı bir delikanlıdan go tarihi başlamış. Galatasaray Lisesi'nde okurken okuduğu, Trevanian'ın kaleminden çıkmış ''SHİBUMİ'' adlı kitaptan esinlenerek goyu araştırmaya başlayan Alpar, 1988 yılında Ankara'da ODTÜ Go Klübünü kurmuş. Maalesef kendisi 1995 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş ama her sene Aralık'ta onun anısına Alpar Kılınç Go Turnuvası düzenlenmekte. Türkiye'nin sadece Ankara şehrinde değil, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Eşkişehir vb. şehirlerinde go derneği veya topluluğu bulunmakta. Bu sene de Ocak'ta düzenlenmiş Kore-Türkiye Dostluk Turnuvası (İstanbul), Şubat'ta düzenlenmiş Ulusal Eşli Go Turnuvası (İstanbul) başta olmak üzere Akara, Adana, Çanakkale, Çorum, İzmir, Eskişehir şehirlerinde toplam 12 go turnuvası düzenlenecek.
トルコでは、アルパル・クルンチという若者から碁の歴史が始まります。彼がガラタサライ高校で学んでいるときに読んだ、トレヴァニアンの筆による『Shibumi』という名の本に刺激され、碁について調べ始めたアルパルさんは、1988年にアンカラで中東工科大学 囲碁クラブを創設。残念ながら彼自身は1995年に起きた交通事故で亡くなってしまったのですが、毎年12月には彼の名を冠したアルパル・クルンチ囲碁トーナメントが開催されています。トルコのアンカラだけでなく、イスタンブル、イズミル、チャナッカレ、エスキシェヒルなどの街に囲碁協会、または囲碁コミュニティーがあります。今年も、1月に開催された韓国ートルコ友好トーナメント(イスタンブル)、2月に開催された国際連碁トーナメント(イスタンブル)をはじめ、アンカラ、アダナ、チャナッカレ、チョルム、イズミル、エスキシェヒルで合計12の囲碁トーナメントが開催される予定です。
Ve bugün şöyle bir heber çıktı; ''Öğrenciler Dünyaca Ünlü Go Oyunu Öğreniyor''. Habere göre ''Güney Eğitim Kurumları Zenginleştirilmiş Eğitim Programı (ZEP) eğitim kadrosu Fahreddin Gürbüz'ün öncülüğünde go kulübü kurulmuş, yeni ve ilginç bir oyun olması nedediyle Zep öğrencileri tarafından ilgiyle karşılanmış.'' Fahreddin Gürbüz, go oyununda öğrencilerin alternatifli yollar düşünmek zorunda kaldığını belirterek ''Go oyunu öğrencilerin analitik düşünme yeteneklerini geliştiriyor. Analitik düşünen öğrenci derslerde değişik çözüm yolları görmeye başladığı gibi hayatta karşılaştığı problamler için de alternatifli çözüm yolları üretebiliyor.'' diye konuşmuş.
そして今日、こんなニュースがありました。「生徒たちは、世界的に有名な囲碁を学んでいる」。ニュースによると「南部教育組織 濃縮(あるいは強化)教育プログラム(ZEP)の教育メンバー、ファフレッディン・ギュルブズ氏の先導で囲碁クラブが創設され、囲碁が新しく興味深いゲームであるためZEPの生徒たちにも興味深く受け入れられた」とか。ファフレッディン・ギュルブズ氏は、囲碁において生徒たちが型にはまらない方法を考えなくてはならないことを説明しながら「囲碁は、生徒たちの分析・解析能力を伸ばします。ものごとを分析的に考察する生徒が、授業でも異なった解決方法を見つけ始めるように、日常生活において遭遇する問題においても型にはまらない解決方法を生み出すことができます」と話したそうです。
Umarım Japonya'da da tekrar go oyunu canlanır, Türkiye'deki mevcut durum da daha da gelişir…
願わくは、日本でも再び囲碁が活性化しますように、そしてトルコにおける現状がさらに発展しますように……。
イズミルある囲碁協会 http://www.goizm.org/
トルコ囲碁棋士協会 http://www.tgod.org.tr/
イスタンブル囲碁学校 http://www.gookulu.com/
トルコで暮らし始めて以降、わたしが最も驚いたことは “トルコ人が碁を打つこと”でした。最近、日本のニュースで「囲碁ガール」ってのがいるって知りましたが、それでも日本においてはもはやポピュラーなゲームとは言えないでしょう。というのも1週間前にニュースで読んだ限りでは、60年の歴史を持つ月刊の碁雑誌『月刊 囲碁』が、4月5日に発売される "2012年5月号"をもって休刊するとか。この雑誌、現在市場に出回っている囲碁雑誌のなかでは最も古いもの。けれど、近年は売り上げがかなり落ち込み、読者の平均年齢も高いため今後も(雑誌への)関心が低下すると考えられ、休刊が決まったそう。
Ben de geçen seneye kadar go oynamamıştım. Babam oynuyordu, annem de emekli olduktan sonra babamla aynı hobi ile eğleneyim diye öğrenmişti ama çevremde go oynayan gençleri görmemiştim. Japonya'da go oynayan çocuklar, gençler yok demiyorum, aslında var ama çok az. Dünyaya go tanıtan Japonya'da bile go dünyası böyle durumda maalesef…
わたしも昨年までは碁を打ったことがありませんでした。父は打ちましたし、母も定年退職してから父と同じ趣味をもって楽しもうと勉強しましたが、わたしのまわりで碁を打つ若い人たちを見たことはありません。日本に碁を打つ子供や若者がいないとは言いません。実際にはいますが、とても少ないのです。世界に碁を紹介した日本でさえ、囲碁界はこんな状態なのです、残念ながら。
Türkiye'de ise Alpar Kılınç adlı bir delikanlıdan go tarihi başlamış. Galatasaray Lisesi'nde okurken okuduğu, Trevanian'ın kaleminden çıkmış ''SHİBUMİ'' adlı kitaptan esinlenerek goyu araştırmaya başlayan Alpar, 1988 yılında Ankara'da ODTÜ Go Klübünü kurmuş. Maalesef kendisi 1995 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş ama her sene Aralık'ta onun anısına Alpar Kılınç Go Turnuvası düzenlenmekte. Türkiye'nin sadece Ankara şehrinde değil, İstanbul, İzmir, Çanakkale, Eşkişehir vb. şehirlerinde go derneği veya topluluğu bulunmakta. Bu sene de Ocak'ta düzenlenmiş Kore-Türkiye Dostluk Turnuvası (İstanbul), Şubat'ta düzenlenmiş Ulusal Eşli Go Turnuvası (İstanbul) başta olmak üzere Akara, Adana, Çanakkale, Çorum, İzmir, Eskişehir şehirlerinde toplam 12 go turnuvası düzenlenecek.
トルコでは、アルパル・クルンチという若者から碁の歴史が始まります。彼がガラタサライ高校で学んでいるときに読んだ、トレヴァニアンの筆による『Shibumi』という名の本に刺激され、碁について調べ始めたアルパルさんは、1988年にアンカラで中東工科大学 囲碁クラブを創設。残念ながら彼自身は1995年に起きた交通事故で亡くなってしまったのですが、毎年12月には彼の名を冠したアルパル・クルンチ囲碁トーナメントが開催されています。トルコのアンカラだけでなく、イスタンブル、イズミル、チャナッカレ、エスキシェヒルなどの街に囲碁協会、または囲碁コミュニティーがあります。今年も、1月に開催された韓国ートルコ友好トーナメント(イスタンブル)、2月に開催された国際連碁トーナメント(イスタンブル)をはじめ、アンカラ、アダナ、チャナッカレ、チョルム、イズミル、エスキシェヒルで合計12の囲碁トーナメントが開催される予定です。
Ve bugün şöyle bir heber çıktı; ''Öğrenciler Dünyaca Ünlü Go Oyunu Öğreniyor''. Habere göre ''Güney Eğitim Kurumları Zenginleştirilmiş Eğitim Programı (ZEP) eğitim kadrosu Fahreddin Gürbüz'ün öncülüğünde go kulübü kurulmuş, yeni ve ilginç bir oyun olması nedediyle Zep öğrencileri tarafından ilgiyle karşılanmış.'' Fahreddin Gürbüz, go oyununda öğrencilerin alternatifli yollar düşünmek zorunda kaldığını belirterek ''Go oyunu öğrencilerin analitik düşünme yeteneklerini geliştiriyor. Analitik düşünen öğrenci derslerde değişik çözüm yolları görmeye başladığı gibi hayatta karşılaştığı problamler için de alternatifli çözüm yolları üretebiliyor.'' diye konuşmuş.
そして今日、こんなニュースがありました。「生徒たちは、世界的に有名な囲碁を学んでいる」。ニュースによると「南部教育組織 濃縮(あるいは強化)教育プログラム(ZEP)の教育メンバー、ファフレッディン・ギュルブズ氏の先導で囲碁クラブが創設され、囲碁が新しく興味深いゲームであるためZEPの生徒たちにも興味深く受け入れられた」とか。ファフレッディン・ギュルブズ氏は、囲碁において生徒たちが型にはまらない方法を考えなくてはならないことを説明しながら「囲碁は、生徒たちの分析・解析能力を伸ばします。ものごとを分析的に考察する生徒が、授業でも異なった解決方法を見つけ始めるように、日常生活において遭遇する問題においても型にはまらない解決方法を生み出すことができます」と話したそうです。
Umarım Japonya'da da tekrar go oyunu canlanır, Türkiye'deki mevcut durum da daha da gelişir…
願わくは、日本でも再び囲碁が活性化しますように、そしてトルコにおける現状がさらに発展しますように……。
イズミルある囲碁協会 http://www.goizm.org/
トルコ囲碁棋士協会 http://www.tgod.org.tr/
イスタンブル囲碁学校 http://www.gookulu.com/
2012-02-17
Kalaycı geldiiiiii hanııııımm!! / みなさーん、銀磨きがやってきましたよぉぉぉ!!! 注・下記で訂正
Dün akşamüstü sahile yürüyüşe giderken ilk defa kalaycı gördüm. Aslında kalaycı kelimesini de ilk defa duydum. Eşime göre eskiden evdeki vitrinde gümüş eşyaları çok varmış (tabi ki şimdi de vardır ama eskisine göre azarmıştır, en azından bizde yok öyle gümüş eşyaları konulan vitrin, maaselef!? :p). Onlar kullanılmazsa da belli süre geçtikten sonra kararıyor ve hiç de çekici olmuyor. Ama temizleyip tekrar parlatmak da zahmetli bir iş. Bu zahmetli iş yapan da kalaycıdır. Eskiden sokaklarda daha çok kalaycı görünüyormuş ve onlar gelince ''kalaycı geeeeldiiiiiiiii hanııııımmm'' diye çığırıyormuş.
昨日夕方近く、海岸へ歩きに行くとき初めてカライジュ/銀磨き屋さんを見ました。実際、Kalaycı という言葉も初めて耳にしました。主人によれば、かつては家のガラス棚に銀製品がたくさんあったそう(もちろん、いまでもあるでしょうが、昔に比べれば少なくなったでしょう。少なくともうちにはありません、そんな銀製品を飾っておくガラス棚なんて、残念ながら!?)。そうした銀製品は、使われなくても一定期間を経れば黒ずんできて、魅力的には見えません。とはいえ、キレイにして再び輝かせるっていうのも面倒な話。その面倒な仕事を引き受ける人たちがカライジュ/銀磨き屋さんです。
かつては通りでより多くのカライジュが見られたそうで、彼らはやってくると「みなさぁぁぁあああん、銀磨きがやってきましたよぉぉぉぉおおおっ」と叫んでいたそうです。
Kalay, atom numarası 50 olan, gümüş beyazlığında kolay işlenebilen, yumuşak bir element. Japoncası ise ''Suzu''dur.
Kalaylama ise, böyle kalay eşyalarını parlatma mesleğine söylenirmiş.
Kalayとは、原子番号50の元素、白銀色で加工しやすい適度な高度の物質。日本語では「スズ」です。
Kalaylamak/カライラマ(動詞)は、そうしたスズ加工製品を磨く職業に対して使われる言葉です。
Ama dikkatli kullanmam lazım bu kelimeyi. Çünkü kalay, argoda sövme, küfür manasına gelir, kalaylamak da eksiklikleri, kusurları görünüşte gizlemeye çalışmak, sövmek manasına gelir, o yüzden… :)
でも、この言葉は注意して使う必要あり。というのも、kalayは、俗語で侮辱、悪態の意味になるし、kalaylamakも、欠陥や短所を上辺で隠すこと、侮辱すること、という意味になるから。
Bu arada "kalaycı'' kelimesi, Türkiye'deki köyün adı, hatta soyadı olarak da bulunmakta.
ところで、「カライジュ」という言葉は、トルコで村の名前として、さらには名字としても使われています。
fotoğraf: bir yandan ateşe kalay eşyalarını koyuyor, bir yandan da körükle ateşe hava veriyorlar. Sonra birşey sürerek parlatıyorlar. Eşyanın büyüklüğüne göre değişiyordur ama bir tane kalaylatmak için 15-20 liraymış.
写真:一方で火にスズ加工製品をかざし、一方でふいごで火に風を送る。そのあと何かを塗込みながら光らせていました。物の大きさにもよるでしょうが、ひとつ磨いてもらうのに15〜20リラかかるそうです。
昨日夕方近く、海岸へ歩きに行くとき初めてカライジュ/銀磨き屋さんを見ました。実際、Kalaycı という言葉も初めて耳にしました。主人によれば、かつては家のガラス棚に銀製品がたくさんあったそう(もちろん、いまでもあるでしょうが、昔に比べれば少なくなったでしょう。少なくともうちにはありません、そんな銀製品を飾っておくガラス棚なんて、残念ながら!?)。そうした銀製品は、使われなくても一定期間を経れば黒ずんできて、魅力的には見えません。とはいえ、キレイにして再び輝かせるっていうのも面倒な話。その面倒な仕事を引き受ける人たちがカライジュ/銀磨き屋さんです。
かつては通りでより多くのカライジュが見られたそうで、彼らはやってくると「みなさぁぁぁあああん、銀磨きがやってきましたよぉぉぉぉおおおっ」と叫んでいたそうです。
Kalay, atom numarası 50 olan, gümüş beyazlığında kolay işlenebilen, yumuşak bir element. Japoncası ise ''Suzu''dur.
Kalaylama ise, böyle kalay eşyalarını parlatma mesleğine söylenirmiş.
Kalayとは、原子番号50の元素、白銀色で加工しやすい適度な高度の物質。日本語では「スズ」です。
Kalaylamak/カライラマ(動詞)は、そうしたスズ加工製品を磨く職業に対して使われる言葉です。
Ama dikkatli kullanmam lazım bu kelimeyi. Çünkü kalay, argoda sövme, küfür manasına gelir, kalaylamak da eksiklikleri, kusurları görünüşte gizlemeye çalışmak, sövmek manasına gelir, o yüzden… :)
でも、この言葉は注意して使う必要あり。というのも、kalayは、俗語で侮辱、悪態の意味になるし、kalaylamakも、欠陥や短所を上辺で隠すこと、侮辱すること、という意味になるから。
Bu arada "kalaycı'' kelimesi, Türkiye'deki köyün adı, hatta soyadı olarak da bulunmakta.
ところで、「カライジュ」という言葉は、トルコで村の名前として、さらには名字としても使われています。
fotoğraf: bir yandan ateşe kalay eşyalarını koyuyor, bir yandan da körükle ateşe hava veriyorlar. Sonra birşey sürerek parlatıyorlar. Eşyanın büyüklüğüne göre değişiyordur ama bir tane kalaylatmak için 15-20 liraymış.
写真:一方で火にスズ加工製品をかざし、一方でふいごで火に風を送る。そのあと何かを塗込みながら光らせていました。物の大きさにもよるでしょうが、ひとつ磨いてもらうのに15〜20リラかかるそうです。
2012-02-04
Risshun, bahar başlama günü ve Cemre / 立春、春の始まりとジェムレ
Japonya'da bugün ''Bahar Başlama Günü / Risshun (Rişşun)'', yani baharın başlangıcıdır. Takvim üzerinde artık bahar gelmiş demektir.
Ve Risshun duyunca her zaman aklıma gelen Türkçe sözcük var; Cemre. Daha önce (13 Mart 2008 tarihinde) cemre hakkında bu blogumda da yazmıştım ama sadece Japonca olarak yazdığım için tekrar bu konu hakkında yazmak istiyorum.
日本では、きょう「立春」、つまり春の始まりです。暦の上ではもう春が来た、ということ。
そして立春、と聞くと必ず思い浮かぶのが、トルコ語の言葉「ジェムレ」。以前(2008年3月13日)、ジェムレについてこのブログでも書いたのですが、その時は日本語でだけ書いたので、もう一度この話題について書きたいと思います。
Japonya takviminde yirmi dört dönüş noktası (Japoncada ''nicuğyonsekki'' denir) bulunmakta ve bunların bir tanesi de Risshundur. Risshundan sonra Usui (yazı olarak ''yağmur suyu'', anlam olarak karın yağmura dönüş zamanı), ondan sonra Keichitsu (Toprağın ısınması nedeniyle böcekler kış uykusundan uyanıp topraktan çıkar anlamında) gelir.
日本の暦には24の節目(日本語で「二十四節気」と言われます)があり、このうちのひとつが立春です。立春の次には雨水(文字としては「雨の水」、意味的には雪が雨に変わる変わる頃」になります)、その次には啓蟄(大地が暖まることで、虫たちが冬眠から目覚め、土中から出てくるという意味)がやってきます。
Cemre ise TDK - Türk Dil Kurumu Büyük Sözlük'e göre şöyle anlama gelir; Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda, toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi. Vikipedi'ye göre ise ''İlk cemre 20 Şubat'ta havaya ve yedişer gün arayla da suya ve toprağa düşer.'' Yani ilk cemre, 20 Şubat'ta havaya düşerse, 27 Şubat cıvarında suya, 5-6 Mart cıvarında toprağa düşer demektir.
ジェムレはと言うと、TDK-トルコ言語協会の大辞書によれば、次のような意味になります。2月に1週ごとの間隔で大気に、水に、そして大地に発生すると考えられている温かさの上昇。ウィキペディ(トルコ語版Wikipedia)には、「最初のジェムレは2月20日に大気に、そして7日ごとの間をあけて水に、大地に落ちる」とあります。つまり、最初のジェムレが2月20日に大気に落ちたとすると、2月27日頃に水へ、3月5-6日頃に大地に落ちるということです。
Bugün Risshun-Bahar Başlama Günü demiştim. Ve Usui ise 19 Şubat cıvarı, Keichitsu ise 6 Mart cıvarındadır (Bu seneye göre biraz değişir, 2012 yılında Usui 19 Şubat'ta, Keichitsu ise 5 Mart'ta).
Japonya takvimindeki bu dönüş noktası, cemreye benzemiyor mu? Önce havaya, sonra su ve toprağa düşmek, hemen hemen aynıdır. Risshun, ilk cemreden biraz erken gelir ama usui ve ikinci cemre, keichitsu ve üçüncü cemre hemen hemen aynı tarihte.
きょうは立春、春の始まりの日だと言いました。そして雨水は2月19日頃、啓蟄は3月6日頃です(これは年によって若干変わり、2012年は雨水が2月19日、啓蟄が3月5日です)。
日本の暦におけるこの節目、ジェムレに似ていませんか? まず大気に、次に水に、そして大地に落ちる。これってほとんど同じです。立春は一番最初のジェムレよりも少し早くやってきますが、雨水と2番目のジェムレ、啓蟄と3番目のジェムレはほぼ同じ頃です。
Vikipedi'ye göre Cemre; ''Türk ve Altay halk kültüründe ve mitolojisinde İmre (İmere veya Emire) adı verilen cinin neden olduğuna inanılan'' fenomenmiş. Öyleyse cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı olduğunu düşünmek, o kadar yanlış değildir bence (Çin ve Kore'nin takviminde de yirmi dört dönüş noktası bulunmakta).
ウィキペディによればジェムレは「トルコおよびアルタイ民族の文化および神話学において、イムレ(イメレ、またはエミレ)の名をもつ精霊がいると信じられる」現象だとか。だとしたら、ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツが同じであると考えることは、それほど間違いではないように思います(中国と韓国の暦にも、24の節目があります)。
Evet, siz ne dersiniz? Cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı mı? Sizin düşüncenizi paylaşabilirseniz çok sevinirim.
さて、皆さんはどう思いますか? ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツは同じでしょうか? 皆さんの考えを聞かせてもらえると嬉しいです。
Ve Risshun duyunca her zaman aklıma gelen Türkçe sözcük var; Cemre. Daha önce (13 Mart 2008 tarihinde) cemre hakkında bu blogumda da yazmıştım ama sadece Japonca olarak yazdığım için tekrar bu konu hakkında yazmak istiyorum.
日本では、きょう「立春」、つまり春の始まりです。暦の上ではもう春が来た、ということ。
そして立春、と聞くと必ず思い浮かぶのが、トルコ語の言葉「ジェムレ」。以前(2008年3月13日)、ジェムレについてこのブログでも書いたのですが、その時は日本語でだけ書いたので、もう一度この話題について書きたいと思います。
Japonya takviminde yirmi dört dönüş noktası (Japoncada ''nicuğyonsekki'' denir) bulunmakta ve bunların bir tanesi de Risshundur. Risshundan sonra Usui (yazı olarak ''yağmur suyu'', anlam olarak karın yağmura dönüş zamanı), ondan sonra Keichitsu (Toprağın ısınması nedeniyle böcekler kış uykusundan uyanıp topraktan çıkar anlamında) gelir.
日本の暦には24の節目(日本語で「二十四節気」と言われます)があり、このうちのひとつが立春です。立春の次には雨水(文字としては「雨の水」、意味的には雪が雨に変わる変わる頃」になります)、その次には啓蟄(大地が暖まることで、虫たちが冬眠から目覚め、土中から出てくるという意味)がやってきます。
Cemre ise TDK - Türk Dil Kurumu Büyük Sözlük'e göre şöyle anlama gelir; Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda, toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi. Vikipedi'ye göre ise ''İlk cemre 20 Şubat'ta havaya ve yedişer gün arayla da suya ve toprağa düşer.'' Yani ilk cemre, 20 Şubat'ta havaya düşerse, 27 Şubat cıvarında suya, 5-6 Mart cıvarında toprağa düşer demektir.
ジェムレはと言うと、TDK-トルコ言語協会の大辞書によれば、次のような意味になります。2月に1週ごとの間隔で大気に、水に、そして大地に発生すると考えられている温かさの上昇。ウィキペディ(トルコ語版Wikipedia)には、「最初のジェムレは2月20日に大気に、そして7日ごとの間をあけて水に、大地に落ちる」とあります。つまり、最初のジェムレが2月20日に大気に落ちたとすると、2月27日頃に水へ、3月5-6日頃に大地に落ちるということです。
Bugün Risshun-Bahar Başlama Günü demiştim. Ve Usui ise 19 Şubat cıvarı, Keichitsu ise 6 Mart cıvarındadır (Bu seneye göre biraz değişir, 2012 yılında Usui 19 Şubat'ta, Keichitsu ise 5 Mart'ta).
Japonya takvimindeki bu dönüş noktası, cemreye benzemiyor mu? Önce havaya, sonra su ve toprağa düşmek, hemen hemen aynıdır. Risshun, ilk cemreden biraz erken gelir ama usui ve ikinci cemre, keichitsu ve üçüncü cemre hemen hemen aynı tarihte.
きょうは立春、春の始まりの日だと言いました。そして雨水は2月19日頃、啓蟄は3月6日頃です(これは年によって若干変わり、2012年は雨水が2月19日、啓蟄が3月5日です)。
日本の暦におけるこの節目、ジェムレに似ていませんか? まず大気に、次に水に、そして大地に落ちる。これってほとんど同じです。立春は一番最初のジェムレよりも少し早くやってきますが、雨水と2番目のジェムレ、啓蟄と3番目のジェムレはほぼ同じ頃です。
Vikipedi'ye göre Cemre; ''Türk ve Altay halk kültüründe ve mitolojisinde İmre (İmere veya Emire) adı verilen cinin neden olduğuna inanılan'' fenomenmiş. Öyleyse cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı olduğunu düşünmek, o kadar yanlış değildir bence (Çin ve Kore'nin takviminde de yirmi dört dönüş noktası bulunmakta).
ウィキペディによればジェムレは「トルコおよびアルタイ民族の文化および神話学において、イムレ(イメレ、またはエミレ)の名をもつ精霊がいると信じられる」現象だとか。だとしたら、ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツが同じであると考えることは、それほど間違いではないように思います(中国と韓国の暦にも、24の節目があります)。
Evet, siz ne dersiniz? Cemre ve Risshun-Usui-Keichitsu'nun kökü aynı mı? Sizin düşüncenizi paylaşabilirseniz çok sevinirim.
さて、皆さんはどう思いますか? ジェムレと立春ー雨水ー啓蟄のルーツは同じでしょうか? 皆さんの考えを聞かせてもらえると嬉しいです。
2012-01-30
Japoncada küfür yok mu? / 日本語に悪態語はないのか?
Türkler söyler, Japonlar çok kibarlar. E, herhalde biz kibar insanlarız (kibar olmayanlar da var tabi ki :p)
Ama konu küfüre gelince ''Japoncada o kadar küfür yok'' dediğimde herkes şaşırır. Dedik ya, biz kibar insanız :)
トルコ人は言います、日本人ってホント礼儀正しいと。ま、確かにわたしたち礼儀正しい人間ですから(礼儀正しくないのだっています、もちろん :p)
でも、話題が悪態語になり、「日本語にはそれほど悪態語がないよ」というと、みんな驚きます。言ったじゃないですか、わたしたちは礼儀正しい人間なんです・笑。
Geçenlerde de yine bu konu üzerinde konuştuk ve söylediler; ''Niye Japoncada küfür yok?'' ''Gerçekten küfür yok mu?'' ''Küfürsüz olmaz ki''…
先日も、またこの話をし、みんなが言いました。「なんで日本語には悪態語がないの?」「本当に悪態語ないの?」「悪態語がないなんて、考えられないよ」……。
Tamam o zaman, bir araştırayım dedim kendi kendime (ve 1 ay geçti). Gerçekten Japoncada küfür yok mu?
Araştırdığıma göre varmış, Hiroshi Kawasaki'nin kaleminden çıkan ''Kagayaku Nihongo no Akutai / Parlayan Japonca Küfürleri'' adlı kitap, Japoncada da küfür bulunduğunu ispat ediyor. Ama bunların çoğu da Kabuki, Rakugo veya Japon edebiyatındaki küfürlermiş ve çoğu şimdi kullanılmıyormuş (Eğer bu kitap elime geçerse tekrar buraya yazmak istiyorum).
というわけで、ちょっと調べてみようと思いました(そして、1ヶ月が経ったのですが)。本当に、日本語に悪態語はないのか?
調べた限り、あるようです。川崎洋という人が書いた『輝く日本語の悪態』という本が、日本語に悪態語があることを証明してくれます。しかしながら、これらのほとんどは歌舞伎や落語、あるいは日本文学のなかで使われるもので、そのほとんどが現在使われていません(もし、この本が手に入ったら、もう一度ここに書こうと思っています)。
Ve Japonca deyince aklımıza gelen büyük hocamız Haruhiko Kindaichi (Japonca dili uzumanlarıdan biri. Onun yazdığı Japonca sözlüğünü bilmeyen Japon yoktur) de şöyle demiş; Japoncadaki küfürler, Amerikadakilerine kıyasla oldukça naziktir. Baka (Aptal), Aho (Geri zekalı, aslında baka ve aho aynı anlama gelir ve ''Baka'' daha çok Tokyo taraflarında, ''Aho'' ise Kansai taraflarında kullanılan kelimedir), Manuke (Eşşek herif), Tomma (Dangalak), Konçikşoğ (Kahretsin), Kuso (Kahorasın / Bok herif) gibi kelimeler var ama cinselle ilgili olanlar azdır. *Burada zorla Türkçeye çevirdiğim için tam olarak doğru çevirememiş olabilirim, kusuruma bakmayın.
Hem de şöyle hikaye de varmış; Meiji döneminde Japonya'ya gelen Portekiz Moraes, Japoncada küfür bulunmadığına, en çok kaba olan sözlük de ''Baka'' olduğuna çok şaşırmış.
それから、日本語というと思い浮かぶ金田一春彦大先生(国語学者のひとり。彼の編纂した国語辞典を知らない日本人はいないはず)も、次のように言っています。「日本語における悪態語は、アメリカのものに比べるとかなりおとなしい。馬鹿、阿呆、マヌケ、トンマ、こん畜生、クソといった言葉はあるが、性に関するものは少ない。」※ここでは無理矢理トルコ語に翻訳したので、まさしく正確に翻訳できてはいないかもしれません。あしからず。
また、こんな話もあるそうです。明治時代に日本にやってきたポルトガル人モラエスは、日本語に悪態語がないこと、また最も下品な言葉が「馬鹿」であることに非常に驚いたとか。
Demek öyle. Yani Japonca uzumanı öyle diyorsa öyledir, benim gibi küçücük insan ne diyebilir ki… (Yanlış anlamayın, Japoncada da tabi ki kaba konuşama var, cinselle ilgili sözcükler var ama Türkçede küfür dendiğinde aklınıza gelenlerle kıyasla çok az olduğu denebilir. Kısaca kullanmıyoruz o kelimeleri.)
というわけです。つまり、日本語の専門家がそう言ってるならそうなんでしょう。わたしみたいな小市民が何を言えましょうか(誤解しないでください。日本語にだってもちろん下品な言い方はありますし、性に関する言葉だってあります。でも、トルコ語で"悪態"と言った場合に思い浮かぶ言葉と比べると、非常に少ないと言うことができるでしょう。つまりは、使わないのです、わたしたちはそういう言葉を)。
Ama konu küfüre gelince ''Japoncada o kadar küfür yok'' dediğimde herkes şaşırır. Dedik ya, biz kibar insanız :)
トルコ人は言います、日本人ってホント礼儀正しいと。ま、確かにわたしたち礼儀正しい人間ですから(礼儀正しくないのだっています、もちろん :p)
でも、話題が悪態語になり、「日本語にはそれほど悪態語がないよ」というと、みんな驚きます。言ったじゃないですか、わたしたちは礼儀正しい人間なんです・笑。
Geçenlerde de yine bu konu üzerinde konuştuk ve söylediler; ''Niye Japoncada küfür yok?'' ''Gerçekten küfür yok mu?'' ''Küfürsüz olmaz ki''…
先日も、またこの話をし、みんなが言いました。「なんで日本語には悪態語がないの?」「本当に悪態語ないの?」「悪態語がないなんて、考えられないよ」……。
Tamam o zaman, bir araştırayım dedim kendi kendime (ve 1 ay geçti). Gerçekten Japoncada küfür yok mu?
Araştırdığıma göre varmış, Hiroshi Kawasaki'nin kaleminden çıkan ''Kagayaku Nihongo no Akutai / Parlayan Japonca Küfürleri'' adlı kitap, Japoncada da küfür bulunduğunu ispat ediyor. Ama bunların çoğu da Kabuki, Rakugo veya Japon edebiyatındaki küfürlermiş ve çoğu şimdi kullanılmıyormuş (Eğer bu kitap elime geçerse tekrar buraya yazmak istiyorum).
というわけで、ちょっと調べてみようと思いました(そして、1ヶ月が経ったのですが)。本当に、日本語に悪態語はないのか?
調べた限り、あるようです。川崎洋という人が書いた『輝く日本語の悪態』という本が、日本語に悪態語があることを証明してくれます。しかしながら、これらのほとんどは歌舞伎や落語、あるいは日本文学のなかで使われるもので、そのほとんどが現在使われていません(もし、この本が手に入ったら、もう一度ここに書こうと思っています)。
Ve Japonca deyince aklımıza gelen büyük hocamız Haruhiko Kindaichi (Japonca dili uzumanlarıdan biri. Onun yazdığı Japonca sözlüğünü bilmeyen Japon yoktur) de şöyle demiş; Japoncadaki küfürler, Amerikadakilerine kıyasla oldukça naziktir. Baka (Aptal), Aho (Geri zekalı, aslında baka ve aho aynı anlama gelir ve ''Baka'' daha çok Tokyo taraflarında, ''Aho'' ise Kansai taraflarında kullanılan kelimedir), Manuke (Eşşek herif), Tomma (Dangalak), Konçikşoğ (Kahretsin), Kuso (Kahorasın / Bok herif) gibi kelimeler var ama cinselle ilgili olanlar azdır. *Burada zorla Türkçeye çevirdiğim için tam olarak doğru çevirememiş olabilirim, kusuruma bakmayın.
Hem de şöyle hikaye de varmış; Meiji döneminde Japonya'ya gelen Portekiz Moraes, Japoncada küfür bulunmadığına, en çok kaba olan sözlük de ''Baka'' olduğuna çok şaşırmış.
それから、日本語というと思い浮かぶ金田一春彦大先生(国語学者のひとり。彼の編纂した国語辞典を知らない日本人はいないはず)も、次のように言っています。「日本語における悪態語は、アメリカのものに比べるとかなりおとなしい。馬鹿、阿呆、マヌケ、トンマ、こん畜生、クソといった言葉はあるが、性に関するものは少ない。」※ここでは無理矢理トルコ語に翻訳したので、まさしく正確に翻訳できてはいないかもしれません。あしからず。
また、こんな話もあるそうです。明治時代に日本にやってきたポルトガル人モラエスは、日本語に悪態語がないこと、また最も下品な言葉が「馬鹿」であることに非常に驚いたとか。
Demek öyle. Yani Japonca uzumanı öyle diyorsa öyledir, benim gibi küçücük insan ne diyebilir ki… (Yanlış anlamayın, Japoncada da tabi ki kaba konuşama var, cinselle ilgili sözcükler var ama Türkçede küfür dendiğinde aklınıza gelenlerle kıyasla çok az olduğu denebilir. Kısaca kullanmıyoruz o kelimeleri.)
というわけです。つまり、日本語の専門家がそう言ってるならそうなんでしょう。わたしみたいな小市民が何を言えましょうか(誤解しないでください。日本語にだってもちろん下品な言い方はありますし、性に関する言葉だってあります。でも、トルコ語で"悪態"と言った場合に思い浮かぶ言葉と比べると、非常に少ないと言うことができるでしょう。つまりは、使わないのです、わたしたちはそういう言葉を)。
2012-01-18
Japoncanın garipliği / 日本語の怪
Uzuuuuuuuuun zamandır buraya gelmedi ve yazmadım. Aslında yazmak istediklerim vardı ama yazmaya kalkamadım bir türlü. Baktım bir önceki yazıma, geçen Ağustos'ta yazmışım... Vay 5 ay geçmiş... ''Kouin ya no gotoshi / Time flies like an allow (bu atasözünün Türkçesi ne demek? aklıma gelmedi. Zaman su gibi akar gider desem olur mu?)'' - Hiçbir şey yapmazsam da zaman ilerliyor. Beni beklemez. Neyse bugünkü yazıya geçeyim şimdi.
長ーーーーーーーーい間、このページに来なかったし、書きませんでした。本当は書きたいことがあったのですが、まったく書くことができませんでした。ひとつ前のポストを見ると、去年の8月に書いています。なんと5ヶ月も前。「光陰矢の如し / Time flies like an arrow (このことわざのトルコ語って何? 思い浮かばなかった。Zaman su gibi akar gider 〈時は、水のように流れゆく〉と言えるのかしら?)」。なーんにもしなくっても時間は進む。わたしを待ってはくれない。まぁいいや、きょうの話に移りましょう。
Geçen gün bir Japon arkdaşım dedi bana.
- Bir düşünürsek Japoncada ne olduğu anlaşılmayan kelimeler var.
- Ne demek o?
- Hani biz market için ''suğpağ'' kelimesini kullanıyoruz ama bu ingilizcenin 'super'i.
- Aa evet haklısın, eskiden ''super market'' deniyordu ama farkında olmadan ''super'' denmeye başladı.
- Ama bunu yabancılar anlamaz.
先日、日本人の友達が言いました。
ー ちょっと考えてみると、日本語には何のことか分からない言葉がありますよね。
ー 何のこと?
ー ほら、わたしたちマーケットのことを「スーパー」って言うじゃないですか。でも、これって英語の「スーパー」ですよね。
ー あぁ、確かに。そのとおりね。昔は「スーパーマーケット」って言われてたんだけど、いつのまにか「スーパー」と言われるようになちゃった。
ー でも、これって外国人は分からないですよね。
Evet, çok komik durum. Biz, Japonlar ''Super'' deriz ama ne süper yani... :) Eskiden biri normal marketten daha iyi market, daha büyük market olduğunu ifade etmek için ''Super market'' kelimesini kullanmaya başlamış fakat önemili olan ''market'' kelimesi gitti, ''süper'' kelimesi kaldı. Artık ''süper'' olmasa da ''super'' denir. (O yüzden gerçekten büyük marketlerde bazen ''Hyper Market'' kelimesi kullanılır.)
そう、とてもおかしな状態です。わたしたち日本人は「スーパー」と言いますが、一体何が"スーパー"なのか。かつて、誰かが普通のマーケットよりも良い、より大きなマーケットであることを表現するために「スーパーマーケット」という言葉を使ったのだろうけど、その大事な部分「マーケット」という言葉が失われ、「スーパー(super)」という言葉が残ってしまったのです。もはや「スーパー」でなくとも「スーパー」と言われる。(だから、本当に大きなマーケットでは、ときどき"ハイパーマーケット"という言葉が使われます。
Böyle düşününce komik kelimeler bulunuyor Japoncada. Hem de kelime kusaltmayı çok severiz.
Mesela...
Pasokon - Personal Computer'nın kısaltması. Japonya'da hiç kimse ''computer'' demez, ''Pasokon'' der.
Vaişatsu - İngilizcenin ''white shirt''ten gelmiş. Genelde takım elbisenin içine giyilen beyaz gömrek'i kasteder (o şekili taşıyan renkli gömrekte de kullanılır, beyaz olmamasına rağmen).
Keğtai - Keitai denva, yani cep telefonunun kısaltması. Aslında ''Keitai'' kelimesi taşınabilir ya da taşımak / getirmek anlamına gelir ama Japoncada ''Keğtai'' cep telefonu manasında.
こんなふうに考えると、日本語にはおかしな言葉が見つかります。おまけに、言葉を短くするのが好きなのです。たとえば……、
パソコン ー パーソナル・コンピュータの略。日本では誰も「コンピュータ」と言いません、「パソコン」と言います。
ワイシャツ ー 英語の「ホワイト・シャツ」から転化しました。ふつうはスーツの中に着られる白いシャツのことです(同じような形のカラーシャツでも使われます、白くないにも関わらず)。
ケータイ ー 携帯電話(トルコ語でcep telefonu)の略。本当のところ「携帯」という言葉は、持ち運び可能な、あるいは持ち運ぶという意味になるのですが、日本語では「ケータイ」というと携帯電話の意味に。
Acaba kafanızı karıştırmış mıyım? Ama merak etmeyin, Japoncadaki yeni kelimeler, yeni kısaltmalar artık ben bile anlayamıyorum... :(
もしかして、混乱させちゃったかしら? でも心配しないでください。日本語の新しい言葉や、新しい略語は、わたしでさえもう理解できません。(T_T;)
長ーーーーーーーーい間、このページに来なかったし、書きませんでした。本当は書きたいことがあったのですが、まったく書くことができませんでした。ひとつ前のポストを見ると、去年の8月に書いています。なんと5ヶ月も前。「光陰矢の如し / Time flies like an arrow (このことわざのトルコ語って何? 思い浮かばなかった。Zaman su gibi akar gider 〈時は、水のように流れゆく〉と言えるのかしら?)」。なーんにもしなくっても時間は進む。わたしを待ってはくれない。まぁいいや、きょうの話に移りましょう。
Geçen gün bir Japon arkdaşım dedi bana.
- Bir düşünürsek Japoncada ne olduğu anlaşılmayan kelimeler var.
- Ne demek o?
- Hani biz market için ''suğpağ'' kelimesini kullanıyoruz ama bu ingilizcenin 'super'i.
- Aa evet haklısın, eskiden ''super market'' deniyordu ama farkında olmadan ''super'' denmeye başladı.
- Ama bunu yabancılar anlamaz.
先日、日本人の友達が言いました。
ー ちょっと考えてみると、日本語には何のことか分からない言葉がありますよね。
ー 何のこと?
ー ほら、わたしたちマーケットのことを「スーパー」って言うじゃないですか。でも、これって英語の「スーパー」ですよね。
ー あぁ、確かに。そのとおりね。昔は「スーパーマーケット」って言われてたんだけど、いつのまにか「スーパー」と言われるようになちゃった。
ー でも、これって外国人は分からないですよね。
Evet, çok komik durum. Biz, Japonlar ''Super'' deriz ama ne süper yani... :) Eskiden biri normal marketten daha iyi market, daha büyük market olduğunu ifade etmek için ''Super market'' kelimesini kullanmaya başlamış fakat önemili olan ''market'' kelimesi gitti, ''süper'' kelimesi kaldı. Artık ''süper'' olmasa da ''super'' denir. (O yüzden gerçekten büyük marketlerde bazen ''Hyper Market'' kelimesi kullanılır.)
そう、とてもおかしな状態です。わたしたち日本人は「スーパー」と言いますが、一体何が"スーパー"なのか。かつて、誰かが普通のマーケットよりも良い、より大きなマーケットであることを表現するために「スーパーマーケット」という言葉を使ったのだろうけど、その大事な部分「マーケット」という言葉が失われ、「スーパー(super)」という言葉が残ってしまったのです。もはや「スーパー」でなくとも「スーパー」と言われる。(だから、本当に大きなマーケットでは、ときどき"ハイパーマーケット"という言葉が使われます。
Böyle düşününce komik kelimeler bulunuyor Japoncada. Hem de kelime kusaltmayı çok severiz.
Mesela...
Pasokon - Personal Computer'nın kısaltması. Japonya'da hiç kimse ''computer'' demez, ''Pasokon'' der.
Vaişatsu - İngilizcenin ''white shirt''ten gelmiş. Genelde takım elbisenin içine giyilen beyaz gömrek'i kasteder (o şekili taşıyan renkli gömrekte de kullanılır, beyaz olmamasına rağmen).
Keğtai - Keitai denva, yani cep telefonunun kısaltması. Aslında ''Keitai'' kelimesi taşınabilir ya da taşımak / getirmek anlamına gelir ama Japoncada ''Keğtai'' cep telefonu manasında.
こんなふうに考えると、日本語にはおかしな言葉が見つかります。おまけに、言葉を短くするのが好きなのです。たとえば……、
パソコン ー パーソナル・コンピュータの略。日本では誰も「コンピュータ」と言いません、「パソコン」と言います。
ワイシャツ ー 英語の「ホワイト・シャツ」から転化しました。ふつうはスーツの中に着られる白いシャツのことです(同じような形のカラーシャツでも使われます、白くないにも関わらず)。
ケータイ ー 携帯電話(トルコ語でcep telefonu)の略。本当のところ「携帯」という言葉は、持ち運び可能な、あるいは持ち運ぶという意味になるのですが、日本語では「ケータイ」というと携帯電話の意味に。
Acaba kafanızı karıştırmış mıyım? Ama merak etmeyin, Japoncadaki yeni kelimeler, yeni kısaltmalar artık ben bile anlayamıyorum... :(
もしかして、混乱させちゃったかしら? でも心配しないでください。日本語の新しい言葉や、新しい略語は、わたしでさえもう理解できません。(T_T;)
2011-08-19
Son zamanlarda beğenimi kazanan ZAHTER / 最近、お気に入りの''ザフテル''
Bu yazına kadar zahter bilmiyordum ama bildim bileli çok beğendim. Yazlıkta bir sabah, kayınvalide kahvaltı sofrasına pul biberli zeytinyağı ve zahter koydu. Kayınpeder ise ekmeği bu zeytinyağına bandırdıktan sonra zahtere banıp yedi. Ben de onu taklit edip aynı şekilde yemeyi denedim. Nefis!!!
この夏までザフテルのことを知りませんでした。でも、知って以来とっても気に入っています。サマーハウスでの朝、義母が朝食のテーブルにペッパーフレーク(http://en.wikipedia.org/wiki/Aleppo_pepper) 入りのオリーブオイルとザフテルを置きました。義父はパンをこのオリーブオイルにつけた後、ザフテルをまぶして食べました。わたしも義父を真似て同じように食べてみました。おいしーっ!!!
Kayınpeder, ABD'deyken (yani sanırım 30 - 40 sene önce) zehter tanımış, Mısırlı mıydı nereliydi tam hatırlayamıyorum ama Ortadoğulu bir arkadaşından öğrenmiş ve o arkadaştan zahter alıp Türkiye'ye dönmüş. Meğer Türkiye'de de varmış bu güzel koku ve tat veren baharat.
義父は、アメリカにいた時(おそらく30-40年前)ザフテルを知ったのだとか。エジプト人だったか何人か、ちゃんと覚えていませんが、中東出身の友だちに教えてもらったそうで、その友だちからザフテルをもらってトルコに帰ってきたそう。とはいえ、トルコでもあったのです、このいい匂いと味のスパイスは。
Sofrada ne yiyoruz, bu tam adeta bağlı. Ege bölgelerde yeşillik, yani otlar yenir ama iç Anadolu'da o kadar yenmez. Yumurta nasıl yenir bu da yaşadığımız aileye bağlı, kimiler omlet şekilde, kimiler haşlanmış şekilde, kimiler ise kızarmış şekilde yer. Mesela küçükken hiç natto (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nattō) yememiştim. Natto, Kanto bölgelerdeki (Tokyo taraflarındaki) geneleksel yemek. Kansai bölgelerde eskiden o koku yüzünden o kadar sevilmemiş. Dolayısıyla evimde de natto sofraya çıkmadı (babamın o kadar sevmediği için). Ama sonradan tanıyıp çok beğendim.
食卓で何を食べるか、これはまさしく習慣によります。エゲ地方では葉野菜、つまり野草が食べられますが、内陸アナドルではそれほど食べられません。卵をどんなふうに食べるか、これもいっしょに暮らしている家族によります。ある人たちはオムレツのように、ある人たちはゆで卵として、またある人たちは目玉焼きのカタチで食べます。たとえば、わたしは小さい頃まったく納豆を食べませんでした。納豆は関東地方(東京方面)の伝統的な食べ物。関西地方では、かつてその匂いゆえにそれほど好まれませんでした。結果的に、わたしの家でも納豆は食卓に上りませんでした(父がそれほど好きでなかったため)。けれど、あとから知ってとても好きになりました。
Bu arada zahter bayağı sağlıklı bir baharatmış, antik Roma döneminde ise mutfak ve tıp bitkisi olarak biliniyormuş. Eğer markette bulursanız (baharatçıda ise mutlaka bulunur) bir denemenizi tavsiye ederim. Birkaç kez humus yaparken kimyon bulamadığım için onun yerine kullandım ve oldukça güzel oldu. ところで、ザフテルはとても健康的なスパイスだとか。古代ローマ帝国の時代には食卓と医療の両方で使われる植物として知られていたそう。もし、マーケットで見つけたら(スパイス専門店なら絶対あります)一度試されることをおすすめします。何度かフムス(ヒヨコ豆のペースト:http://ja.wikipedia.org/wiki/フムス)を作る時にクミンが見つからなくて代わりに使ってみましたが、かなりおいしくなりました。
http://www.baharathane.com/kategori/zahter-nedir
http://www.baharathane.com/kategori/zahter-nedir
2011-07-23
Beni mutlu ettiğin için teşekkür ederim / わたしを幸せな気持ちにしてくれて、ありがとう。
Bugün sokakta bir yavru kedi gördüm. Çok küçük, sanki son zamanlarda görmeye başlamış gibi küçücük bir kediydi ve bir arabanın altında bir şeylerden korkuyormuş gibi oturyordu.
きょう、道で子猫を見かけました。とっても小さな、つい最近目が見え始めたかのような小っちゃな猫で、車の下に何かを怖がっているような感じで座っていました。
Sonra başka yoldan eve gelirken o yavru kedi ileri sokağın ortasındaydı ve arkasından büyük bir araba geliyordu. Aman, kaç diye içimde bağırdım ama araba geçtikten sonra onu göremedim. Olayın yakınına gidip onun yaşayıp yaşayamadığını bilmek istedim ama cesaret edemedim.
そのあと、別の道を通って家に帰るとき、その子猫は道の先の真ん中にいました。その後ろからは大きな車がやって来ています。「ああっ、逃げてーっ!!」と心のなかで叫びましたが、車が通り過ぎた後わたしはその子猫を見ることができませんでした。事の現場に近寄ってあの子猫が生きているのか、いないのか、知りたかったけれど見る勇気がありませんでした。
Eve gidince 1 litrelik plastik şişenin bir kısmını kesip küçük kase yaptım. Ve süt koyup demin o yavru kediyi gördüğüm yere gittim. Allah şükürler olsun, o yaşıyordu. hiç yaralanmamıştı. Onun önüne süt koydum, o da yavaş yavaş içmeye başladı. Birazdan başka kediler de gelip süt içmeye başladı.
家に帰ってすぐ1リットルのペットボトルの一部を切り取り、小さな器を作りました。それからミルクを注いで、あの子猫を見た場所に行きました。神さまありがとう! 猫は生きていました。怪我もまったくなし。子猫の前にミルクを置くと、ゆっくりと飲みはじめました。少しして他の猫たちも近寄って来て、ミルクを飲みはじめました。
Onları görürken çok mutlu olduğumu hissettim. Nasıl bir duygu bu bilmiyorum ama herneyse mutluydum bir süre. Sokakta yaşayan kimsesiz kedilerin bana mutluluk duygularını getirdiği için ben de teşekkür ettim onlara.
彼らを見ていると、とても幸せな気持ちになりました。どういう感情なのか分からないけれど、とにかく幸せだったのです、少しのあいだ。通りで暮らしている孤児の猫たちが、わたしに幸せな気持ちを運んできてくれたから、わたしも彼らに感謝しました。
Galiba çok küçük bir şey bu. Yazmaya değmez diyeler de vardır. Yine de yazmak istedim. Bugün hissettiğim mutluluğumun bir şekilde kalmasını istedim.
たぶん、とっても小さなことだけれど、書く価値なんてないと言う人もいるだろうけど、それでも書きたいと思いました。きょう、わたしが感じた幸せを何かしらのカタチで残したかったのです。
Türkiye'de yaz gelince facebook'ta yukarıdaki gibi bir afiş görünmeye başlar; ''Onlar için bu yaz boyunca kapımızın önüne bir kap su bulunduralım.'' Bu, sokakta yaşayan hayvanlar için yapılan bir kampanya.
Sokakta yaşayan kediler ve köpekler bize zarar vermiyor. Hatta bugün yaşadığım gibi mutluluk duygularını bile getirebiliyor. Evet, bir kap su bırakalım her sokaklara. Bu sıcaklıkta biz yanarken onlar da yanıyor. Biz aynı toprakta BERABER yaşıyoruz.
トルコでは夏になるとフェイスブックで上のようなポスターが出回ります。「彼らのためにこの夏じゅう、わたしたちの家の前に一杯の水があるようにしましょう。」これは、通りで暮らす動物たちのために行なわれているキャンペーンです。
通りで暮らす猫や犬たちは、わたしたちに害を及ぼしません。それどころか、きょうわたしが経験したように幸せな気持ちさえ運んでくることができるのです。そう、一杯の水を置きましょう、すべての通りに。この暑さでわたしたちが暑いと感じているとき、彼らだって暑いのです。わたしたちは、同じ星で“ともに”生きているのです。
きょう、道で子猫を見かけました。とっても小さな、つい最近目が見え始めたかのような小っちゃな猫で、車の下に何かを怖がっているような感じで座っていました。
Sonra başka yoldan eve gelirken o yavru kedi ileri sokağın ortasındaydı ve arkasından büyük bir araba geliyordu. Aman, kaç diye içimde bağırdım ama araba geçtikten sonra onu göremedim. Olayın yakınına gidip onun yaşayıp yaşayamadığını bilmek istedim ama cesaret edemedim.
そのあと、別の道を通って家に帰るとき、その子猫は道の先の真ん中にいました。その後ろからは大きな車がやって来ています。「ああっ、逃げてーっ!!」と心のなかで叫びましたが、車が通り過ぎた後わたしはその子猫を見ることができませんでした。事の現場に近寄ってあの子猫が生きているのか、いないのか、知りたかったけれど見る勇気がありませんでした。Eve gidince 1 litrelik plastik şişenin bir kısmını kesip küçük kase yaptım. Ve süt koyup demin o yavru kediyi gördüğüm yere gittim. Allah şükürler olsun, o yaşıyordu. hiç yaralanmamıştı. Onun önüne süt koydum, o da yavaş yavaş içmeye başladı. Birazdan başka kediler de gelip süt içmeye başladı.
家に帰ってすぐ1リットルのペットボトルの一部を切り取り、小さな器を作りました。それからミルクを注いで、あの子猫を見た場所に行きました。神さまありがとう! 猫は生きていました。怪我もまったくなし。子猫の前にミルクを置くと、ゆっくりと飲みはじめました。少しして他の猫たちも近寄って来て、ミルクを飲みはじめました。
Onları görürken çok mutlu olduğumu hissettim. Nasıl bir duygu bu bilmiyorum ama herneyse mutluydum bir süre. Sokakta yaşayan kimsesiz kedilerin bana mutluluk duygularını getirdiği için ben de teşekkür ettim onlara.
彼らを見ていると、とても幸せな気持ちになりました。どういう感情なのか分からないけれど、とにかく幸せだったのです、少しのあいだ。通りで暮らしている孤児の猫たちが、わたしに幸せな気持ちを運んできてくれたから、わたしも彼らに感謝しました。
Galiba çok küçük bir şey bu. Yazmaya değmez diyeler de vardır. Yine de yazmak istedim. Bugün hissettiğim mutluluğumun bir şekilde kalmasını istedim.
たぶん、とっても小さなことだけれど、書く価値なんてないと言う人もいるだろうけど、それでも書きたいと思いました。きょう、わたしが感じた幸せを何かしらのカタチで残したかったのです。
Türkiye'de yaz gelince facebook'ta yukarıdaki gibi bir afiş görünmeye başlar; ''Onlar için bu yaz boyunca kapımızın önüne bir kap su bulunduralım.'' Bu, sokakta yaşayan hayvanlar için yapılan bir kampanya.
Sokakta yaşayan kediler ve köpekler bize zarar vermiyor. Hatta bugün yaşadığım gibi mutluluk duygularını bile getirebiliyor. Evet, bir kap su bırakalım her sokaklara. Bu sıcaklıkta biz yanarken onlar da yanıyor. Biz aynı toprakta BERABER yaşıyoruz.
トルコでは夏になるとフェイスブックで上のようなポスターが出回ります。「彼らのためにこの夏じゅう、わたしたちの家の前に一杯の水があるようにしましょう。」これは、通りで暮らす動物たちのために行なわれているキャンペーンです。
通りで暮らす猫や犬たちは、わたしたちに害を及ぼしません。それどころか、きょうわたしが経験したように幸せな気持ちさえ運んでくることができるのです。そう、一杯の水を置きましょう、すべての通りに。この暑さでわたしたちが暑いと感じているとき、彼らだって暑いのです。わたしたちは、同じ星で“ともに”生きているのです。
2011-06-08
İki dilde Japon edebiyatını tatmak / ふたつの言語で日本文学を味わうこと
Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, sayı 39'un Japon Edebiyatı baskının hemen hemen hepsini okudum ve gayet beğendim :)
ラージヴェルト・小説と詩の雑誌、39号の日本文学特集をほとんど全部読み、とても気に入りました。
Önce arkadaşlarımdan mesaj gelmeye başladı, kendilerinin yazdığı makale, çeviri ya da şiir bulunduğu için bana tavsiye ediyorlardı, ben de hemen kitapçıya gidip aldım.
まず、友だちたちからメールが来はじめました。彼らの書いた論文や翻訳、詩が掲載されているからと勧めてくれたのです。わたしもすぐに本屋に行って手に入れました。
En çok beğendiğim kısım ise Ogai Mori'nin Takase-bune adlı bir eserinin ve Ryunosuke Akutagawa'nın Sihir adlı bir eserinin çevirisi. Yeniden öykü okumayı sevdiğimi hatırladım. Yani Türkçede olsa öykü okumak bayağı keyifliydi benim için.
最も気に入ったコーナーはと言うと、森鴎外の高瀬舟、芥川龍之介の魔法という作品の翻訳。改めて、わたしは小説を読むのが好きなんだと実感しました。トルコ語であっても小説を読むのは本当に楽しいことでした、わたしにとって。

Bir de okurken merak ettim, bu cümlenin Japoncası neydi diye.
Mesela...
また、読んでいるとき気になったのです。この文章の日本語はどんなだったのか。
たとえば……
「そういう罪人(ざいにん)を載(の)せて、入相(いりあい)の鐘の鳴(な)るころにこぎ出(だ)された高瀬舟(たかせぶね)は、黒(くろ)ずんだ京都(きょうと)の町(まち)の家々(いえいえ)を両岸(りょうがん)に見(み)つつ、東(ひがし)へ走(はし)って、加茂川(かもがわ)を横(よこ)ぎって下(くだ)るのであった。」
Bu cümle şöyle çevirilmiş; Takase-bune, bu tür bir suçluyu alıp akşamüstü çanının çalındığı sıralarda yola çıkar, siyaha bürünmüş Kyoto evlerinin arasından önce doğuya doğru ilerler, arada Kamo Nehri'nden de geçerek aşağı giderdi.
「知恩院(ちおんいん)の桜(さくら)が入相(いりあい)の鐘(かね)に散(ち)る春(はる)の夕(ゆう)べに、これまで類(るい)のない、珍(めずら)しい罪人(ざいにん)が高瀬舟(たかせぶね)に載(の)せられた。」
Bu cümle ise şöyle çevilirmiş; Çion mabedindeki kiraz çiçeklerinin akşamüstü çanının sesleriyle döküldüğü bir bahar akşamı, o zamana kadar benzeri görülmemiş ilginç bir suçlu Takase-bune'ye bindirildi.
Bu cümleler Türklerin gönlüne nasıl yankır bilmiyorum ama okuduğumda ''akşamüstü siyaha bürünmüş Kyoto evleri'' ve ''kiraz çiçeklerinin akşamüstü çanının sesleriyle döküldüğü bir bahar akşamı'' manzarası gözlerimin önünde canlı canlı çizilmiş gibi hissettim. Gecenin siyahlara dönen akşamın havasına sarılmış Kyoto evleri... Akşamüstü çanının seslerine eşlik etmişcesine dökülen kiraz çiçeği yaprakları... eskiden gördüğüm manzara, aniden aklıma geldi o cümleleri okurken.
この文章が、トルコ人の心にどんなふうに響くのか分かりませんが、読んだとき「夕暮れどき、黒ずむ京都の家々」や「桜の花が、夕暮れ時の鐘の音とともに散る春の夕べ」の景色が眼前にまざまざと描かれたようでした。夜の闇に移り変わる夕暮れの空気に包まれた京都の家々……、夕暮れの鐘の音に寄り添うように散る桜の花びら……。かつて見た景色が、突然思い浮かんだのです、この文章を読んでいるときに。
İki dilde güzel eserler okumak ne keyifli bir şey :) Çevirenlerin kalemine emeklerine sağlık diyorum ♪
ふたつの言葉で素敵な作品を読むって、なんて楽しいことでしょう。翻訳者の努力に感謝 ♪ です。
Eğer Japon Edebiyatıyla ilgileniyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda canım arkadaşım Türkler Özşekerli'nin şiiri de bu sayıda bulunmakta. :) Yalnız 6 lira ile Japon edebiyatıyla tanışma keyfini elde edebilirsiniz.
もし、日本文学に関心がおありなら、ぜひご一読あれ。それと、わたしの大切な友だちトゥルケル・オズシェケルリの詩もこの号に載っています :) たった6リラで、日本文学を知る楽しさを手に入れられますよ。
ラージヴェルト・小説と詩の雑誌、39号の日本文学特集をほとんど全部読み、とても気に入りました。
Önce arkadaşlarımdan mesaj gelmeye başladı, kendilerinin yazdığı makale, çeviri ya da şiir bulunduğu için bana tavsiye ediyorlardı, ben de hemen kitapçıya gidip aldım.
まず、友だちたちからメールが来はじめました。彼らの書いた論文や翻訳、詩が掲載されているからと勧めてくれたのです。わたしもすぐに本屋に行って手に入れました。
En çok beğendiğim kısım ise Ogai Mori'nin Takase-bune adlı bir eserinin ve Ryunosuke Akutagawa'nın Sihir adlı bir eserinin çevirisi. Yeniden öykü okumayı sevdiğimi hatırladım. Yani Türkçede olsa öykü okumak bayağı keyifliydi benim için.
最も気に入ったコーナーはと言うと、森鴎外の高瀬舟、芥川龍之介の魔法という作品の翻訳。改めて、わたしは小説を読むのが好きなんだと実感しました。トルコ語であっても小説を読むのは本当に楽しいことでした、わたしにとって。
Bir de okurken merak ettim, bu cümlenin Japoncası neydi diye.
Mesela...
また、読んでいるとき気になったのです。この文章の日本語はどんなだったのか。
たとえば……
「そういう罪人(ざいにん)を載(の)せて、入相(いりあい)の鐘の鳴(な)るころにこぎ出(だ)された高瀬舟(たかせぶね)は、黒(くろ)ずんだ京都(きょうと)の町(まち)の家々(いえいえ)を両岸(りょうがん)に見(み)つつ、東(ひがし)へ走(はし)って、加茂川(かもがわ)を横(よこ)ぎって下(くだ)るのであった。」
Bu cümle şöyle çevirilmiş; Takase-bune, bu tür bir suçluyu alıp akşamüstü çanının çalındığı sıralarda yola çıkar, siyaha bürünmüş Kyoto evlerinin arasından önce doğuya doğru ilerler, arada Kamo Nehri'nden de geçerek aşağı giderdi.
「知恩院(ちおんいん)の桜(さくら)が入相(いりあい)の鐘(かね)に散(ち)る春(はる)の夕(ゆう)べに、これまで類(るい)のない、珍(めずら)しい罪人(ざいにん)が高瀬舟(たかせぶね)に載(の)せられた。」
Bu cümle ise şöyle çevilirmiş; Çion mabedindeki kiraz çiçeklerinin akşamüstü çanının sesleriyle döküldüğü bir bahar akşamı, o zamana kadar benzeri görülmemiş ilginç bir suçlu Takase-bune'ye bindirildi.
Bu cümleler Türklerin gönlüne nasıl yankır bilmiyorum ama okuduğumda ''akşamüstü siyaha bürünmüş Kyoto evleri'' ve ''kiraz çiçeklerinin akşamüstü çanının sesleriyle döküldüğü bir bahar akşamı'' manzarası gözlerimin önünde canlı canlı çizilmiş gibi hissettim. Gecenin siyahlara dönen akşamın havasına sarılmış Kyoto evleri... Akşamüstü çanının seslerine eşlik etmişcesine dökülen kiraz çiçeği yaprakları... eskiden gördüğüm manzara, aniden aklıma geldi o cümleleri okurken.
この文章が、トルコ人の心にどんなふうに響くのか分かりませんが、読んだとき「夕暮れどき、黒ずむ京都の家々」や「桜の花が、夕暮れ時の鐘の音とともに散る春の夕べ」の景色が眼前にまざまざと描かれたようでした。夜の闇に移り変わる夕暮れの空気に包まれた京都の家々……、夕暮れの鐘の音に寄り添うように散る桜の花びら……。かつて見た景色が、突然思い浮かんだのです、この文章を読んでいるときに。
İki dilde güzel eserler okumak ne keyifli bir şey :) Çevirenlerin kalemine emeklerine sağlık diyorum ♪
ふたつの言葉で素敵な作品を読むって、なんて楽しいことでしょう。翻訳者の努力に感謝 ♪ です。
Eğer Japon Edebiyatıyla ilgileniyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda canım arkadaşım Türkler Özşekerli'nin şiiri de bu sayıda bulunmakta. :) Yalnız 6 lira ile Japon edebiyatıyla tanışma keyfini elde edebilirsiniz.
もし、日本文学に関心がおありなら、ぜひご一読あれ。それと、わたしの大切な友だちトゥルケル・オズシェケルリの詩もこの号に載っています :) たった6リラで、日本文学を知る楽しさを手に入れられますよ。
2011-06-04
Sebzeli İstanbul / ベジー・イスタンブル
Bu sefer İstanbul'a gittiğimde en çok hissettiğim şey şu; İstanbul'da yemek çeşitleri çok!!
今回、イスタンブルに行って最も感じたのはこれ。イスタンブルじゃ、食べ物の種類が多い!!!
Parsifal; Fransız Kültür Merkezi (aynı zamanda Fransa Başkonsolosluğu)'nin arkasında bulunan Kurabiye sokak üzerinde. Taksim'den girince solda bulabilirsiniz. Sebze burger çok başarılıydı :)
Türk mutfağı derken en çok ne aklımıza gelir? Japonya'ya giden arkadaşım sık sık diyordu ''Türkiye deyince Japonların aklına en çok kebap ve dondurma gelir''. Doğru. Çünkü Japonya'daki Türk restoranına gidersek en çok kebap kelimesini görüyoruz. Sokaklarda da kebap sandvici satılıyor.
トルコ料理と言って一番思い浮かぶのは何? 日本に行った友だちがよく言ってました。「トルコって言うと、日本人は最もケバブとアイスが思い浮かぶ」って。その通り。だって、日本にあるトルコ料理レストランに行けば、一番よく目にするのはケバブって言葉だもの。通りでだってケバブ・サンドが売られてる。
Maalesef (ya da çok şükür :D) benim kocam vejeteryan. Genelde et yemiyoruz (benim vejeteryan olmadığımdan bazen ihtiyaç duyduğumda yiyiyorum tabi ama ev yemeklerde et kullanmıyorum). Dışarıda yemek yerken pek çok seçenek yok. Şimdiye kadar İzmir'de vejeteryen restoranı falan görmedim.
残念ながら(あるいは幸運にも!?)わたしの旦那はベジタリアン。通常わたしたちは肉を食べません(わたしはベジタリアンじゃないのでときどき必要を感じると食べます、もちろん。でも、お家料理では肉を使いません)。外でご飯を食べるときもたいして選択肢はありません。これまでイズミルでベジタリアン・レストランは見ませんでした。
Ama 6 gün kaldığım İstanbul'da üç farklı vejeteryen restoranında yemek yedik ve hepsi çok lezizdi ♥ Galiba İstanbul'lu için yeni keşfet değil ama burada onları tanıtmak istiyorum. Japonlar için ise Türkiye'ye geldiğinde etten bıktığında gidilebilir diye yazıyorum. Gittiğim üç restoranın hepsi Taksim'e yakın bir yerde. Yani kolay ulaşılabilir.
ところが、6日間滞在したイスタンブルでは3つの異なるベジタリアン・レストランで食事しました。しかも全部美味かった ♥ おそらく、イスタンブルッ子にとっては新しい発見ではないのだろうけど、ここでそのレストランを紹介したいと思います。日本人にとってはトルコに来たとき肉料理に飽きたとき行けますしね。わたしが言った3つのレストランはすべてタクシムの近く。簡単に行くことができます。
Parsifal; Fransız Kültür Merkezi (aynı zamanda Fransa Başkonsolosluğu)'nin arkasında bulunan Kurabiye sokak üzerinde. Taksim'den girince solda bulabilirsiniz. Sebze burger çok başarılıydı :) パルシファル:フランス文化センター(であると同時にフランス領事館)の裏手にあるクラビエ通り沿い。タクシムから入ると左手にあります。野菜バーガー(フムスの揚げ物がメイン)は五つ星☆でした。
Nature and Peace; Taksim'den girince soldaki üçüncü sokağa (Küçük Parmakkapı sokak'a, Beneton binasının karşısındaki sokak) girin, hemen solda bulabilirsiniz. O gün o kadar aç olmadığımdan çok yemedim ama en azından yediğimiz helim peynirli salata ve falafele on üzerinde sekiz verebilirim.
ネイチャー&ピース:タクシムから入ると左手3つめの通り(キュチュック・パルマックカプ通り、ベネトン・ビルの向かいの通り)を入って。すぐに左手に見つかります。この日はそれほどお腹が空いていなかったのでたくさん食べませんでしたが、少なくともわたしたちの食べたヘリムチーズのサラダとフェラフェルは10段階評価で8は付けられます。
Zencefil; Yukarıda yazdığım Parsifal ile aynı sokakta, Fransız Kültür Merkezi'ne daha yakın. Kiş tarzında beş çeşit yemek yedik ve hepsi mükemmeldi :) http://maps.google.co.jp/maps/placehl=ja&um=1&ie=UTF8&q=zencefil,+istanbul&fb=1&gl=jp&hq=zencefil,&hnear=0x14caa7040068086b:0xe1ccfe98bc01b0d0,Istanbul,+Turkey&cid=5147077993146657727
Sanırım bütün vejeteryen restoranı, seyahat rehberlerinde bulunuyordur ama gerçekten başarılı!!! Çok beğendim :) Eğer etten bıkarsanız gitmenizi tavsiye ederim.
Bir de Sultanafmet'te bulunan Hint restoranına gidecektik ama bu sefer nasip olmadı, arkadaşlarımıza göre orada da çok güzelmiş :) Bu bilgiler ilginizi çekerse bir deneyin :)
思うに、すべてのベジタリアン・レストランは旅行ガイドに載っているでしょうが、本当に美味しい。すごく気に入りました。もし、肉に飽きたら行くことをおすすめします。
あと、スルタンアフメットにあるインド料理店にも行くはずだったのだけど、今回は縁がありませんでした。友だちによると、そこもとても美味しいとか。この情報、関心があったらぜひ行ってみてください。
2011-05-23
Geniş gönüllü Türkler / 心のおおらかなトルコ人
Uzun zamandır bloguma yazmadım ama son zamanlarda blog ziyaretçilerinden yorumlar aldım ve tekrar blog yazma konusunda gaza getirdim :) gerçi blog yaza yaza Türkçemi de biraz da olsa geliştirebilir miyim acaba diye umitleniyorum.
長いことブログに書きませんでしたが、最近ブログ訪問者からのコメントをもらい、再びブログを書こうという気持ちになりました :) 実際、ブログを書きながらわたしのトルコ語も少しではあっても磨くことができるのでは、と期待しています。
Artık Türk kültürlerine alıştığım için kolay kolay şaşırmıyorum (en azından şaşırdığımı göstermiyorum) ama bazen içimde ''Vay be'' diyorum.
もはやトルコ文化には親しんだので、そう簡単には驚きません(少なくとも、驚いていることを表現しません)が、ときどき心のなかで「うわぁっ!!」と言っています。
Mesela geçen eczaneye gitmiştim, arkadaşımın yerine ilaç almaya. Arkadaşım (artık kocam oldu ama bu başka bir hikaye) hastalandı ama işyerinde olduğundan eczaneye gidemedi ve bana gidip ilaç almamı rica etmişti. Ben de ''Tamam'' dedim fakat içimde ''bu iş olmayacak'' diyordum. Bende onun aldığı reçete yoktu, sadece onun kimliğini göstererek sigorta fiyatıyla ilaç alacaktım.
たとえば、先日薬局に行きました、友だちの代わりに薬を買いに。友だち(いまでは旦那様になったのですが、それはまた別の話)が病気になったのだけれど、彼は仕事場にいるため薬局に行けませんでした。それでわたしに薬を買ってきてほしいと頼んだのです。わたしは「いいよ」と言いましたが、心のなかでは「無理だよ」と思ってました。わたしには彼がもらった処方箋がなく、彼の身分証明証だけを見せて健康保険価格で薬を買うことになっていたのです。
Eczaneye gidip arkadaşımın yerine ilaç almak istediğimi söyledim. Onlar ise sigorta kullanamayacağımı, yani ertesi gün reçete getirdiğimde normal fiyat ile sigorta fiyatının farkını geri vereceklerini anlattılar. Ama bende nakit yoktu, kredi kartıyla ödeyebilir miyim diye sorduğumda olmaz dediler (tabi ki olmaz, çünkü öyle yaparsam iş karmakarşık olacaktı.) Buraya kadar hiç birşeye şaşırmadım.
薬局に行き、友だちの代わりに薬を買いたいと言いました。彼らは保険が利かないこと、というか次の日処方箋を持って行った段階で通常価格と保険価格の差額を払い戻しますと説明しました。ところが、わたしには現金がなく、クレジットカードで払えますかと聞くと、無理とのこと(もちろん無理です。そんなことをしたら支払いがめちゃくちゃ混乱しますから)。ここまでは、わたしもまったく動じませんでした。
Ondan sonra bankamatiğe gidip para çekeceğimi söylediğimde başka bir eczaci hanım ''Bir dakika, senin arkadaşın kim?'' diye sordu, ben de ona kimliğini gösterince eczaci hanim ''Aa, ben bu adamı tanıyorum, tamam sen ilaç alabilirsin.'' dedi.
Büyük soru işareti. ''? (Ne? alabiliyor muyum???)
Nasıl ödeyeceğimi sorduğumda da ''Gerek yok, yarın reçeteyi getirdiğinde ödersin.'' dedi.
Daha çok büyük soru işareti. ''??? (Neeeeeeeeeeeeeeeee??? O kadar mı bana güveniyor musunuz???)
そのあとATMに行ってお金を下ろしてきます、と言うと、別の薬剤師の女性が「ちょっと待って。あなたの友だちって誰?」と聞きました。わたしが彼の身分証を見せると「あぁ、この人なら知ってるわ。わかった、あなた薬を買えるわよ」と彼女。
大きな疑問符。(何? 買えるっていうの?)
どうやって支払うのかを聞くと「必要ないわ。明日処方箋を持ってきた時に払ってね」。
さらに大きな疑問符。(??? 何ぃぃぃぃぃいいい? そんなにわたしを信用してるのぉぉおおお?)
Böylece ilaç alabildim, arkdaşımın da geç saatte eve geldikten sonra nöbet eczaneye kadar gitme zahmeti olmadı.
Böyle davrananlara ''Geniş gönüllü'' kelimesinden daha uygun kelime var mı acaba? Evet, ben de arkadaşımla beraber daha önce o eczaneye gitmiştim bir kere. Evet sadece BİR KERE. Ama ertesi gün geleceğime inanmış.
こんなふうに薬が買え、友だちも夜遅い時間に帰宅したあと、夜間営業の薬局まで行く手間が省けたのでした。
こんな人たちに「心がおおらかな」という言葉以上に相応しい言葉があるでしょうか。確かに、わたしは友だちといっしょに以前その薬局に行ったことがあります、一度。そう、たったの一度だけ。それでも、次の日わたしがやって来ると信じたのです。
İzban (İzmir Banliyö Sistemi)'nın sefer saatlerini gösteren web sayfasında şöyle yazı bulunuyor; ''Sefer saatlerimiz Aliağa - Cumaovası arasındaki istasyonlara göre düzenlenmiştir. Bu veriler yaklaşık olarak (hem de ''yaklaşık olarak'' kısımı koyu yazmışlar!!) hesaplanmıştır.'' Güzel, ''yaklaşık'' olsun. Yukarıda yazdığım gibi duruma göre geniş gönüllü davranıyorlarsa ben de karşılık olarak geniş gönüllü davranayım :) İzban, iki - üç dakika gecikse de bir şey demeyeyim.
イズバン(イズミル郊外システムー電車)の時刻表を表示するウェブサイトには、こんなことが書いてあります;「時刻表はアリアーとジュマーオバス間の駅ごとに表示されています。この時刻は大体のものとして(しかも「大体のものとして」の部分が太字です)計算されています。素敵。大体がいい。前述のように状況に応じておおらかな心で対応されるなら、わたしもそれに応じておおらかな気持ちで処します。イズバンが2〜3分遅れたって、何にも言いません。:D
長いことブログに書きませんでしたが、最近ブログ訪問者からのコメントをもらい、再びブログを書こうという気持ちになりました :) 実際、ブログを書きながらわたしのトルコ語も少しではあっても磨くことができるのでは、と期待しています。
Artık Türk kültürlerine alıştığım için kolay kolay şaşırmıyorum (en azından şaşırdığımı göstermiyorum) ama bazen içimde ''Vay be'' diyorum.
もはやトルコ文化には親しんだので、そう簡単には驚きません(少なくとも、驚いていることを表現しません)が、ときどき心のなかで「うわぁっ!!」と言っています。
Mesela geçen eczaneye gitmiştim, arkadaşımın yerine ilaç almaya. Arkadaşım (artık kocam oldu ama bu başka bir hikaye) hastalandı ama işyerinde olduğundan eczaneye gidemedi ve bana gidip ilaç almamı rica etmişti. Ben de ''Tamam'' dedim fakat içimde ''bu iş olmayacak'' diyordum. Bende onun aldığı reçete yoktu, sadece onun kimliğini göstererek sigorta fiyatıyla ilaç alacaktım.
たとえば、先日薬局に行きました、友だちの代わりに薬を買いに。友だち(いまでは旦那様になったのですが、それはまた別の話)が病気になったのだけれど、彼は仕事場にいるため薬局に行けませんでした。それでわたしに薬を買ってきてほしいと頼んだのです。わたしは「いいよ」と言いましたが、心のなかでは「無理だよ」と思ってました。わたしには彼がもらった処方箋がなく、彼の身分証明証だけを見せて健康保険価格で薬を買うことになっていたのです。Eczaneye gidip arkadaşımın yerine ilaç almak istediğimi söyledim. Onlar ise sigorta kullanamayacağımı, yani ertesi gün reçete getirdiğimde normal fiyat ile sigorta fiyatının farkını geri vereceklerini anlattılar. Ama bende nakit yoktu, kredi kartıyla ödeyebilir miyim diye sorduğumda olmaz dediler (tabi ki olmaz, çünkü öyle yaparsam iş karmakarşık olacaktı.) Buraya kadar hiç birşeye şaşırmadım.
薬局に行き、友だちの代わりに薬を買いたいと言いました。彼らは保険が利かないこと、というか次の日処方箋を持って行った段階で通常価格と保険価格の差額を払い戻しますと説明しました。ところが、わたしには現金がなく、クレジットカードで払えますかと聞くと、無理とのこと(もちろん無理です。そんなことをしたら支払いがめちゃくちゃ混乱しますから)。ここまでは、わたしもまったく動じませんでした。
Ondan sonra bankamatiğe gidip para çekeceğimi söylediğimde başka bir eczaci hanım ''Bir dakika, senin arkadaşın kim?'' diye sordu, ben de ona kimliğini gösterince eczaci hanim ''Aa, ben bu adamı tanıyorum, tamam sen ilaç alabilirsin.'' dedi.
Büyük soru işareti. ''? (Ne? alabiliyor muyum???)
Nasıl ödeyeceğimi sorduğumda da ''Gerek yok, yarın reçeteyi getirdiğinde ödersin.'' dedi.
Daha çok büyük soru işareti. ''??? (Neeeeeeeeeeeeeeeee??? O kadar mı bana güveniyor musunuz???)
そのあとATMに行ってお金を下ろしてきます、と言うと、別の薬剤師の女性が「ちょっと待って。あなたの友だちって誰?」と聞きました。わたしが彼の身分証を見せると「あぁ、この人なら知ってるわ。わかった、あなた薬を買えるわよ」と彼女。
大きな疑問符。(何? 買えるっていうの?)
どうやって支払うのかを聞くと「必要ないわ。明日処方箋を持ってきた時に払ってね」。
さらに大きな疑問符。(??? 何ぃぃぃぃぃいいい? そんなにわたしを信用してるのぉぉおおお?)
Böylece ilaç alabildim, arkdaşımın da geç saatte eve geldikten sonra nöbet eczaneye kadar gitme zahmeti olmadı.
Böyle davrananlara ''Geniş gönüllü'' kelimesinden daha uygun kelime var mı acaba? Evet, ben de arkadaşımla beraber daha önce o eczaneye gitmiştim bir kere. Evet sadece BİR KERE. Ama ertesi gün geleceğime inanmış.
こんなふうに薬が買え、友だちも夜遅い時間に帰宅したあと、夜間営業の薬局まで行く手間が省けたのでした。
こんな人たちに「心がおおらかな」という言葉以上に相応しい言葉があるでしょうか。確かに、わたしは友だちといっしょに以前その薬局に行ったことがあります、一度。そう、たったの一度だけ。それでも、次の日わたしがやって来ると信じたのです。
İzban (İzmir Banliyö Sistemi)'nın sefer saatlerini gösteren web sayfasında şöyle yazı bulunuyor; ''Sefer saatlerimiz Aliağa - Cumaovası arasındaki istasyonlara göre düzenlenmiştir. Bu veriler yaklaşık olarak (hem de ''yaklaşık olarak'' kısımı koyu yazmışlar!!) hesaplanmıştır.'' Güzel, ''yaklaşık'' olsun. Yukarıda yazdığım gibi duruma göre geniş gönüllü davranıyorlarsa ben de karşılık olarak geniş gönüllü davranayım :) İzban, iki - üç dakika gecikse de bir şey demeyeyim.
イズバン(イズミル郊外システムー電車)の時刻表を表示するウェブサイトには、こんなことが書いてあります;「時刻表はアリアーとジュマーオバス間の駅ごとに表示されています。この時刻は大体のものとして(しかも「大体のものとして」の部分が太字です)計算されています。素敵。大体がいい。前述のように状況に応じておおらかな心で対応されるなら、わたしもそれに応じておおらかな気持ちで処します。イズバンが2〜3分遅れたって、何にも言いません。:D
2010-10-12
elektrik kesildi, öğretmenim... / 停電だったんです、先生。
Geçen gün, bir Türk arkadaşımla konuşurken ödev yapması unutulduğunda en çok ne bahane üretildiğinden bahsettik. Bir düşündüm ama hiç aklıma gelmedi (zaten her zaman ödev yapan iyi öğrenciydim :-D en azından ilkokuldayken...) Sanırım Japonya'da bahane mahane söylenmezdi genelde. Sadece utanarak unuttuğu söylenirdi. Türkiye'de ise ''Elektrik kesildi, öğretmenim.'' en çok kullanılan bahane olurdu dedi arkadaşım.
先日、あるトルコ人の友達と話していて、宿題をやるのを忘れた時に一番よく使われる言い訳に話が及びました。ちょっと考えてみたけれど、まったく思い浮かばず(もともといつも宿題をする良い生徒でしたから :-D 少なくとも、小学校のときは……)。思うに、日本では言い訳なんてふつう使われない。ただ恥ずかしげに忘れたことが告げられる。トルコはというと「停電だったんです、先生」が一番よく使われる言い訳だった、と友達は説明しました。
Şimdi de o bahane geçerli olup olmadığını bilmiyorum, eskisine göre o kadar sık sık elektrik kesilmiyordur artık. Ama Japonya'yla kıyasla elektrik kesilme ihtimali daha çok yüksek. Çünkü Japonya'da artık elektrik kesilmiyor. Olsa da yılda bir kez olabiliyor. (wikipedia'ya göre 2001-2002 yılında Japonya'da sadece 9 dakika elektrik kesilmiş, ABD'de 73 dakika, İngilitere'de 63 dakika, Fransa'da 53 dakika bulunduğu halde.)
現在もこの言い訳が有効なのか知りません。昔に比べればそれほど頻繁に停電は起こっていないでしょう。けれど、日本に比べれば停電の可能性はもっと大きい。というのも、日本ではもう停電が起こらないから。あっても年に1回あるかないか。(ウィキペディアによると2001-2002年に日本ではわずか9分の停電があったとか。アメリカで73分、イギリスで63分、フランスで53分起こっているにも関わらず)
2009 yılı Ankara'da kaldığımda (yani 9 aylık sürede) en azından 10 kereden daha fazla elektrik kesildi. Kimi zaman 5 dakikada düzeltiliyordu, kimi zaman ise 2 saatten fazla karanlıkta kalıyorduk. Bir kez akşam yemeğine mantı yaparken elektrik kesildi, karanlıkta mum yakarak mantı yapmaya devam ettik. Sayesinde unutulmaz bir gece oldu, o mantının da ayrı tadı oldu.
2009年にアンカラに滞在した際(9ヶ月の間で)、少なくとも10回以上停電がありました。あるときは5分で復旧したし、あるときは2時間以上も暗闇のなかで過ごしました。一度、夕食にマントゥを作っているとき停電し、暗闇でろうそくを灯しながらマントゥを作り続けました。おかげで忘れることのできない夜になり、あのマントゥの味も格別なものになりました。
Bazen elektrik kesilmesi de iyi olur.
Arkadaşım anlattı, elektrik kesildiği zaman babası ona çarpım tablosunu sorarmış, sonra onun anıları anlatırmış... yani elektrik kesilme zamanı sohbet zamanı olurmuş.
Bir de mum yaktığında başka bir hava oluşuyor. sanki yazın sahilde kamp ateşi yakılmış gibi... herşey durur, televizyondan ses gelmez, radiyodan ses gelmez, böyle sessizlik içinde kalınca insan kendisinden birşey anlatmaya başlıyor.
ときには停電も良いものです。
友達が話してくれました。停電した時にはお父さんが彼に掛け算の練習をさせ、そのあとお父さんの思い出話をしてくれたって。つまり、停電の時間はおしゃべりの時間になったのです。
それに、ろうそくを灯すとまた違った雰囲気が生まれます。まるで夏の浜辺でキャンプファイアをしているような……、すべてが止まる。テレビの音もせず、ラジオの音もせず、そうした静寂のなかにいると人は自分について何かを語りだします。
Ben de hatırladım, çocukken elektrik kesildiğinde ailece sohbet ettiğimizi. benim hatırlamadığım olayları anlatıyordu, mesela ‘’sen balığın gözlerini yemeyi seviyordun.’’ ‘’sen yemek masasında mayonez dağıttın.’’ ‘’bebekken gece uyumadığından seni arabaya bindirdik, arabada iyi uyuyordun.’’ falan filan...
わたしも思い出しました。子どもの頃、停電のときに家族でおしゃべりしたことを。わたしの覚えていないことを話してくれました。たとえば「お前は、魚の目を食べるのが好きだったんだ」とか「お前は、食卓にマヨネーズをぶちまけた」とか「赤ちゃんのとき、夜寝ないときにはお前を車に乗せた。車ではよく寝たんだ」とか……。
Bir de şunu hatırlıyorum. Japonya’da gök gürültüsü olduğunda göbeğini saklaması gerektiğini söylenir. Sanırım gök gürültülü fırtına olduktan sonra sıcaklık aniden düşer ki çocuklar çurçıprak olunca üşüyebilir, karın ağrısı olabilir diye göbeğini saklaması gerektiği, yani üstüne birşey giymesi gerektiği söylenmiş. Neyse annemler öylece bizi korkutuyordu her zaman.
O gün de elektrik kesildi, uzaktan gök gürültüsünün sesi yaklaşıyordu. Babam bana ‘’Göbeğimi gösterirsem gök gürültüsü benim göbeğimi alır’’ deyip tşörtünü açarak göbeğini gösterdi. Ben ise inanmamış gibi davrandım ama korkuyordum, babamın göbeğini alırsa ne yapacağım diye. Bir gök gürültüsünün sesi çıktığında onun tşörtünü çekip göbeğini sakladım. Babam kahkaha attı. Ben ise inanmamış gibi davrandığım halde öylesine davrandığım için utandım ama göbeği alınmadığından çok rahatladım.
もうひとつ、これを覚えています。日本では雷が鳴るとおへそを隠せと言われます。おそらく雷雨の後は急に気温が下がるので、子どもたちが裸でいると風邪を引いたり、お腹が痛くなったりするからおへそを隠せ、つまり上に何かを着る必要があると言われたのでしょう。とにかく、親はそういっていつも私たちを怖がらせたのです。
その日も停電で、遠くから雷の音が近づいてきていました。父がわたしに「おへそを見せたら、雷が父さんのへそを取ってしまうぞ」と言ってシャツをまくり上げ、おへそを出したのです。わたしは、信じていないようなそぶりをしながらも恐れていました、父のおへそが取られたらどうしようと。雷の音がしたとき、わたしは父のシャツを引っ張っておへそを隠しました。父は笑いました。わたしは信じないようなそぶりをしたにも関わらずそんなふうに振る舞ったことでバツの悪い思いをしつつも、おへそが取られなかったことで胸を撫で下ろしたのでした。
Artık çocuk değilim ama elektrik kesilirse ailemle ne konuşuruz acaba..? Televizyon yok, internet yok, karanlıkta mum yakarak biz ne konuşuruz...
もう子どもではないけれど、停電になったら家族とどんな話をするのでしょう。テレビもなく、インターネットもない。暗闇でろうそくを灯しながら、わたしたちは何を話すのでしょう。
Şimdi de o bahane geçerli olup olmadığını bilmiyorum, eskisine göre o kadar sık sık elektrik kesilmiyordur artık. Ama Japonya'yla kıyasla elektrik kesilme ihtimali daha çok yüksek. Çünkü Japonya'da artık elektrik kesilmiyor. Olsa da yılda bir kez olabiliyor. (wikipedia'ya göre 2001-2002 yılında Japonya'da sadece 9 dakika elektrik kesilmiş, ABD'de 73 dakika, İngilitere'de 63 dakika, Fransa'da 53 dakika bulunduğu halde.)
現在もこの言い訳が有効なのか知りません。昔に比べればそれほど頻繁に停電は起こっていないでしょう。けれど、日本に比べれば停電の可能性はもっと大きい。というのも、日本ではもう停電が起こらないから。あっても年に1回あるかないか。(ウィキペディアによると2001-2002年に日本ではわずか9分の停電があったとか。アメリカで73分、イギリスで63分、フランスで53分起こっているにも関わらず)
2009 yılı Ankara'da kaldığımda (yani 9 aylık sürede) en azından 10 kereden daha fazla elektrik kesildi. Kimi zaman 5 dakikada düzeltiliyordu, kimi zaman ise 2 saatten fazla karanlıkta kalıyorduk. Bir kez akşam yemeğine mantı yaparken elektrik kesildi, karanlıkta mum yakarak mantı yapmaya devam ettik. Sayesinde unutulmaz bir gece oldu, o mantının da ayrı tadı oldu.
2009年にアンカラに滞在した際(9ヶ月の間で)、少なくとも10回以上停電がありました。あるときは5分で復旧したし、あるときは2時間以上も暗闇のなかで過ごしました。一度、夕食にマントゥを作っているとき停電し、暗闇でろうそくを灯しながらマントゥを作り続けました。おかげで忘れることのできない夜になり、あのマントゥの味も格別なものになりました。
Bazen elektrik kesilmesi de iyi olur.
Arkadaşım anlattı, elektrik kesildiği zaman babası ona çarpım tablosunu sorarmış, sonra onun anıları anlatırmış... yani elektrik kesilme zamanı sohbet zamanı olurmuş.
Bir de mum yaktığında başka bir hava oluşuyor. sanki yazın sahilde kamp ateşi yakılmış gibi... herşey durur, televizyondan ses gelmez, radiyodan ses gelmez, böyle sessizlik içinde kalınca insan kendisinden birşey anlatmaya başlıyor.
ときには停電も良いものです。
友達が話してくれました。停電した時にはお父さんが彼に掛け算の練習をさせ、そのあとお父さんの思い出話をしてくれたって。つまり、停電の時間はおしゃべりの時間になったのです。
それに、ろうそくを灯すとまた違った雰囲気が生まれます。まるで夏の浜辺でキャンプファイアをしているような……、すべてが止まる。テレビの音もせず、ラジオの音もせず、そうした静寂のなかにいると人は自分について何かを語りだします。
Ben de hatırladım, çocukken elektrik kesildiğinde ailece sohbet ettiğimizi. benim hatırlamadığım olayları anlatıyordu, mesela ‘’sen balığın gözlerini yemeyi seviyordun.’’ ‘’sen yemek masasında mayonez dağıttın.’’ ‘’bebekken gece uyumadığından seni arabaya bindirdik, arabada iyi uyuyordun.’’ falan filan...
わたしも思い出しました。子どもの頃、停電のときに家族でおしゃべりしたことを。わたしの覚えていないことを話してくれました。たとえば「お前は、魚の目を食べるのが好きだったんだ」とか「お前は、食卓にマヨネーズをぶちまけた」とか「赤ちゃんのとき、夜寝ないときにはお前を車に乗せた。車ではよく寝たんだ」とか……。
Bir de şunu hatırlıyorum. Japonya’da gök gürültüsü olduğunda göbeğini saklaması gerektiğini söylenir. Sanırım gök gürültülü fırtına olduktan sonra sıcaklık aniden düşer ki çocuklar çurçıprak olunca üşüyebilir, karın ağrısı olabilir diye göbeğini saklaması gerektiği, yani üstüne birşey giymesi gerektiği söylenmiş. Neyse annemler öylece bizi korkutuyordu her zaman.
O gün de elektrik kesildi, uzaktan gök gürültüsünün sesi yaklaşıyordu. Babam bana ‘’Göbeğimi gösterirsem gök gürültüsü benim göbeğimi alır’’ deyip tşörtünü açarak göbeğini gösterdi. Ben ise inanmamış gibi davrandım ama korkuyordum, babamın göbeğini alırsa ne yapacağım diye. Bir gök gürültüsünün sesi çıktığında onun tşörtünü çekip göbeğini sakladım. Babam kahkaha attı. Ben ise inanmamış gibi davrandığım halde öylesine davrandığım için utandım ama göbeği alınmadığından çok rahatladım.
もうひとつ、これを覚えています。日本では雷が鳴るとおへそを隠せと言われます。おそらく雷雨の後は急に気温が下がるので、子どもたちが裸でいると風邪を引いたり、お腹が痛くなったりするからおへそを隠せ、つまり上に何かを着る必要があると言われたのでしょう。とにかく、親はそういっていつも私たちを怖がらせたのです。
その日も停電で、遠くから雷の音が近づいてきていました。父がわたしに「おへそを見せたら、雷が父さんのへそを取ってしまうぞ」と言ってシャツをまくり上げ、おへそを出したのです。わたしは、信じていないようなそぶりをしながらも恐れていました、父のおへそが取られたらどうしようと。雷の音がしたとき、わたしは父のシャツを引っ張っておへそを隠しました。父は笑いました。わたしは信じないようなそぶりをしたにも関わらずそんなふうに振る舞ったことでバツの悪い思いをしつつも、おへそが取られなかったことで胸を撫で下ろしたのでした。
Artık çocuk değilim ama elektrik kesilirse ailemle ne konuşuruz acaba..? Televizyon yok, internet yok, karanlıkta mum yakarak biz ne konuşuruz...
もう子どもではないけれど、停電になったら家族とどんな話をするのでしょう。テレビもなく、インターネットもない。暗闇でろうそくを灯しながら、わたしたちは何を話すのでしょう。
2010-08-30
Zafer Bayramı / 戦勝記念日
30 Ağustos, Türkiye'nin ulusal bayramı. Her yıl büyük bir coşkuyla kutlanır.
Bu arada millet 30 Ağustos'un nesini kutluyor?
8月30日は、トルコの国民の祝日。毎年熱狂的に祝われます。ところで、国民は8月30日の何を祝っているのでしょう。
Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı, 1921-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 23 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Anlaşması ile resmen sona ermiş. Bu savaşın sonlarında bulunan İzmir'in kurtuluşu ise 9 Eylül 1922'de.
トルコの救国戦争は、1921〜1922年の間に起こった、そして1923年7月23日に署名されたローザンヌ条約によって公的に終焉しました。この戦いの最後に見られるイズミル解放も1922年の9月9日です。
Yine de 30 Ağustos, sembolik olarak ülke toprakarını geri alındığı günü temsil ediyor ve Dumlupınar (Kütahya iline bağlı) 'da zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz anmak için kutlanıyor. Dumlupınar ilçesinin yandaki Altıntaş ilçesinde ise Zafertepe adılı bir yer de mevcut.
それでも、8月30日は象徴的に国土を再び取り戻した日だとされ、ドゥムルプナル(キュタヒヤ県)において勝利をおさめた大攻撃を思い起こすために祝われています。ドゥムルプナル郡のとなりのアルトゥンタシュ郡にはザフェルテペ(勝利の丘)もあります。
Bir de ünlü yazar Falih Rıfkı Atay (1894 - 20 Mart 1971), 30 Ağustos'u şöyle değerlendiriyor:
“Eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, özgür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi de Doğunun pençesinden kurtarmışsak, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi'ne borçluyuz.”
また、有名な作家ファリフ・ルフク・アタイ(生年1894ー1971年3月20没)は、8月30日を次のように考察しています。
「もし、わたしたちが独立国家を建設したのなら、自由な国民であるのなら、誇りある人間として生きているのなら、祖国を西洋の、我らが良心と思考を東洋のかぎ爪から救い出したのだとしたら、この大地に母のような温もりを感じているとしたら、そして安息を感じているとしたら、これらすべては、8月30日の勝利から贈られたものなのだ。」
Bugünü kutlamakla birlikte bir daha asla Türkiye'nin bölünmemesini dilerim. Bu toprağa akan kanları hatırlayıp barış ve beraberlik içinde yaşamalıyız.
今日を祝うと同時に、二度とトルコが分断されないことを願います。この大地に流された血を思い出し、平和のうちに手を取り合って生きなければ。
Bu arada millet 30 Ağustos'un nesini kutluyor?
8月30日は、トルコの国民の祝日。毎年熱狂的に祝われます。ところで、国民は8月30日の何を祝っているのでしょう。
Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı, 1921-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 23 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Anlaşması ile resmen sona ermiş. Bu savaşın sonlarında bulunan İzmir'in kurtuluşu ise 9 Eylül 1922'de.
トルコの救国戦争は、1921〜1922年の間に起こった、そして1923年7月23日に署名されたローザンヌ条約によって公的に終焉しました。この戦いの最後に見られるイズミル解放も1922年の9月9日です。
Yine de 30 Ağustos, sembolik olarak ülke toprakarını geri alındığı günü temsil ediyor ve Dumlupınar (Kütahya iline bağlı) 'da zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz anmak için kutlanıyor. Dumlupınar ilçesinin yandaki Altıntaş ilçesinde ise Zafertepe adılı bir yer de mevcut.
それでも、8月30日は象徴的に国土を再び取り戻した日だとされ、ドゥムルプナル(キュタヒヤ県)において勝利をおさめた大攻撃を思い起こすために祝われています。ドゥムルプナル郡のとなりのアルトゥンタシュ郡にはザフェルテペ(勝利の丘)もあります。
Bir de ünlü yazar Falih Rıfkı Atay (1894 - 20 Mart 1971), 30 Ağustos'u şöyle değerlendiriyor:
“Eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, özgür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi de Doğunun pençesinden kurtarmışsak, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi'ne borçluyuz.”
また、有名な作家ファリフ・ルフク・アタイ(生年1894ー1971年3月20没)は、8月30日を次のように考察しています。
「もし、わたしたちが独立国家を建設したのなら、自由な国民であるのなら、誇りある人間として生きているのなら、祖国を西洋の、我らが良心と思考を東洋のかぎ爪から救い出したのだとしたら、この大地に母のような温もりを感じているとしたら、そして安息を感じているとしたら、これらすべては、8月30日の勝利から贈られたものなのだ。」
Bugünü kutlamakla birlikte bir daha asla Türkiye'nin bölünmemesini dilerim. Bu toprağa akan kanları hatırlayıp barış ve beraberlik içinde yaşamalıyız.
今日を祝うと同時に、二度とトルコが分断されないことを願います。この大地に流された血を思い出し、平和のうちに手を取り合って生きなければ。
2010-07-29
Likya Uygarlığı / リュキア文明
Geçen Cumartesi günü, tesadüfen ''Sekai Fushigi Hakken / Dünyanın harikaları Keşfi'' adlı bir TV program izlemiş oldum. Genelde televizyon izlemiyorum ama o gün reklamda ''Bugünkü tema Türkiye'' denince televizyonun başından kalkamadım, Türkiye'yi kaçırmamalıydım ki :))
先週の土曜日、偶然『世界不思議発見』というテレビ番組を見ることになりました。ふつうテレビは見ないのですが、その日は宣伝で「きょうのテーマはトルコ」と言っていてテレビの前から離れられなくなり……。トルコは見逃せませんからっ!!!
Programda önce İstanbul tanıtıldıktan sonra Akdeniz bölgesinde gelişmiş eski uygarlık Likya'yı tanıtılmaya başladı... Kaş, Myra ve Patara'yı gezip bize gösterilen kalıntıların hepsi çooook güzeldi, bilhassa Myra'daki kaya mezarları... (Türkiye'deyken en çok gitmek istediğim yerlerinden biriydi, burası...) Ve en çok beni etkileyen konu, Likyalıların tarihte biinen ilk demokratik birliği kurmasıydı ve uzun süre savaşsız kalmasıydı... programda Patara'da bulunan ''Likya demokratik parlamento binası'' da gösterildi ve gelecek sene orada uluslararası bir toplantının düzenleneceği söylendi. Sanırım biz de Likyalılardan öğrenmemiz gerekiyor galiba demokrasiyi...
番組では、まずイスタンブルが紹介された後、地中海地方で繁栄した古代文明リュキアの紹介が始まりました。カシュ、ミラ、パタラをまわって紹介された遺跡はどれもすごく素敵っ!!! 特にミラの岩窟墓地!!(トルコにいた時、ここは最も行きたいと思っていた場所の一つでした) そして、わたしの一番印象に残った話は、リュキア人たちが歴史上で知られる初の民主主義連邦を築いたことと、長いあいだ戦争をしなかったということでした。番組ではパタラに残る〈リュキア民主主義/自治議会ビル〉も紹介され、来年にはそこで国際的な会議が開かれると言われていました。思うに、わたしたちもリュキア人たちから学ばなければいけないのかも、民主主義を。
Bu arada programda 3 soru soruldu.
ところで、番組では3つの問題が出されました。
1. Camilerde bulunan devekuşu yumurtasından yapılan lamba, camilerde bir hayvanın gelmesini engellemek için kullanılmış. Neyi engellemek için?
1. モスクで見られるだちょうの卵から作られたランプは、モスクにおいて、ある生き物の侵入を防ぐために使われました。
さて、何を防ぐため?
2. Eskiden Likya'ya gelen yabancılar, şehri geçerken kendisini Likyalı gibi göstermek için birşey takmış. Ne takmışlar?
2. かつてリュキアにやってきた外国人たちは街を通る時、自身をリュキア人に見せるためにある物を身につけたとか。何を身につけたのでしょう?
3. Patara'da aşağıdaki kimi doğmuş?
A. külkedisi B. Noel Baba C. Denizci Sinbad
3. パタラで生まれたのは、次のうち誰?
A. シンデレラ B. サンタクロース C. シンドバッド
Doğru cevap;
1. Örümcek.. örümcek devakuşu yumurtasının kokusunu sevmiyormuş, bu yüzden bunu asılan yerde örümcek ağı olmuyormuş.
2. Peruk.. tabi kel olduğunu saklamak için değil, Likyalı erkekler genelde uzun saçlıymış... bu yüzden yabancı olduğunu saklamak için peruk kullanılmış.
3. B- Noel baba.. Tabi ki biliyordum bunu :))
正解は……
1. クモ クモはだちょうの卵の匂いが嫌いらしく、そのためこれが吊られた場所ではクモの巣が張らないのだとか。
2. カツラ もちろんハゲを隠すためではなく、リュキアの男たちは一般にロングヘアーだったのだとか。だから外国人であることを隠すためにカツラが使われたのだそう。
3. Bのサンタクロース もちろん、わたしは知ってましたよっ。
先週の土曜日、偶然『世界不思議発見』というテレビ番組を見ることになりました。ふつうテレビは見ないのですが、その日は宣伝で「きょうのテーマはトルコ」と言っていてテレビの前から離れられなくなり……。トルコは見逃せませんからっ!!!
Programda önce İstanbul tanıtıldıktan sonra Akdeniz bölgesinde gelişmiş eski uygarlık Likya'yı tanıtılmaya başladı... Kaş, Myra ve Patara'yı gezip bize gösterilen kalıntıların hepsi çooook güzeldi, bilhassa Myra'daki kaya mezarları... (Türkiye'deyken en çok gitmek istediğim yerlerinden biriydi, burası...) Ve en çok beni etkileyen konu, Likyalıların tarihte biinen ilk demokratik birliği kurmasıydı ve uzun süre savaşsız kalmasıydı... programda Patara'da bulunan ''Likya demokratik parlamento binası'' da gösterildi ve gelecek sene orada uluslararası bir toplantının düzenleneceği söylendi. Sanırım biz de Likyalılardan öğrenmemiz gerekiyor galiba demokrasiyi...
番組では、まずイスタンブルが紹介された後、地中海地方で繁栄した古代文明リュキアの紹介が始まりました。カシュ、ミラ、パタラをまわって紹介された遺跡はどれもすごく素敵っ!!! 特にミラの岩窟墓地!!(トルコにいた時、ここは最も行きたいと思っていた場所の一つでした) そして、わたしの一番印象に残った話は、リュキア人たちが歴史上で知られる初の民主主義連邦を築いたことと、長いあいだ戦争をしなかったということでした。番組ではパタラに残る〈リュキア民主主義/自治議会ビル〉も紹介され、来年にはそこで国際的な会議が開かれると言われていました。思うに、わたしたちもリュキア人たちから学ばなければいけないのかも、民主主義を。
Bu arada programda 3 soru soruldu.
ところで、番組では3つの問題が出されました。
1. Camilerde bulunan devekuşu yumurtasından yapılan lamba, camilerde bir hayvanın gelmesini engellemek için kullanılmış. Neyi engellemek için?
1. モスクで見られるだちょうの卵から作られたランプは、モスクにおいて、ある生き物の侵入を防ぐために使われました。
さて、何を防ぐため?
2. Eskiden Likya'ya gelen yabancılar, şehri geçerken kendisini Likyalı gibi göstermek için birşey takmış. Ne takmışlar?
2. かつてリュキアにやってきた外国人たちは街を通る時、自身をリュキア人に見せるためにある物を身につけたとか。何を身につけたのでしょう?
3. Patara'da aşağıdaki kimi doğmuş?
A. külkedisi B. Noel Baba C. Denizci Sinbad
3. パタラで生まれたのは、次のうち誰?
A. シンデレラ B. サンタクロース C. シンドバッド
Doğru cevap;
1. Örümcek.. örümcek devakuşu yumurtasının kokusunu sevmiyormuş, bu yüzden bunu asılan yerde örümcek ağı olmuyormuş.
2. Peruk.. tabi kel olduğunu saklamak için değil, Likyalı erkekler genelde uzun saçlıymış... bu yüzden yabancı olduğunu saklamak için peruk kullanılmış.
3. B- Noel baba.. Tabi ki biliyordum bunu :))
正解は……
1. クモ クモはだちょうの卵の匂いが嫌いらしく、そのためこれが吊られた場所ではクモの巣が張らないのだとか。
2. カツラ もちろんハゲを隠すためではなく、リュキアの男たちは一般にロングヘアーだったのだとか。だから外国人であることを隠すためにカツラが使われたのだそう。
3. Bのサンタクロース もちろん、わたしは知ってましたよっ。
2010-07-07
Işığı yanan evler / 明かりの灯った家
Bugün nette bulduğum bir makaleyi çevirmeye çalışacağım.
きょうは、ネットで見つけたあるエッセイを翻訳したいと思います。
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Tıp fakültesini yeni bitirmiş,
pratisyen hekim olarak ilk görev yaptıgım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin saglık ocağına gitmiştim.
Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.
İlk gece bir eve misafir olmuştum.
Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.
Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti.
Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı.
Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu.
Ev sahibine bir şey de diyemiyordum.
Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.
わたしは医学部を卒業したばかりで、一般研修医として最初の任地・コンヤ県にある町の診療所に行ったのだった。
若く、独身だった。わたしが行ったのは、小さな町だった。
最初の晩、ある家に泊まった。
汽車の駅のすぐそばにある家だった。
夕食のあとチャイが振る舞われ、歓談が行われていた。
わたしは旅の疲れと、やってきた新しい土地への違和感に包まれていた。
時間は過ぎ、わたしは強い眠気に引き込まれようとしていた。
家の主人には、何も言えないでいた。
さらにひとときが経ったが、何の変化もなかった。
Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.
Hacıanne:
"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.
Merak ettim, tekrar sordum:
"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"
Hacıanne: "Hayır evlâdim, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok.
Ancak burası uzak bir yer.
Trenden buraların yabancısı birileri inebilir.
Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır.
Buraların yabancısı biri geldiğinde,
" ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."
家の年寄りであるハジ母さんに「母さん、ここらあたりでは何時頃に寝るんですか」と就寝を促すように尋ねた。
ハジ母さんは「息子よ、わたしたちは汽車を待っているんだよ。もうすぐ汽車がやってくる。それを待っているんだ」と答えた。
気になって、さらにわたしは訊いた。
「汽車に誰か近しい人が乗っているのですか?」
ハジ母さん曰く「いいや、待っている汽車に知り合いはいないよ。けれどね、ここは遠いところだろ。ここを知らない人たちが汽車から降りるかもしれない。この時間、このあたりで明かりの点いている家が見つからなければ、その人は通りに取り残されちまう。ここを知らない人がやってきたときに〈明かりの点いている家〉を見つけてほしいと思って待っているのさ。」
Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin,
trenden inen yabancılar için
"ışığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur?
Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda
dinlendirmeye devam ediyorlar mı?
Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan
kadınlar yaşıyorlar mı?
Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler ?
Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.
Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir
medeniyetin yetimleriyiz.
Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.
コンヤ高原で、あるいはトルコの別の場所で、汽車から降りる見知らぬ人のために〈明かりの点いている家〉は、まだあるのだろうか。
その地に不慣れな人たちは、いまも疲れたその身体を羊毛のふとんで休めているのだろうか。
腹を空かせた犬の前に、一皿の餌を置いてやる女たちはいるのだろうか。
鳥たちに巣を作らせる建物の印はいまどこに?
こうした素晴らしい人々は、遠い過去のものになってしまった。
わたしたちは、いまでは過去となってしまった素晴らしい人々の、文明社会の孤児なのだ。
わたしたちは、いなくなった者たちの埋められることのない空洞で彷徨いつづける、心の貧しき者たちなのだ。
Şâir öyle diyordu:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler."
Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler ?
Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere,
sessiz sedasız gittiler?
Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?
(Prof. Dr. Saffet Solak'ın hâtırası)
詩人はこう詠っていた。
「素晴らしき人々は、素晴らしき馬に乗って(素晴らしき過去の時間とともに)立ち去った。」
いま、こうした素晴らしい人々は、どうして、どのように過去のものとなってしまったのか。
決して帰ってくることのないよう何が彼らを脅し、彼らは音も声もたてずに去ってしまったのか。
あぁ素晴らしき祖国の素晴らしき人々よ。あなた方はいまどこに。
(サフェット・ソラク医学博士の思い出)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Bu makale ne zaman yazıldığını bilmiyorum. Yazarın dediği gibi şimdi Türkiye'de bile öyle insanlar azalıyordur ama hala kaldıklarına da eminim.
Niye bunu çevirdim, kanımca Türkiye'de öyle güzel insanlar hala kalıyordur... Azalmış olabilir ama öyle adetlerin tamamen kaybolmadığını düşünüyorum ve bunu Japonlara tanıtmak istedim...
Güzel Türkiye'nin güzel insanları... şimdi bile bir yerlerde yaşıyorlardır...
このエッセイがいつ書かれたのか、わたしは知りません。著者が言うように、現在、トルコででもこうした人々は減っているでしょう。でも、まだ残っているはずです。
どうして、これを翻訳したのか。わたしは、トルコでこうした素晴らしき人々が残っていると思うから。少なくなったかもしれないけれど、こうした慣習が完全に失われたわけではないと思うし、それを日本の人々にも知ってほしかったのです。
素晴らしきトルコの、素晴らしき人々は、いまでも、どこかで暮らしているでしょう。
きょうは、ネットで見つけたあるエッセイを翻訳したいと思います。
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Tıp fakültesini yeni bitirmiş,
pratisyen hekim olarak ilk görev yaptıgım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin saglık ocağına gitmiştim.
Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.
İlk gece bir eve misafir olmuştum.
Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.
Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti.
Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı.
Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu.
Ev sahibine bir şey de diyemiyordum.
Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.
わたしは医学部を卒業したばかりで、一般研修医として最初の任地・コンヤ県にある町の診療所に行ったのだった。
若く、独身だった。わたしが行ったのは、小さな町だった。
最初の晩、ある家に泊まった。
汽車の駅のすぐそばにある家だった。
夕食のあとチャイが振る舞われ、歓談が行われていた。
わたしは旅の疲れと、やってきた新しい土地への違和感に包まれていた。
時間は過ぎ、わたしは強い眠気に引き込まれようとしていた。
家の主人には、何も言えないでいた。
さらにひとときが経ったが、何の変化もなかった。
Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.
Hacıanne:
"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.
Merak ettim, tekrar sordum:
"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"
Hacıanne: "Hayır evlâdim, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok.
Ancak burası uzak bir yer.
Trenden buraların yabancısı birileri inebilir.
Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır.
Buraların yabancısı biri geldiğinde,
" ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."
家の年寄りであるハジ母さんに「母さん、ここらあたりでは何時頃に寝るんですか」と就寝を促すように尋ねた。
ハジ母さんは「息子よ、わたしたちは汽車を待っているんだよ。もうすぐ汽車がやってくる。それを待っているんだ」と答えた。
気になって、さらにわたしは訊いた。
「汽車に誰か近しい人が乗っているのですか?」
ハジ母さん曰く「いいや、待っている汽車に知り合いはいないよ。けれどね、ここは遠いところだろ。ここを知らない人たちが汽車から降りるかもしれない。この時間、このあたりで明かりの点いている家が見つからなければ、その人は通りに取り残されちまう。ここを知らない人がやってきたときに〈明かりの点いている家〉を見つけてほしいと思って待っているのさ。」
Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin,
trenden inen yabancılar için
"ışığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur?
Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda
dinlendirmeye devam ediyorlar mı?
Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan
kadınlar yaşıyorlar mı?
Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler ?
Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.
Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir
medeniyetin yetimleriyiz.
Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.
コンヤ高原で、あるいはトルコの別の場所で、汽車から降りる見知らぬ人のために〈明かりの点いている家〉は、まだあるのだろうか。
その地に不慣れな人たちは、いまも疲れたその身体を羊毛のふとんで休めているのだろうか。
腹を空かせた犬の前に、一皿の餌を置いてやる女たちはいるのだろうか。
鳥たちに巣を作らせる建物の印はいまどこに?
こうした素晴らしい人々は、遠い過去のものになってしまった。
わたしたちは、いまでは過去となってしまった素晴らしい人々の、文明社会の孤児なのだ。
わたしたちは、いなくなった者たちの埋められることのない空洞で彷徨いつづける、心の貧しき者たちなのだ。
Şâir öyle diyordu:"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler."
Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler ?
Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere,
sessiz sedasız gittiler?
Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?
(Prof. Dr. Saffet Solak'ın hâtırası)
詩人はこう詠っていた。
「素晴らしき人々は、素晴らしき馬に乗って(素晴らしき過去の時間とともに)立ち去った。」
いま、こうした素晴らしい人々は、どうして、どのように過去のものとなってしまったのか。
決して帰ってくることのないよう何が彼らを脅し、彼らは音も声もたてずに去ってしまったのか。
あぁ素晴らしき祖国の素晴らしき人々よ。あなた方はいまどこに。
(サフェット・ソラク医学博士の思い出)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Bu makale ne zaman yazıldığını bilmiyorum. Yazarın dediği gibi şimdi Türkiye'de bile öyle insanlar azalıyordur ama hala kaldıklarına da eminim.
Niye bunu çevirdim, kanımca Türkiye'de öyle güzel insanlar hala kalıyordur... Azalmış olabilir ama öyle adetlerin tamamen kaybolmadığını düşünüyorum ve bunu Japonlara tanıtmak istedim...
Güzel Türkiye'nin güzel insanları... şimdi bile bir yerlerde yaşıyorlardır...
このエッセイがいつ書かれたのか、わたしは知りません。著者が言うように、現在、トルコででもこうした人々は減っているでしょう。でも、まだ残っているはずです。
どうして、これを翻訳したのか。わたしは、トルコでこうした素晴らしき人々が残っていると思うから。少なくなったかもしれないけれど、こうした慣習が完全に失われたわけではないと思うし、それを日本の人々にも知ってほしかったのです。
素晴らしきトルコの、素晴らしき人々は、いまでも、どこかで暮らしているでしょう。
2010-06-25
Dizi izleyen bir tip değilim ama... / ドラマ好きなタイプじゃないんだけど……。
Türkiye'deyken Türk arkadaşlarım ya da Türkçe öğrenen arkadaşlarım bana söylüyordu, dizi izlersen Türkçe iyi öğrenebilirsin diye... Maalesef ben dizi izleyen bir tip değildim, dizi izlemekten futbol maçlarını izlemek daha çok zevkliydi benim için (şimdi de dünya kupasını takip ediyorum, sadece Japon maçlarını değil, izleyebileceğim bütün maçlarını, benim içim şenlik bu şenlik!!!).
トルコ滞在中、トルコ人の友達や、トルコ語を勉強している友達たちはわたしに言ったものでした、ドラマを見ればトルコ語がよく学べるよと。残念ながら、わたしはドラマを見るタイプではありませんでした。ドラマを見るより、サッカーのゲームを見る方が、わたしにとっては楽しみだったのです(いまも、ワールドカップを見ています。日本戦だけでなく、視聴可能なすべてのゲームを。わたしにとってこれは祭りなのです、祭りっ!!!)
Fakat izlemem gerekiyordu hem dinleme yeteneğimi geliştirmek için, hem kelime zenginliği kazanmak için, hem de Türkçe ifadeleri öğrenmek için... bazı diziler izledikten sonra biri seçmiştim ''Deniz Yıldızı'' adlı bir Ankara dizisini. Bundan başka sanırım daha güzel (ya da popüler olan) diziler vardır anlaşılan, örneğin benim oturduğum ailede en çok Arka Sokaklar, Kurtlar Vadisi, Aşk-ı Memnu filan izleniyordı, bunun haricinde de Ezel, Küçük Kadınlar, Parmakların Ardında, Yaprak Dökümü, Geniş Aile, Hanımın Çiftliği falan filan... sayılmayacak kadar diziler vardı ama beğenmedim. Yanlış anlamayın, Türk dizilerini beğenmiyor değilim, dediğim gibi önceden dizi izleyen bir tip değildim...
とはいえ、見なければなりませんでした、聴解能力を磨くために、ボキャブラリーを増やすために、そしてトルコ語の表現を学ぶために……。いくつかのドラマを見た後ひとつ選びました、『デニズ・ユルドゥズ/海星(ヒトデ)』というタイトルの、アンカラが舞台のドラマを。思うに、これ以外にもっと良い(あるいは人気のある)ドラマがあったでしょう、間違いなく。例えば、わたしの暮らしていたホストファミリーでは、『アルカ・ソカックラル/裏通り』『クルトラル・ヴァーディシ/狼たちの谷』『アーシュク・メムヌ/禁断の愛』などが一番見られていました。これ以外にも『エゼル/永遠』『キュチュック・過ドゥンラル/小さき女たち』『パルマックラル・アルドゥンダ/鉄格子の中で』『ヤプラック・ドゥキュム/落ち葉』『ゲニシュ・アイレ/大家族』『ハヌムン・チフチリィーイ/婦人の農場』などなど……数えきれないほどのドラマがありました、が気に入らなかったのです。誤解しないでください。トルコのドラマが気に入らない訳ではなく、既に述べたように以前からドラマを見るタイプではなかったのです。
Her neyse Türkçemi geliştirmek için izlemem bir şarttı ve Deniz Yıldızı'yı seçmiştim, yalnız Ankara dizisi olduğundan. Dizi izlemeyi sevmesem bile bunu izlerken ''Ha burası Kurutluş Parkı'' ''Bak, Kuğulu Parkı'nda bile çekim yapmışlar'' diye diye eğlenebiliyordum. Bir de ara sıra gittiğim Konur Sokağı'ndaki Plaklı Figüran Kahvehanesi de çıktı bir kez ekrana... Böylece devamlı izleyince diziyle ilgilenmeye başlamışım. Üstelikle dizideki dialogları da kolaylıkla anlayabiliyordum ki Japonya'ya döndükten sonra da internette izlemeye davam ediyordum. (Nette koyanların ellerine sağlık!!! Yoksa izleme şansım olmadı.)
なんであれ、トルコ語を磨くためには視聴が条件であり、『デニズ・ユルドゥズ』を選びました。ただ、アンカラが舞台のドラマというだけで。ドラマを見るのが好きでないにせよ、これを見ているときは「わぁ、ここは救国公園だ」「ホラ見て、白鳥公園でも撮影したんだね」などと言いながら楽しむことができたから。それに、時々わたしが足を運んだコヌル通りにあるプラクル・フィギュラン・カフヴェハーネシ/蓄音機コーヒー店も一度出てきました、ドラマ中に。こんなふうに見続けていると、ドラマへの興味もわき始めました。おまけに、ドラマでの会話も簡単に理解できたため、日本に戻ってからもインターネットで見続けていました(ネットにアップロードしてくれた人に感謝っ!!! そうでなければ見るチャンスはなかったもの)。
Şimdi, maalesef bu dizinin sezonu bitmiş, araya girmiş... ne zaman başlayacağını bile bilmiyorum...
Bu nedenle 2002 yılından 2004 yılına kadar yayınlanmış ''Ekmek Teknesi'' izlemeye başladım ve biraz bunalıma girdim. Hayır, dizi çok güzel çok beğendim ama ne dediklerini anlayamıyorum... Deniz Yıldızı'yı izlerken % 100 değilse de hemen hemen anlıyordum ama şimdi.. % 50 ya da 60 zorla anlıyorum diyebilirim X*** Gerçi erkeklerin konuşmalarını anlamakta zorluk çekiyordum, şimdi yeniden Türkçe öğreniyormuş gibiyim.
Vikipedi'ye göre ''Ekmek Teknesi''nde Türk dilinin kullanımındaki özen ve unutulmaya yüz tutmuş deyim ve atasözler bol bol kullanılmış ki, sanırım bu dizi iyi dinleyebilirsem daha çok Türkçem gelişmiş olabilir... umarım...
現在、残念ながらこのドラマはシーズンが終わり、休止期間に入ってしまったようです。いつ始まるのかも分かりません。
そこで、2002年〜2004年まで放映された『エクメック・テクネシ/パンの小舟(※お金を稼ぐためのツール、という意味もあるらしい)』を見始め……、ちょっと落ち込んでます。違います、ドラマは面白いし、気に入ったのですが、何と言っているのか分からないのです。『デニズ・ユルドゥズ』を見ているときは100%ではないにしても、ほとんど理解していたのに、いまは50%か60%、やっとのことで理解できる程度と言えるでしょう。もともと男性の会話を理解するのに苦労していたのですが、、、いま新たにトルコ語を学んでいるような感じです。
トルコ語版ウィキペディアによると、『エクメック・テクネシ』では、トルコ語の使用において頻度が減り、忘れられ始めた慣用句やことわざがたくさん使われているそうなので、おそらくこのドラマがよく分かるようになれば、わたしのトルコ語も上達するかも……願わくは、ですが。
''Bu devirde ekmek iki yerde bulunur, bir aslanın midesinde, bir de ekmek teknesinde...'' ''Selamün Aleyküm kahve milletinin insanları!!'' ''Tüm bardaklar dolsuuuuun!!!'' ... artık ben dizi izleyen bir tip olmuşum... :))
「この時代、パンはふたつの場所で見つけられる。ひとつはライオンの胃の中で、もうひとつはパンの船で(ライオンの胃の中=手に入れるのが非常に難しい場所、パンの船=上で述べた通りお金を稼ぐためのツールのこと)」「セラーム・アレイキュン(あなたに平安を、という意味のモスリムの挨拶)、カフヴェ仲間の者たちよ!(最近は減ってきたらしいけど、トルコでは男性のみが集う喫茶文化がある)」「すべてのカップを一杯にしてぇぇぇ!」※これらは、ドラマの中でよく使われるセンテンスです ……もはや、わたしもドラマを見るタイプになってしまったようです。f(^ ^;;)
トルコ滞在中、トルコ人の友達や、トルコ語を勉強している友達たちはわたしに言ったものでした、ドラマを見ればトルコ語がよく学べるよと。残念ながら、わたしはドラマを見るタイプではありませんでした。ドラマを見るより、サッカーのゲームを見る方が、わたしにとっては楽しみだったのです(いまも、ワールドカップを見ています。日本戦だけでなく、視聴可能なすべてのゲームを。わたしにとってこれは祭りなのです、祭りっ!!!)
Fakat izlemem gerekiyordu hem dinleme yeteneğimi geliştirmek için, hem kelime zenginliği kazanmak için, hem de Türkçe ifadeleri öğrenmek için... bazı diziler izledikten sonra biri seçmiştim ''Deniz Yıldızı'' adlı bir Ankara dizisini. Bundan başka sanırım daha güzel (ya da popüler olan) diziler vardır anlaşılan, örneğin benim oturduğum ailede en çok Arka Sokaklar, Kurtlar Vadisi, Aşk-ı Memnu filan izleniyordı, bunun haricinde de Ezel, Küçük Kadınlar, Parmakların Ardında, Yaprak Dökümü, Geniş Aile, Hanımın Çiftliği falan filan... sayılmayacak kadar diziler vardı ama beğenmedim. Yanlış anlamayın, Türk dizilerini beğenmiyor değilim, dediğim gibi önceden dizi izleyen bir tip değildim...
とはいえ、見なければなりませんでした、聴解能力を磨くために、ボキャブラリーを増やすために、そしてトルコ語の表現を学ぶために……。いくつかのドラマを見た後ひとつ選びました、『デニズ・ユルドゥズ/海星(ヒトデ)』というタイトルの、アンカラが舞台のドラマを。思うに、これ以外にもっと良い(あるいは人気のある)ドラマがあったでしょう、間違いなく。例えば、わたしの暮らしていたホストファミリーでは、『アルカ・ソカックラル/裏通り』『クルトラル・ヴァーディシ/狼たちの谷』『アーシュク・メムヌ/禁断の愛』などが一番見られていました。これ以外にも『エゼル/永遠』『キュチュック・過ドゥンラル/小さき女たち』『パルマックラル・アルドゥンダ/鉄格子の中で』『ヤプラック・ドゥキュム/落ち葉』『ゲニシュ・アイレ/大家族』『ハヌムン・チフチリィーイ/婦人の農場』などなど……数えきれないほどのドラマがありました、が気に入らなかったのです。誤解しないでください。トルコのドラマが気に入らない訳ではなく、既に述べたように以前からドラマを見るタイプではなかったのです。
Her neyse Türkçemi geliştirmek için izlemem bir şarttı ve Deniz Yıldızı'yı seçmiştim, yalnız Ankara dizisi olduğundan. Dizi izlemeyi sevmesem bile bunu izlerken ''Ha burası Kurutluş Parkı'' ''Bak, Kuğulu Parkı'nda bile çekim yapmışlar'' diye diye eğlenebiliyordum. Bir de ara sıra gittiğim Konur Sokağı'ndaki Plaklı Figüran Kahvehanesi de çıktı bir kez ekrana... Böylece devamlı izleyince diziyle ilgilenmeye başlamışım. Üstelikle dizideki dialogları da kolaylıkla anlayabiliyordum ki Japonya'ya döndükten sonra da internette izlemeye davam ediyordum. (Nette koyanların ellerine sağlık!!! Yoksa izleme şansım olmadı.)
なんであれ、トルコ語を磨くためには視聴が条件であり、『デニズ・ユルドゥズ』を選びました。ただ、アンカラが舞台のドラマというだけで。ドラマを見るのが好きでないにせよ、これを見ているときは「わぁ、ここは救国公園だ」「ホラ見て、白鳥公園でも撮影したんだね」などと言いながら楽しむことができたから。それに、時々わたしが足を運んだコヌル通りにあるプラクル・フィギュラン・カフヴェハーネシ/蓄音機コーヒー店も一度出てきました、ドラマ中に。こんなふうに見続けていると、ドラマへの興味もわき始めました。おまけに、ドラマでの会話も簡単に理解できたため、日本に戻ってからもインターネットで見続けていました(ネットにアップロードしてくれた人に感謝っ!!! そうでなければ見るチャンスはなかったもの)。
Şimdi, maalesef bu dizinin sezonu bitmiş, araya girmiş... ne zaman başlayacağını bile bilmiyorum...
Bu nedenle 2002 yılından 2004 yılına kadar yayınlanmış ''Ekmek Teknesi'' izlemeye başladım ve biraz bunalıma girdim. Hayır, dizi çok güzel çok beğendim ama ne dediklerini anlayamıyorum... Deniz Yıldızı'yı izlerken % 100 değilse de hemen hemen anlıyordum ama şimdi.. % 50 ya da 60 zorla anlıyorum diyebilirim X*** Gerçi erkeklerin konuşmalarını anlamakta zorluk çekiyordum, şimdi yeniden Türkçe öğreniyormuş gibiyim.
Vikipedi'ye göre ''Ekmek Teknesi''nde Türk dilinin kullanımındaki özen ve unutulmaya yüz tutmuş deyim ve atasözler bol bol kullanılmış ki, sanırım bu dizi iyi dinleyebilirsem daha çok Türkçem gelişmiş olabilir... umarım...
現在、残念ながらこのドラマはシーズンが終わり、休止期間に入ってしまったようです。いつ始まるのかも分かりません。
そこで、2002年〜2004年まで放映された『エクメック・テクネシ/パンの小舟(※お金を稼ぐためのツール、という意味もあるらしい)』を見始め……、ちょっと落ち込んでます。違います、ドラマは面白いし、気に入ったのですが、何と言っているのか分からないのです。『デニズ・ユルドゥズ』を見ているときは100%ではないにしても、ほとんど理解していたのに、いまは50%か60%、やっとのことで理解できる程度と言えるでしょう。もともと男性の会話を理解するのに苦労していたのですが、、、いま新たにトルコ語を学んでいるような感じです。
トルコ語版ウィキペディアによると、『エクメック・テクネシ』では、トルコ語の使用において頻度が減り、忘れられ始めた慣用句やことわざがたくさん使われているそうなので、おそらくこのドラマがよく分かるようになれば、わたしのトルコ語も上達するかも……願わくは、ですが。
''Bu devirde ekmek iki yerde bulunur, bir aslanın midesinde, bir de ekmek teknesinde...'' ''Selamün Aleyküm kahve milletinin insanları!!'' ''Tüm bardaklar dolsuuuuun!!!'' ... artık ben dizi izleyen bir tip olmuşum... :))
「この時代、パンはふたつの場所で見つけられる。ひとつはライオンの胃の中で、もうひとつはパンの船で(ライオンの胃の中=手に入れるのが非常に難しい場所、パンの船=上で述べた通りお金を稼ぐためのツールのこと)」「セラーム・アレイキュン(あなたに平安を、という意味のモスリムの挨拶)、カフヴェ仲間の者たちよ!(最近は減ってきたらしいけど、トルコでは男性のみが集う喫茶文化がある)」「すべてのカップを一杯にしてぇぇぇ!」※これらは、ドラマの中でよく使われるセンテンスです ……もはや、わたしもドラマを見るタイプになってしまったようです。f(^ ^;;)
Subscribe to:
Posts (Atom)









































